|
 |
|
|
'Artık kim düşman o bile belli değil'
Herkesin aklındaki soru "Kerkük'te ne olacak?" Necmettin İzzettin adlı orta yaşlı Türkmen, "Durum çok kötü. Bir Saddam gitti, yerine bin Saddam geldi" diyor. Ona göre işlerin bozulmasının nedeni burada çok fazla el olması...
KERKÜK YENİ SARAYBOSNA MI?
Semih İdiz 'Ateşin düşeceği' kenti gezdi
FOTOĞRAFLAR: Namık Durukan
Kerkük'te ne olacak? Şehirde herkesin merak ettiği konu bu. Kürtler hedeflerine doğru emin adımlarla ilerlediklerini düşünürlerken, Araplar "etnik temizlik" beklentisi içinde tedbirlerini alıyorlar.
Belli ki bu iki "kavim" arasında eskiye dayanan kinlerle de beslenen kanlı bir hesaplaşma olacak. Türkmenler ise kaygılı. Arada kalmaktan korkuyorlar. Üstelik kendilerini koruyacak silahları da yok.
ITC Başkanlığı önündeyiz. Necmettin İzzettin adlı orta yaşlı Türkmen ile konuşuyoruz. "Neler oluyor burada?" diye sorduğumda "bir dokun bir ah işit misali" içini dökmeye başlıyor. "Durum çok kötüdür. Bir Saddam gitti, yerine bin Saddam geldi" diyor. "Düşman kim belli değil. Amerika mı, Peşmerge mi, Iraklı mı, hırsız mı, İran mı, İsrail mi, El Kaide mi? Hiç belli değil. Burada çok fazla el var. İşleri fena bozuyor."
Özellikle Kürtleri soruyorum. "Üzerimize çok fazla geliyorlar. Kendimizi koruyamıyoruz. Peşmerge ve Amerikalı silahımızı aldı. Amerika Kürdü destekliyor. Yoksa bu kadar cesur olamazdı" diyor. Biz sormadan da ekliyor: "Bu arada zengin Türkmenler de hırsız yüzünden gitmeye başladılar. Bu moralimizi daha da bozuyor." İzzettin "hırsız"dan fidyecileri kastediyor. Bu ciddi sorunun trajik sonuçlarına daha sonra konuştuğumuz Türkmeneli TV Haber Şefi Ali Kasapoğlu da başından geçen bir olayla değiniyor.
Saldırılar Türkmenlere karşı
Kendisiyle, halk arasında "uydu" diye bilinen, Türkmeneli TV'nin yüksek beton duvarlar arkasında korunan binasında konuşuyorum. Bir ara duvardaki genç erkeğin resmini soruyorum. "Yakın akrabamdı. Para için kaçırdılar. Direnince de öldürdüler" diyor Kasapoğlu, Kerkük'te yaşamın nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu kanıtlarcasına.
Türkmenler "bütün saldırılar bize karşı oluyor" diyorlar. Öyle de bir görüntü aslında var. Nitekim daha birkaç gün önce ITC Başkanı Saadettin Ergeç, yol kenarına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonunda az kalsın yaşamını yitiriyordu.
Bir diğer örnek ise Kerkük İl Eğitim Müdürü Türkmen Şen Ömer Mübarek'in durumu. İl yönetiminin tek Türkmen yetkilisi olan Mübarek'e istifa etmesi için sürekli tehdit mektupları geliyor. Bunları da ciddiye almak zorunda zira Türkmen olan selefi de aynı tehditler sonrasında öldürülmüş. ITC yetkilileri Mübarek'i, il yönetimini tümüyle ele geçirmek isteyen Kürtlerin tehdit ettiğini söylüyorlar.
Kürtlerde de ölüm korkusu var
Fakat günün ilerleyen saatlerinde gittiğim Kürdistan Yurtseverler Birliği Kerkük bürosunda tanıştığım Tayyir Şukur adlı Kürt, kendilerinin de sürekli ölüm korkusu içinde yaşadıklarını söylüyor. Tayyir, çift tabancayla geziyor. Kıvrak bir çapraz hareketle Glock marka tabancalarını çekip bize gösteriyor.
