Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tatlı Cadı da öldü, Kaçak Kimbıl da, Bayan Yuving ve Küçük Jo da...
Benim kuşağımın dizi kahramanları

Bir kısmı nostalji kuşaklarında yeniden gösterilen tekrar bölümlerde yaşıyor; bir kısmı eski dizilerin filmi çekildikçe gündeme geliyor, bir kısmının ise adı bile anılmıyor. Ama onlar benim kuşağımın hafızasında yaşıyor. İşte çocukluğumun en çok izlenen dizileri...


can.dundar@e-kolay.net

Bir dönem Kemal Sunal filmleriydi televizyonları sürükleyen; sonra yarışmalar geldi, şimdi televizyon dizileri gözde... Artık izleyemiyorum. Ama ister istemez dizi deyince bizim kuşağın dizilerini anımsıyorum.
70'li yıllardı. Kahramanlar siyah-beyazdı. Evlerde televizyon azdı.
Telesafirliğe gidilir, gözler ekrana dikilir, çıt çıkmadan televizyon izlenirdi. Ta ki "Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız" yazısının ardından kumlanan televizyonun üzerine dantelli beyaz örtü örtülene dek...
Ertesi gün okul vardı; erken yatılırdı ama yine de aklımız dizilerde kalırdı:
Çarli'nin Melekleri, Uzay Yolu, Görevimiz Tehlike, Kung Fu, Kara Şimşek, McMillan ve Karısı, Beyaz Gölge, Kaygısızlar, Lassie, Köle İsaura, Kökler...
Tabii en çok Dallas, Kaçak, Bonanza, Küçük Ev, Tatlı Cadı, Komiser Kolumbo...
Şaka maka biz de bayağı bir dizi tezgahından geçmişiz.
Şimdi fark ediyorum ki, siyah-beyaz kahramanlarımızın çoğunu gömmüşüz:
Mesela Tatlı Cadı...
Mesela Dr. Riçırd Kimbıl
Mesela Bayan Yuving...
Mesela Küçük Ev'in babası, Bonanza'nın Küçük Co'su...
Bir kısmı, şimdilerde nostalji kuşaklarında yeniden gösterilen tekrar bölümlerde yaşıyor; bir kısmı eski dizilerin filmi çekildikçe gündeme geliyor, bir kısmının ise adı bile anılmıyor.
Ama onlar benim kuşağımın hafızasında yaşıyor.
İşte çocukluğumun en çok izlenenleri ve kahramanlarının başına gelenler...


KAÇAK
Masum doktor Riçırd Kimbıl
Soluk soluğa izlediğimiz dizilerin başında herhalde Kaçak geliyordu.
Ayhan Işık edalı, içine kapanık, sessiz Doktor Riçırd Kimbıl karısını öldürdüğü iddiasıyla aranıyordu.
Ezeli düşmanı Komiser Gerard, bela gibi izini sürüyordu.
Asıl katil, tek kollu adamdı galiba ama bir türlü yakalanamadığından Kimbıl'ın suçsuzluğu kanıtlanamıyordu.
Kimbıl temize çıkabilmek için asıl katili arıyordu; Komiser Gerard da Kimbıl'ı...
Bu zincirleme takip haftalarca sürüp gidiyordu.
Yüreğimiz ağzımızda izlemiş ve Kimbıl'ı çok sevmiştik.
Belki o yüzden filmi geldiğinde hiç beğenmemiştik. Harrison Ford bile bizim doktorun yerini tutamamıştı.
Aynı hayal kırıklığını bir de Kimbıl'ı oynayan David Janssen, Türkiye'ye geldiğinde yaşamıştık.
Oyuncuyla rolü arasında doğrudan bağ kurma huyumuzun temelleri o zamandan atılmıştı galiba; Janssen'i Kaçak kadar sevmemiştik.
Kimbıl'ın aksine Janssen fazla dışadönüktü. O mahcubiyetten, ürkeklikten eser yoktu. Çoğu yabancı turist gibi rakı içip dansözle göbek atmıştı. Basın toplantısında çaktırmadan ayakkabısını çıkarmasından da öyle her an kaçacak bir ruh haline de sahip olmadığını anlamıştık.


