|
 |
|
|
Kâbus gecesi
Fazla söze gerek yoktu aslında dünkü maçı anlatmak için... Panathinaikos'un uzunu Tsartsaris, maçın henüz kopmadığı 33. dakikada ribaundu alıp, driplingle orta sahayı geçip, "hiçbir engelle karşılaşmadan" elini kolunu sallaya sallaya turnikeyi bıraktığı anda, Efes'in savunmadaki aczini net bir biçimde gözler önüne seriyordu.
Koca kırk dakika pota altında, "yağlı elleriyle düz duvara tırmanmaya çalışan" küçük bir çocuk gibi debelenip durdu Efes... Haislip ile Prkacin'in hiçbir varlık gösteremediği bu bölgeden 48 sayı çıkaran Panathinaikos'a karşı lacivert - beyazlılar, 26 sayı ile karşılık verebildiler. Aslında istatistiklere yansıyan rakamlar, 27 sayılık farkı çok da güzel açıklıyordu. Panathinaikos'ta kenardan gelenler, başta 20 sayı yapan Dikoudis olmak üzere 84 sayının 44'üne imza atarken, Efes'te ise kenardan gelemeyenler (!), 18 sayıda tıkanıp kaldılar. Ribaundlar 42'ye 34, Asist 11'e 5, top kaybı 4'e 17, yani kısacası kağıt üzerindeki herşey iki takım arasındaki kalite farkını ortaya koyuyordu.
Efes'in klasiğine uymayan savunmadaki adam kaçırmalar, Panathinaikos cephesinde inanılmaz bir yardımlaşma ile karşılık bulurken, maç öncesi rakibin "en tehlikeli" ismi olarak görülen ve istatistiklerde Panathinaikos'un lideri olan Batiste ise maç sonunda, sadece dört sayı yapmış, kenardan arkadaşlarını izliyordu. Yani, 27 sayılık fark oluşurken ona iş bile düşmemişti...
Tamam, Panathinaikos, dün oynamayan isimlerle birlikte tam 15 oyuncusuyla eşit düzeyde ve kalitede, son derece sert bir rakipti... Peki ya Efes, sahada dünkü kadar sırıtacak "sıradan" bir ekip miydi ?.. Bunun cevabını kalan beş maçta hep birlikte göreceğiz...
gtüre@milliyet.com.tr
|
|
|

|