Halinden bol Amerikan filmi izlediği belli. "Hayat buralarda böyle işte. Bunlar da olmasa çocuklarımı nasıl koruyacağım?" diyor. Güleç ve şakacı bir yapıya sahip olan Tayyir bir ara bana bakıp, "Aman ha! Kendini kolla. En az 10 defter edersin" diye takılıyor.
"O da ne?" diye sorduğumda "Biz 10 bin dolara bir defter deriz" diye yanıt veriyor. Kellem için biçtiği fiyatı beğenmediğimi anlayınca, 10 bin doların Kuzey Irak için çok büyük para olduğunu anlatarak beni teselli etmeye çalışıyor. Normal koşullarda tüyleri diken diken etmesi gereken bu garip sohbetin en hoş yanıysa, Tayyir'in başından sonuna kadar benimle düzgün Türkçe konuşması oluyor. Türkçenin Kuzey Irak'ta geçerli olan ve Kürtler tarafından da benimsenen bir dil olduğunu anlamamız zaten uzun sürmüyor.
Kentteki olağanüstü güvenlik tedbirlerine de zaten ilk elden tanık oluyoruz. ITC Başkanlığı'na giderken yolda Irak Güvenlik Güçleri'nin üniformasını giymiş Peşmergeler tarafından durduruluyoruz. Sürekli etrafın fotoğrafını çektiğimiz için birisinin bizi ihbar ettiğini tahmin ediyoruz.
Her yabancıya kuşkuyla bakılıyor
Endişelenmemek elde değil. Mihmandarımız Abdullah Kerim, bu durdurmalarda insanların bazen saatlerce, kuşku ciddiyse günlerce alıkonduklarını söylüyor. Her an kanlı bir saldırı beklenen, her yabancıya, her park eden araca kuşkuyla bakılan bir şehirdeyiz ne de olsa. Sonunda Ankara'daki Kürdistan Demokrat Parti temsilciliğinden aldığımız mektup sayesinde ve yapılan birkaç telsiz konuşmasından sonra serbest bırakılıyoruz. Ancak, bu güvenlik tedbirlerinin bile yetersiz olduğunu şehirde yaşananlar gösteriyor.
Nitekim Kerkük'ten ayrılmamızdan 24 saatten az bir süre sonra iki araç bombasının patlaması, birkaç gün sonra da aynı gün içinde sekiz bombanın patlaması şehirdeki asayiş sorununun ciddiyetini yeterince gösteriyor.
ITC Başkanlığı'na vardığımızda, binanın yolun iki tarafına kurulmuş olan barikatlar ve yüksek beton duvarlar arkasında kalaşnikovlu Türkmenler tarafından korunmaya çalışıldığını görüyoruz. Orada güvenlikçi Türkmenlerden başkasını da bulamıyoruz. Bize, herkesin ITC Kerkük İl Başkanlık binasında toplantı halinde olduğunu söyleniyor.
Konuşmak için ITC temsilcilerini toplu halde bulacağımız için seviniyoruz. ITC Kerkük İl Başkanlığı'na vardığımızda da cephenin ileri gelenlerini gerçekten de toplu halde buluyoruz. Bu arada, kimliklerini hemen belli eden ve etrafa gülücükler saçan bazı Arap şeyhlerin de toplantıya katılmaları dikkatimizi çekiyor.
Kürtlerin, demografik manipülasyonla avantaj sağladıktan sonra Kerkük'ü referandumla ele geçirme niyetleri karşısında özellikle Sünni Araplarla ITC arasında gelişmekte olduğu söylenen ittifaka da böylece tanık oluyoruz.
Kerkük'ün çeşitli bölgelerinden gelen Türkmen temsilcileriyle konuşmalarımızdan ise şu görüşler ortaya çıkıyor.
