|
 |
|
|
Olur, akıllı olalım...
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Geçen haftaki yazıda ''Nasıl bir Türkiye?'' sorusu 2007 yılında her gün karşımıza çıkacak demiştik. Hayalimizdeki Türkiye’yi resimlendirmekti amaç.
Rahatlıkla doktora tezi olabilecek kapsamda bir soru bu. Hem de değişik fakülteler için. Ucu ekonomiden sosyolojiye, mühendislikten hukuka kadar pek çok disipline kadar dayanıyor. İki üç köşe yazısında verilebileceğimiz cevaplar yüzeysel kalacak olsa da geleceğin Türkiyesi ile ilgili hayaller kurmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. En azından ateşe tek bir su damlası taşıyan karınca örneğindeki gibi neden yana, kimden yana olduğumuz belli olur.
* * *
İçinde yaşadığımız atmosfer küresel kapitalizm. Şu an için alternatifi yok. Küçülen bir dünya yeni yeni fırsatlar sunsa da tehditleri de beraberinde getiriyor. Küresel rüzgarlar yerel değerleri zorluyor, yıkamasa bile sallıyor. Günümüzde neyin tehdit, neyin fırsat olduğunu süzmek o kadar da kolay değil.
Bugün, hayatımızın önemli belirleyicisi ekonomik iklime bir bakalım isterseniz.
Devir büyüdükçe büyüyen uluslararası şirketler, merkez bankalarına bile kafa tutabilen büyüklükteki yatırım fonlarının devri. Giderek sertleşen bir rekabet, her köşede hissediliyor.
Bu arada Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya gibi ''geleceğin büyükleri'' hızla büyüyorlar. Doğu Avrupa ülkeleri, Güney Afrika ve biz de ''geleceği parlak'' ülkeleri olarak algılanıyoruz. 2025 yılında dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasının bugünkünden çok farklı olacağı tahmin ediliyor. Muhtemelen gelir dağılımı bugünkünden daha adil olmayacak, açlık ve fakirlik yeryüzünden silinemeyecek ama tepede zenginleşme devam edecek.
* * *
Şu sıralarda gelişmiş ülkelerin keyfi yerinde. Tabiri caizse milyar dolarlar havada uçuşuyor. Biraz da bu sayede 2006 yılında Türkiye’ye, önceki yirmi yılda girdiği kadar, 20 milyar dolara yakın yabancı sermaye girişi oldu. Yabancıların özellikle bankalara ilgi gösterdiğini gördük, ödenen bedeller de genelde tahmin edilenin üzerindeydi. Malum, cari işlemler açığı vererek büyüyen ekonomimiz için yabancı fon girişi hayati önemde.
Likidite bolluğu bizim gibi yüksek reel faiz ödeyenler için borç vadesini ve faizini yeniden yapılandırabilmek için uygun bir ortam yaratıyor aslında. Özellikle iç borç vadesinin uzaması mümkün. En azından bunu denemek için cesaret verici bir ortam var. Hem biz hem dünya uygun buna.
* * *
Son günlerin moda deyişiyle ''akıllı olup'' nitelikli yabancı fon girişini de teşvik etmek gerek. Nitelikli yabancı fonların, kaynağı belirsiz yerli fonlardan daha ''hayırlı'' ve daha ''güvenilir'' olduğunu anlamalıyız. İstihdam sağlayan, yeni teknolojiler getiren, araştırma- geliştirme kültürü yerleştiren, katma değer yaratan, gençleri bilimselliğe yönelten nitelikte yabancı sermayeden korkacak ne var?
Küçülen, küçülürken giderek zorlaşan dünyada ''akıllı ülkeler'' arasında yer almanın yolu başıboş bir serbest piyasadan geçmiyor. Bilakis akılcı düzenlemeler, denetlemeler gerekiyor. AB müktesebatı üzerinde iyi çalışılmış ve halen uygulamada olan güzel bir referans. Dengeli ve sürdürülebilir kapitalizmin el kitabı bir anlamda. Akıllı olan yararlanır.
* * *
Sertleşen rekabete rağmen önümüzdeki birkaç yıl küresel ekonomik atmosfer olumlu seyredeceğe benzer. Bunun olumlu yerel yansımaları olacak. Eğitimden güvenliğe, sağlıktan adalet sistemine kadar pek çok alanda ihmal edimiş adımları atmak bu olumlu yansımayı daha da güçlendirir.
Dünyadaki ekonomik gelişmeleri ve bunun içeri yansımalarını iyi okuyan, fırsatları değerlendirmek için gerekli adımları zamanında ve cesaretle atan, piyasa mekanizmalarını iyi denetleyen, sermayede de yatırımda da teşvikte de niteliğe önem veren, içeriye de dışarıya da güven veren bir anlayışın hakim olduğu Türkiye var hayalimizde. Gelecek hafta devam...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|