|
Kuvayı Milliye adına yalan
BAYRAK ve Kuran; iki kutsalımız. Üç tane de tabanca. Törenle yemin ediyorlar. Yemin, "Türk anadan, Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türküm" diye başlıyor. "Türk milletini dünyanın efendisi yapmak uğrunda her türlü ahval ve şerait içinde dahi... vatan, cumhuriyet ve bayrak uğruna canımı seve seve feda edeceğim" diyerek ant içiyorlar.
Balkan komitacılığından İttihat ve Terakki'ye bulaşmış 'para-militer' bir tablo!
Gazeteciler sorduğunda, Erzurum Kongresi döneminde "Atatürk'ün sine-i millete döndüğünde yaptığı yemin"i tekrarladıklarını söylüyorlar!
Devenin neresi doğru? Önce bu "Atatürk'ün yaptığı yemin" uydurması... Atatürk'ün kendisi, Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Erzurum Kongresi'nde bulunanlardan Mazhar Müfit, Hüsrev Gerede ve Cevat Dursunoğlu döneme ilişkin anılarını ayrıntılarıyla yazmışlardır. Hiçbiri böyle bir yemin töreninden, böyle bir yemin metninden bahsetmez.
Hüsrev Gerede sadece Mustafa Kemal'e bağlılık için "söz verdiklerini" anlatır. Mazhar Müfit bunu biraz komite toplantısı havasında anlatır ama, bırakın böyle bir töreni, yeminden de hiç bahsetmez.
Atatürk, Karabekir, Rauf Orbay ve Dursunoğlu'nun anlattıklarında böyle bir şey hiç yoktur. Bu birincisi...
Siz kimsiniz?
İkincisi, Milli Mücadele'de Mustafa Kemal böyle bir şey yapmış olsaydı bile, bugün tekrarlamak yanlış olurdu.
Yanlış bir eylem, dün Peygamber ya da Atatürk yapmıştı diye bugün meşrulaştırılamaz. İslam fıkhında Peygaber'imizin inanç ve ibadetlerle ilgili söz ve hareketlerinin bağlayıcı olduğu ama "devlet başkanı" sıfatıyla yaptığı tasarrufları bireylerin yapamayacağı açıkça belirtilir; savaş ilanı gibi...
Bunu kavrayacak sağlıklı bir psikoloji olmadığı zaman, işte, "cihat" kavramı El Kaide gibi örgütlerin elinde vahşi bir terör ideolojisine dönüştürülüyor.
Atatürk adına eylem ya da devrim yapmayı meşrulaştırmak için de onun adına bir "Bursa Nutku" uydurmuş veya böyle bir nutuk varsa istismar etmiş, "Bu memleketin polisi vardır, savcısı vardır, ordusu vardır demeyeceksin" telkinleriyle gayrimeşruluk teşvik edilmiştir.
Hayır! Hukuk devletinde "memleketin askeri, polisi, savcısı, hâkimi vardır", kimse kendini onların yerine koyamaz.
Siz kimsiniz ki, Atatürk olmaya özeniyorsunuz?!
Irkçılık hastalıktır
Bu derneğin üyeleri hem ırk ayırımı yapıyor, hem teröristleri "kendi silahlarıyla vuracak projeler"den bahsediyor!
Burada sadece meşruiyete karşı değil, Türkiye'nin birliğine karşı da ciddi bir sorun var!
Anasının, babasının ırkını araştırmak, soyunda "Dönme var mı?" diye soruşturmak, Türkiye'nin bütünlüğünü dinamitleyecek bir ırkçılıktır!
Milli Mücadele'de Atatürk, birleştirici olmak için, Türkiye halkını tarif ederken ülkemizdeki çeşitli etnik unsurların adını sayıp "hepsinden oluşan anâsır-ı İslamiye" terimini kullandığı gibi, onun yaptığı 1924 Anayasası'ndan bugüne, "vatandaşlık bağı" ile bağlı olan herkes "Türk" sayılmıyor mu? Siz nasıl ırk ayrımı yapabilirsiniz?!
Bu hastalıklı bir psikolojidir. Siz bunu sözle söylerseniz, lümpen yığınlarından delikanlı birileri çıkıp cinayet işler!
Olmadı mı bunlar?
Bu mariz psikolojiye milliyetçilik de, vatanseverlik de denilemez.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|