Kürtler, ABD işgaliyle Nisan 2003'te Kerkük'e yöneldiler. Peşmergeler Saddam'ın Araplaştırma politikası ile şehre yerleştirilen Araplara daha ilk günden saldırarak evlerinden kovmaya başladılar. Peşmergelerin şehre girer girmez tapu dairesini yakmaları ise Türkmenlere karşı planlı bir programın devreye sokulduğunu daha ilk günden gösterdi. Kerkük'teki arsaların yüzde 60'ı Türkmenlere aittir. Ancak o arsalar bugün işgal altındadır ve işgalcileri tahliye edecek bir güç de yoktur. Kerkük'e üç yıldır aralıksız gelen Kürtlerin sayısı 600 bini buldu (Tarafsız gözlemciler 350 binden söz ediyorlar S.İ.) Bu rakam Saddam tarafından kovulanları kat kat aşıyor. Kürtler şehrin demografisini kendi lehlerine çevirmiş durumdalar. Şimdi de şehrin Türkmen kimliği ile oynuyorlar. Ankara'da kısa bir süre önce yapılan "Kerkük 2007" konferansı şehirdeki gerginliği ve Türkmenlere karşı baskılarını artırdı. Ankara'dan çıkan sesler her zaman Kerküklü Türkmenlerin işine yaramıyor. Ses olacaksa arkasında mutlaka icraat da olmalı. Kerkük'te bu ortamda yapılacak bir referandum hiçbir gerçeği yansıtmayacağı gibi çatışmalara neden olacak. Bunun ertelenmesi ve Türkiye'nin de dahil olacağı uluslararası bir müdahalenin gerçekleştirilmesi bu yüzden şart. Aksi takdirde şehir Saraybosna'ya dönecek. Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne bağlı bazı Kürtler hatalarını görmeye başladı. İstikrar için ITC ile diyalog istediklerini de belirtiyorlar. Ama güven kalmadı. Elimizi verirsek kolumuzu kaptırırız diye korkuyoruz. Kerkük'te savaş olursa bu ordular savaşı olmayacak. Kürt ve Arap milisler arasında kanlı bir terör savaşı olacak. Türkmenler de arada kalacak. Başta İran olmak üzere başka ülkelerin müdahaleleri de durumu daha karmaşık hale getirecek.
IMTP GENEL BAŞKANI ŞAN:
Türkiye'nin müdahalesini bekliyoruz
Cemal Şan, "İster askeri, ister siyasi olsun, Türkiye Kerkük'e mutlaka müdahale etmeli" diyor
ITC bünyesindeki Irak Milli Türkmen Partisi Genel Başkanı Cemal Şan ister askeri, ister siyasi olsun, Türkiye'nin Kerkük'e mutlaka müdahale etmesini istediklerini söyledi. Kerkük'ü "Türkmen özelliği taşıyan bir Irak şehri" diye tanımlayan Şan, ülkedeki hâkim tarafların Kürt ve Şii olmak üzere Irak'ı ikiye bölmeye çalıştıklarını söyledi.
Şehir üzerinde ne hukuki, ne de tarihi hakları olan Kürtlerin Kerkük'ü siyasi hedefleri için ele geçirmeye çalıştıklarını belirten Şan, Kerkük'teki görüşmemiz sırasında şunları söyledi:
"Kürtler devlet kurmak istediklerini açıkça söylüyorlar. Fakat bunun için petrole ihtiyaçları var. Kerkük'teki demografik yapıyı bunun için değiştiriyorlar. Buna zemin hazırlamak için de Türkmen siyasi kuruluşlarını hedef alıyorlar. Çıkarcı Türkmenleri kullanıp kukla partiler kuruyorlar ve Türkmenleri bölmeye çalışıyorlar."
Şan'a "hassas" bazı soruları sormadan da edemiyoruz. Örneğin, ITC'nin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kurulup finanse edildiğine dair Amerikan ve Kürt iddiaları hakkında ne düşünüyor?
