|
 |
|
|
Kırışıklık krizim geldi!
Her sabah-akşam banyodaki aynanın önünde 20 dakikamı kremlenmeye harcıyorum. Sonuç? Yine her gün bakıyorum, dudağımın yanındaki kırışıklık yerli yerinde duruyor. Ümitsizliğe kapılıyorum
malphan@milliyet.com.tr
Her zaman klasik kadınlardan farklı olduğumu ve farklı olacağımı düşündüm. Her konuda... Ev hayatı, sosyal hayat, hayattan beklentiler, gelecek planları, ilişkiler, evlilik, giyim, güzellik... Ve işte o klasik kadınlardan biri olup çıktım.
Yaşlanmaktan korkmazdım. Anladım ki gençken kimse yaşlanmaktan korkmuyor. İnsanın ölüm döşeğine gelmeden bir gün öleceğini düşünmediği gibi, ben de yaşlılık ilk izlerini gösterene kadar yaşlanmayacağımı düşünüyordum.
Çok değil, bir yıl öncesine kadar annemi o "saçma sapan" kremleri kullandığı için gençliğin de verdiği kibirle aşağılayan ben, maaşımın azımsanamayacak kadar kısmını "mucize" kremlere harcamaya başladım bile. Patronlar zam isteyen elemanlardan türlü gerekçeler duymuşlardır: "Yeni evlendim", "Taşınacağım", "Çocuğum oldu", "Ameliyat olacağım", "Araba taksitim var", "Biradere borcumu ödemem lazım" vs...
Büyük konuşmayın!
Daha başka ne gibi mazeretler var bilmiyorum. Hiç patron olmadım. Ama düşünsenize benim gidip "Kremlere para yetiştiremiyorum. Ve bunlar benim motivasyonum için şart! Motivasyonum ne kadar artarsa benden o kadar verim alabilirsiniz" dediğimi. Patron ya beni odadan kovar ya da bakarsınız açık sözlülüğümü takdir edip maaşımı ikiye katlar. Bu biraz İngilizlerin tabiriyle "wishful thinking", yani bir nevi iyi niyetli düşünce oluyor tabii.
Neyse, demek istediğim "Ben kırışıklık kremi kullanacak adam mıydım?" Öyleymiş işte. Derlerdi hep "Büyük konuşma" diye.
Bu kremlerin bin bir çeşidi var. İfade çizgileri için olanı, ilk kırışıklıklara nüfuz edenleri, kızarıklık için olanı, lekelerle savaşanı, serumu, kapsülü, maskesi, peeling'i, su bazlısı, yağlısı, o cilt için olanı, bu cilt için olanı...
Say say bitecek gibi değil.
Kremler işe yarıyor mu?
Bir de markalar var tabii. Biri zeytinyağı özü içeriyor, diğeri meyve asitlerinden yapılıyor, bir diğeri bilmem neden.
Kimi "Meyve asitleri cilde zararlı" diyor, diğeri "Ne alakası var?" diye soruyor. Bu biraz gazetelerde gün aşırı çıkan sağlık haberleri gibi. Pazartesi sayfanın manşeti: "Şarap kalbe iyi geliyor." Çarşamba aynı sayfanın manşeti: "Şarap kalbe zarar."
İnsan neye inanacağını şaşırıyor.
Peki bu kremler işe yarıyor mu dersiniz? Bilmiyorum valla. Ben aylardır kullanıyorum; göz için ayrı, dudak için ayrı, yüz için ayrı, temizleme için ayrı, boyun için ayrı, göğüs için ayrı. Ve her sabah-akşam aynanın önünde 20 dakikamı kremlenmeye harcıyorum. Sonuç? Her gün bakıyorum, dudağımın yanındaki kırışıklık yerli yerinde duruyor.
Arkadaş sohbetlerinde mütemadiyen bu konuyu açıyorum. Arkadaşlarım kafayı yediğimi düşünüyor ama çaktırmamaya çalışıyorlar. Düşünüyorum: Onlar da aynı süreçten geçmiyorlar mı? Daha hafif atlatıyorlar sanırım.