KÜÇÜK EV
Kasaba ahlakı
Küçük Ev'de ne anlatıldığını epey sonraki yıllarda fark ettim.
İronik bir şekilde dizi, İslami duyarlılığı yüksek bir kanalda yeniden yayınlanıyordu; merak edip baktım ve içindeki ağır Hıristiyanlık propagandasını o zaman fark ettim.
İngılslar aslında çok iyi insanlardı.
Baba Çarls ve anne Karolin melek gibi insanlardı.
Lora ve Mery adlı kızları ve köpekleri ile harika bir hayatları vardı.
Evde birbirleriyle hiç kavga etmez, sofraya duasız oturmaz, dua etmeden uykuya yatmazlardı.
Her pazar temiz pak giyinip at arabalarına binip kiliseye gidişlerini izlerdik.
Çarls askılı pantolon giyer, kovboy şapkası takardı; kızların bezden beyaz şapkaları vardı.
Bakkalın sarı bukleli şımarık kızından ne kadar da farklılardı.
Tipik bir Amerikan kasaba ahlakı pazarlamasıydı.
Galiba küçük kız Mery göremez olmuştu.
Lora şimdilerde 40'ını aşmış olmalı.
Baba Çarls (Bonanza'ların küçük oğlu Co) ise çoktan vefat etti.


BONANZA
Doludizgin bir hayat
Pazarları oynardı.
Anneleri ne olmuştu hatırlamıyorum şimdi ama bir baba ve üç oğuldan oluşan Bonanza'cıların doludizgin bir hayatları ve bir sığır çiftlikleri vardı.
Bu Amerikan taşra hayatıyla nasıl bir bağ kurardık bilmem ama bir kovboy filmi tadında olduğu için ilgiyle izlerdik Bonanza'yı...
Kartraytlar dürüst adamlardı. Hele en büyük kocaoğlan Hass, sempatik bile sayılırdı.
En küçük Co, başka bir gece de Küçük Ev'de baba rolüne çıkardı.
Sonra dizinin çizgi romanı da çıktı.
Bildiğim kadarıyla önce ağabey Hass veda etti dünyaya, sonra baba Ben, ardından da Küçük Co rolündeki Michael London...
Çiftlik çöktü.


DALLAS
Ceyar'ın acı sonu
Pembe dizilerin öncüsü...
Entrikaların en başdöndürücüsü...
Jenerik başlayıp da cam kaplama gökdelenler göründü mü, ışığa koşan sinekler gibi yapışırdık ekrana...
Galiba bu kadar seksapeli olan bir diziyi ailece ilk seyredişimizdi.
Teksaslı petrolcü Yuving'lerin hayatı bizimkinden önemli hale gelmişti.
Eve giren, ailenin tüm fertlerini isim isim sayarak selamlar, sonra gider köşede bekleyen şişeden kendine bir buzlu viski koyardı.
Önder Somer'den sıkılmış, aradığımız kötü adamı Ceyar'da bulmuştuk.
O, büyük düşünür; kızları değil, dünyayı ağına düşürürdü.
Hepimiz daha az vahşi bir petrolcü olan Bobi'den yanaydık. Ama para için her şeyi mübah gören Ceyar'ın ihtirası her zaman daha çok işe yarardı.
Nitekim yıllar sonra geldi, "Yaşasın kötülük" devrinin ödülünü alırcasına bizim Petrol Ofisi reklamlarında oynadı.
Para kazanırdı ama ne fayda; annesi Bayan Eli'yi deli etmişti; karısı Su Elın alkolik olup çıkmıştı.
İşin tuhafı, bunlar bize dert olurdu. Ekrana dalıp gittiğimizde "Dallas hırsızı" denen bir hırsız türü evimize dadanırdı; Dallas saati kimsenin gözü başka bir şey görmez olduğundan o saatte soygun yapan hırsızlara öyle denir olmuştu.
12 Eylül'ün hemen ertesinde gazeteler Ceyar'ı vuranın kim olduğunu açıklamak için telefon hatları açmışlardı. Halkımız sokaklarda öldürülen evlatlarının katillerinden daha çok merak ediyordu Ceyar'ın katilini...
Televizyonun nasıl bir gözbağcılık olduğunu o zamanlar fark etmeye başlamıştık.
Ama ne oldu: Dünya Ceyar'a da kalmadı. Annesi Bayan Eli, babası Cek, üvey babası Kleytın Farlov kahırlarından öldüler.
Kendisi de köşedeki bardan viskileri yuvarlaya yuvarlaya alkolik oldu. Karaciğeri çöktü; şimdi hastalıklarla boğuşuyor.


