|
Nereden nereye?..
BÜKREŞ
Doğan Yayın Holding tarafından yurtdışında Türk sermayesiyle kurulan ilk televizyon kanalı Kanal D Romanya için önceki gece düzenlenen galada, geçmiş yıllar bazı ilginç tartışmalarıyla gözümün önünden bir film şeridi gibi geçip gitti.
Pazar ekonomisi...
Hayır, devletçilik...
Plan mı, pilav mı?..
Ekonomide rekabet...
Ekonomide dışa açılma...
Yabancı sermayeye evet, hayır!
Özel televizyon olsun!
Hayır olmasın!
Geçmişte bu konuları ne kadar hararetli tartışmış, ne kadar ağır suçlamaların havada uçuştuğuna tanık olmuştuk.
Kanal D Romanya'nın Bükreş'teki gecesinde, DYH Başkan Yardımcısı Begümhan Doğan Faralyalı'nın içtenlikli, vurguları yerli yerinde konuşmasını dinlerken, Türkiye'nin nereden nereye geldiğini düşündüm.
Kanlı bıçaklı 24 Ocak ve pazar ekonomisi tartışmaları kulağımda çınladı. Bu arada nedense televizyonla ilk tanışmam birden aklıma takıldı.
Yıl 1962, 18 yaşındayım.
İngiltere'de, Cambridge yakınlarında bir çiftlikte çalışırken ilk kez televizyon görüyorum. Bir futbol maçını izliyoruz.
Sonra 1970'ler...
TRT'nin tek kanal televizyon yayınlarına çıktınız mı, bir tartışma programıyla ekranda gözüktünüz mü, bir gecede meşhur olmanız işten bile değildi.
1980'li yıllar...
Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürü'yken kendi içimizde, gazete köşelerinde özel televizyon olsun olmasın diye kapıştığımız dönem...
1980'lerin sonu...
Cumhurbaşkanı Özal'ın Anayasa'yı yurtdışından delerek Star TV'yi kurdurması ve özel televizyonculuğa kapıyı açması... Ya da ana muhalefet lideri Erdal İnönü'nün anayasal olmadığı gerekçesiyle Star'a çıkmayı, üstelik bir seçim zamanı, reddetmesi...
Evet, nereden nereye geldik.
Bugün Romanya'nın iş dünyasında sayısal olarak en çok Türkler var. Sermaye açısından da beşinci ya da altıncı sırada Türk girişimcileri.
Finansbank'ın şube sayısı 50 civarında. Garanti, yıl sonuna kadar 40 şube açmış olacak. Arçelik'in fabrikası var. Erdemir, bir demir-çelik işletmesi devralmış durumda...
Romanya, Bulgaristan'la birlikte Avrupa Birliği'ne yılbaşında, yani bizden çok önce kapağı attı. Bu bölgede dış sermaye açısından en cazip ülke konumunda. Ama hemen arkasından Türkiye geliyor.
Bunun da altını çizin.
Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin'in deyişiyle:
"Türkiye'ye 2005'ten önceki yıllarda giren yabancı sermaye yılda 1 milyar dolardı. 2005'te bu miktar 9.7 milyar dolar oldu. Geçen yıl 19 milyar dolara ulaştı. 2007 yılında Türkiye'ye 22 milyar dolar yabancı sermaye girecek."
Bu akış çok önemli.
Sakın küçümsemeyin.
Türkiye eğer işsizlikten kurtulacaksa, bir başka deyişle insanının aş ve iş sorununu çözecekse, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gürül gürül akması lazım. Bu yüzden Rahmi Koç'un deyişiyle, Türkiye'nin AB rotasının değişmemesi lazım.
Bu arada Koç grubunun Onursal Başkanı Rahmi Koç, geçen pazartesi günü Derya Sazak'ın gazetemizdeki Sohbet Odası'nda yakın geçmişten bir sayfa açtı.
Vehbi Koç, 1978'de zamanın Başbakanı Ecevit'e bir mektup gönderir. Türkiye'nin Yunanistan'la birlikte tam üyelik için başvurmasını tavsiye eder ve Ecevit'e, "Büyük hata ediyorsunuz. Şimdi girmezsek, ileride Yunanistan bizi her adımda köstekleyecektir. Bu fırsatı kaçırmayalım" der.
Ama fırsat ve tren kaçar!
Yunanistan 1982'de kendi başına Avrupa'ya adımını atarken biz dışarıda kaldık. Kalkınma yarışına 1960'larda birlikte başladığımız Yunanistan bugün fert başına milli gelirde 20 bin dolara yaklaşırken, biz henüz 5 bin dolardayız.
İşin özeti bu.
Belki de şanlı milliyetçiliğimizin, devletçiliğimizin özeti bu...
Elbette daha yapacak çok şey var.
Ekonomi kırılganlıktan kurtulmuş değil. İşsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, gerçek ücretlerdeki düşüklük...
Hepsi birer olgu.
Ancak, bu sorunların üstesinden gelmek için ekonomide rekabetten, dışa açılmaktan ve küreselleşmeden korkmamalıyız.
Yurtdışında Türk sermayesiyle kurulan ilk televizyon kanalı Kanal D Romanya'nın Bükreş'teki galasında, kendi kendime nereden nereye geldik derken aklıma bütün bunlar takıldı.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|