Peki ya sonrası ne olacak? Bu giderek kötüleşen bir durum. Kırışıklıklar mola vermiyor, giderek derinleşiyor. Botoks mu? Hayatta yaptırmam.
Bugüne kadar hiç botoks yaptırmamış şefim Deniz hanım diyor ki: "İleride bütün kadınlar botokslu olacak. Botoks yaptırmak kuaföre gitmek kadar sıradanlaşacak. Botoks yaptırmayan tuhaf görünecek."
Haklılık payı olduğunu reddedemesem de durumun böyle olmamasını umuyorum. O kadınların halini görmüyor musunuz? Şişme bebek gibiler. Ağızları kapanmıyor.
Daha şimdiden 18'likleri görünce kıskanmaya başladım bile. Bu hissin nüksettiği her sefer bir yandan da içimden kıs kıs gülüp "Onların da zamanı gelecek" diye kendimi teselli ediyorum.
Bir yandan da kendime yaşlılardan yaşlı beğeniyorum: "Şunun gibi yaşlanmak istiyorum, bunun gibi yaşlanmak istemiyorum."
Güzellik mi ölüm mü?
Biz kadınlar bu takıntımızı kendimiz yetmezmiş gibi bir de hayatımızdaki erkeklere empoze etmeye çalışıyoruz. Bir arkadaşımın 30'uncu doğum gününde kız arkadaşı ona Biotherm'in kırışıklıklarla savaşan krem setini hediye etmiş. Yıllardır her konu açıldığında anlatır durur. Yer etmiş içinde resmen.
Bir yandan da tüm bunlar saçma geliyor bana. Yıllarca doğal güzellik konusunda ahkam kesen, "Meaningful Beauty" (Anlamlı Güzellik) adlı kozmetik markasının tanıtımını yapan Cindy Crawford'a bakın, botokslu. Artık 40 yaşında ve izleri onları silmek için kremler kesmiyor, botoks yaptırıyor.
Neden Cindy? Herkes senin 40 yaşında olduğunu biliyor. Neden "görünür izler" olmasın?
Ya Linda Evangelista? 41 yaşında. Dürüst davrandı ve estetik yaptırdığını açıkladı.
Teri Hatcher da geçmişte botoks yaptırmış. Bu saçma döngü nerede başladı? Kadınların pürüzsüz olması gerektiğine kim karar verdi? Teri bir yıldır yüzüne hiçbir şey yaptırmamış ve yaptırmayacakmış: "Kırışıklıkların olması kabul edilebilir bir şey olmalı." Yaşa be Teri!
Kadınlar inceldikçe, pürüzsüzleştikçe ve delirdikçe estetikçiler servetlerine servet katıyor.
Buna bir dur demenin vakti geldi. Böylece hepimiz huzurlu yaşlanabiliriz. Kırışıklıklar güzel olabilir.
Meğer büyüme hormonu kırışıklıkları yok ediyormuş ama uyarılıyor: Bu hormon sizde var olan kanser riskini tetikleyebilir çünkü kötü hücreler de katlanarak artıyor.
Bu riskli değil mi? Güzel görünmek mi, ölmek mi? Seçimimizi yapalım.
Korumalar kendilerini belli etti
20 Ocak'ta yine bu köşede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın korumalarının kıyafetlerini "Hepsi ayrı telden çalıyor" diye eleştirmiştim. Toplu fotoğrafa baktığınızda bu korumaları seçmek epey zor oluyordu. Hepsi ayrı renklerde kravat, gömlek, takım elbise giymişlerdi. Yandaki fotoğrafta ise ABD Başkanı George W. Bush'un korumalarının nizamı dikkat çekiyordu. Adamlar ikiz denecek derecede tek tip giyinmişlerdi. Bir başkanın ya da başbakanın korumalarından beklenen de budur zaten. Bu iki fotoğraf da gelişmiş ve gelişmekte olan iki ülkenin farkını net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Yazım dikkate alınmış olmalı ki geçen cumartesi Manisa'da dört bin AKP'liye seslenen Erdoğan'ın etrafında çember oluşturan korumalar siyah gömlek ve pantolonları, gri ceketleri ile kendilerini belli ediyorlardı. Olması gereken de bu işte.
|
|
|

|