|
 |
|
|
İki kahve iki tavır
Fransızlar Cafe Fouquet's'i 108 yıl yaşatıyor ve o kahve Paris'in bir abidesi haline geliyor. Biz ise 20 yılda Cafe Marmara'nın dekorunu iki defa değiştirmekle kalmıyor, parasını ödeyen istediğini yapsın havasına giriyoruz
Taksim Meydanı'ndaki Etap otelini 1984 yılında Oğuz Gürsel aldı. The Marmara oteli yaptı. Kızları Bike ve Ardıç, ardından oğlu Kağan otel işini sevdi. Üç kardeş otel işine sahip çıktı. The Marmara otelinin altındaki kahve, Cafe Marmara, İstanbul'un en önemli kahvesi haline geldi. Çünkü yeri iyi. Taksim Meydanı'na nazır. Opera binasının bitişiğinde.
Bu nedenle entelektüellerin, yazarların, çizerlerin, sanatçıların, İstanbul'a gelip giden yabancıların buluşma noktası. Sanat festivalleri döneminde sanatseverlerin buluşma yeri. Sonra dekoru iyi (idi). Gelenlerin alıştıkları "Paris kahveleri" benzeri bir dekoru var (idi). Nihayet, mutfağı ve servisi iyi (idi).
Derken pat diye dekoru değişti. O klasik dekor yıkıldı, atıldı, ucuz kafeterya masaları ve iskemleleriyle kahvenin havası rezil edildi. Şimdi de kahvenin bir yabancı kahve şirketine kiralanması gündeme geldi. Geçen hafta sonu Hürriyet'te "5 milyon dolar hava parasını veren Cafe Marmara'yı kiralar" başlığını taşıyan haberi okuyunca tüylerim diken diken oldu.
1899'dan beri aynı yerde
Sayın okuyucularıma Paris'teki Cafe Fouquet's'in hikayesini anlatayım da, başka ülkelerde neler oluyormuş bilgi sahibi olsunlar.
Cafe Fouquet's, Champs Elysees bulvarının üzerinde, bizim Cafe Marmara benzeri bir kahvedir. 1899 yılından beri aynı yerde, aynı dekorla faaliyetini sürdürür. Cafe Marmara gibi belli müşterileri vardır.
Cafe Fouquet's gecenin geç saatlerine kadar açıktır. Bir bölümü öğle ve akşam yemeği saatlerinde yemek servisine ayrılır. Yemek servisi varken de kahveye gelenlere "Neden geldin? Yemek yiyecek misin?" diye sorulmaz. İsteyen bir kahve içer, gazetesini, kitabını açıp saatlerce oturur.
Sabahları kahvaltı, gün boyu pasta, sandviç servisi vardır. İsteyen alkollü, isteyen alkolsüz içecek ısmarlar. Lokantasının en ünlü yemekleri ıstakozlu ravyoli, şarap soslu deniztarağı, ördek ciğeri, iki parçalı kuzu pirzolasıdır. Kremalı ve limonlu pastaları pek beğenilir.
İşte bu Cafe Fouquet's'i bir süre önce Arap işadamları satın almak istedi. Fransa ayağa kalktı. "Paris'in bu en önemli kahvesini yabancılara, hele hele Araplara sattırmayız" kampanyası başlatıldı. Sonunda hükümet Cafe Fouquet's'i tarihi eser ilan etti. Yabancılara satışı, dışının, içinin görünümünü değiştirme, başka amaçla kullanma imkanı ortadan kalktı.
Derken efendim, bir gelişme daha oldu. Lucien Barriere'ın (1923-1990) kurduğu grup Cafe Fouquet's'in bulunduğu binayı satın alarak otel yapmak istedi. Lucien Barriere sıradan bir işadamı değildi. Kumarhaneler ve oteller kralıydı. Deauville, Paris, Cannes,
La Baule ve Dinard'daki kumarhaneleri ve kumarhane otelleri vardı. Gene kıyamet koptu.
Lucien Barriere'ın başında kızı olan grubu, belediyeden çok Parislileri ikna etmek için ter döktü. "Biz Cafe Fouquet's'i taçlandırmak için üzerindeki binayı satın alıyoruz. Paris'in en lüks 'palas' otellerinden birini yapacağız. Cafe Fouquet's böylece daha da ortaya çıkacak" denildi.
Lucien Barriere grubu Cafe Fouquet's'ın binasına bitişik binaları da aldı. Dışlarını aynen koruyarak içlerini boşalttı. Bu binalarda 107 odalı, içinde lokantaları, barı, spor ve sağlık salonları bulunan bir otel yaptı.
Hâlâ ümitliyim
Paris'te beş yıldızlı otellerden de daha lüks olan otellere "palas" otel deniliyor. Bu otel de az sayıdaki palas otelden biri oldu. İsmi, kahvenin ismiyle bütünleşmiş: "Hotel Fouquet's Barriere Paris".
Alt katında Cafe Fouquet's olduğu için lobisi, barı, lokantası birinci kata alınmış. Otelin kahve ile bağlantısı var. Dekoru da kahvenin dekoruna uyumlu hale getirilmiş.
Bunları uzun uzun neden yazıyorum. Onlar bir kahveyi 108 yıl yaşatıyor ve o kahve Paris'in tarihi bir abidesi haline geliyor. Biz 20 yılda kahvenin dekorunu (karakterini) iki defa değiştirmekle kalmıyoruz, 5 milyon doları ödeyen yabancı kim olursa olsun, kiralasın da istediğini yapsın havasına giriveriyoruz.
Gürsel ailesi gibi varlıklı, bu işi zevk için ve bilerek yapan bir aile Cafe Marmara'yı İstanbul'un klasik bir kahvesi olarak koruyamaz, yaşatamazsa bunu kim yapabilir? Ümidim yok olmadı, hâlâ bekliyorum...
|
|
|

|