TATLI CADI
Süpürgedeki cadı
Bir dönem hepimize burun titretme denemesi yaptıran iyi yürekli güzel cadı...
Bir ölümsüz olmasına ve annesi Endora'nın bütün itirazına rağmen nedense kendine uyuz bir ölümlü bulmuştu.
Derrin, kepçe kulakları ve her daim şaşkın havası ile Endora'ya hak verdirecek kadar antipatik bir damattı. Evde bir cadıyla yaşamasına rağmen bunu yıllarca fark etmemesi, zırt pırt yemeğe gelen "iyi patron"u Lery karşısında mütemadiyen ezilmesi ile bizi sinir ederdi. Sonradan her nedense eşcinsel olduğunu açıklayıp dizideki kompozisyonu da altüst etmişti.
Sementa rolünde oynayan Elizabeth Montgomery sempatik kızdı.
1995'te 62 yaşında iken bağırsak kanserinden öldü.
Rolüyle öyle özdeşleşmişti ki mezar taşının üzerine, süpürgede uçan bir cadı işlemesi kondu.
Yıllar sonra çevrilen filminde Nicole Kidman, (her role olduğu gibi) Tatlı Cadı rolüne de yakıştı. Bugün onu seyreden çocuklar da yıllar sonra kendi Tatlı Cadı'larının yasını tutar mı acaba?


KOMİSER KOLUMBO
Sempatik komiser
Kolumbo, Hulusi Kentmen'den sonra görüp sevdiğimiz tek komiserdi.
Bogard'dan sonraki en meşhur pardösü onundu.
Bu küçük ve sempatik adam, parmaklarının arasından eksik etmediği purosu, berduş görüntüsü, dağınık saçları, kirli sakalları, külüstür arabası ile her daim, yataktan yeni kalkmış ve o telaşla olay yerine ulaşmış gibi bir görünümde olurdu.
Çevredekilerin onu aptal sanan, küçümser bakışlarına hiç aldırmaz, zengin cinayet mahallerindeki şımarık faillere acımaz, her ayrıntıyı titizlikle değerlendirerek ince zekasıyla cinayetleri çözerdi.
Bizim ilk dedektif dizimizdi.
Peter Falk daha sonra 50'nin üzerinde film yaptıysa da Komiser Columbo rolünü bir türlü aşamadı.







Çetin ALTAN
'Hukuksuz devlet' teneşirinde sallanan 'çağdaşlık' beşiği
Son yüzyılın içinde yaşanan toplumsal "etkile...
Melih AŞIK
Münih günleri...
Askeri konuların Davos'u sayılan Münih Ulusla...
Fikret BİLA
Putin'in tarihi çıkışı
43. Münih Güvenlik Konferansı'na Rusya Devlet...
Güneri CIVAOĞLU
Biz mıknatıslar
Son haftalarda özellikle "genç yönetenler" ve...
Can Dündar
Benim kuşağımın dizi kahramanları
Bir dönem Kemal Sunal filmleriydi televizyon...
Sedat ERGİN
Basında bilgi kirliliğine hayır
Hrant Dink cinayetinin gerisindeki ihmaller z...
Abbas GÜÇLÜ
Üniversiteler 'diploma işportacısı' mı?
Talat Halman önemli bir düşünür, önemli bir b...
Metin MÜNİR
Alpaslan Korkmaz: Yabancı sermaye rüzgârını fırtınaya çevirecek adam
Hükümet sessiz sedasız yabancı sermaye konusu...
Hasan PULUR
Irkçılık, kafatasçılık...
GENÇ kuşaklar "ırkçılık" kelimesini pek bilme...
Derya SAZAK
İyi Alman
İki gündür Berlin'deyiz. Aramızdan şanslı ola...
Meral TAMER
Merrill Lynch Osman'ı yere göğe koyamıyor
Dünyanın önde gelen yatırım bankalarından Mer...
Ece TEMELKURAN
Ayrılık
Erkekler birçok kez gider. Kadınlar bir kez.....
Osman ULAGAY
Haydi hayırlı savaşlar
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Müni...
Güngör URAS
Domates ihracatı kış aylarında daha fazla para getiriyor
Yılda 6 milyon ton sofralık domates üretiyoru...
Serpil YILMAZ
Abdülhamid'in zekâsı kılıçtan keskinmiş
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kısmen ve...

© 2006 Milliyet