"Biz Türkiye'nin müdahalesini haklı görüp destekliyoruz. Bu askeri açıdan mı, başka açıdan mı olur ona Türkiye karar verir. Bunu isterken amacımız Türkiye'ye değil, kendimize hizmet etmek. ABD Irak'a karşı sınır ötesi operasyon yaptığına göre, bu hak herkes için var. Kürtler Irak bayrağı yerine kendi bayraklarını dikince kimse bir şey demiyor, ama bize gelince Irak'a karşı Türkiye'ye hizmet ettiğimizi iddia ediyorlar."
Kürtler ile bazı Türkmenlerin "Birlikte acı çektik ama ITC şimdi bizlere acı çektiren Araplarla işbirliği yapıyor" ithamlarını da sorduk. Sünni Araplarla yakınlıklarını doğrulayan Şan sorumuzu, "Ama bunu da kendi ihtiyaçlarımız için ve Irak parçalanmasın diye yapıyoruz. Irak parçalanırsa bu herkes için felaket olur" diye yanıtladı.
Konu, 1 Mart tezkeresine geliyor. Konuştuğum birçok Türkmen'in bunun reddedilmesini bir felaket olarak gördüklerini hatırlatıyorum. Şan'ın bu konudaki görüşü de şöyle:
"O tezkerenin reddedilmesini bir yerde olumlu görüyorum. Geçseydi Saddam Türkmenleri öldürürdü. Ama şimdi böyle bir tezkerenin geçmesinin tam zamanıdır. Türkiye'de devlet adamları ve halk bize destek vermeli. Kıbrıs Türklerine, Karabağ Azerilerine nasıl veriyorlarsa, bize de öyle destek vermeliler."
'Türkiye neredeydi?'
Peki Türkmenler, son 70-80 yıl zarfında Irak'taki çeşitli yönetimler tarafından ezilirlerken, Türkiye'den fazla itiraz gelmemiş olmasından dolayı kırgınlar mı?
"Geçmişe dönük bir burukluk olduğunu gizlemeyen Şan "Türkiye neredeydi diye soranlar oluyor" diyerek şöyle devam etti:
"İran buradaki parçalarını düşünüyor. Araplar da öyle. Türkler de niçin öyle olmasın? Şimdi bize, 'Türkiye'nin size desteği seçim propagandasından ibarettir, arkası gelmez' diyorlar. Bizim için önemli olan destektir. Nedeni ikinci plandadır. TBMM'de Kerkük konusunda yapılan son oturum bizi bu açıdan sevindirdi."
IRAK ANAYASASI'NIN KERKÜK TAKVİMİ
Kürt ve Türkmenler Kerkük'e dönecek, Araplar ise gidecek
Irak Anayasası'nın 140'ıncı maddesi, Saddam zamanında Kerkük'ten kovulanların geri gelmelerini, yerlerine yerleştirilmiş olanların da geldikleri yerlere gönderilmelerini öngörüyor.
Bu da özetle Kürt ve Türkmenlerin Kerkük'e dönmeleri, Arapların ise gitmeleri anlamına geliyor.
"Normalizasyon" olarak tanımlanan bu aşamanın ardından şehirde "şeffaf" ve "adil" bir sayımın yapılması öngörülüyor, ki bunun nisan ayında yapılması planlanıyor. En geç aralık ayındaysa, Kerkük'ün statüsünü belirleyecek bir referandumun yapılması gerekiyor.
Bu konuda Bush yönetiminin desteğine sahip olan Kürtler, söz konusu takvimde ısrar ederlerken, uluslararası gözlemciler bu sürecin beklendiği gibi işleyeceğini sanmıyorlar. Zira "normalizasyon süreci" Kürt manipülasyonu nedeniyle "normal" bir şekilde ilerlemezken, sayımın ve ardından yapılacak referandum için gerekli sağlıklı koşullar da oluşmuş değil.
YARIN: Kürtler, "Kerkük bizim Kudüs'ümüz" diyor
|
|
|

|