Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yüreğimde bir kırıklık!


Orhan Pamuk'un bir sözü, yüreğimde bir kırıklık...
Dün sabah öyle uyandım.
Hrant Dink'in ölümünden beri içimdeki sıkıntı topu bir türlü küçülmüyor.
Ne yazayım?..
İçimden yazmak da gelmiyor. Kaç zamandır öyleyim. Türkiye'nin halleri insana serinkanlı, cool duruşu fazla görüyor. İlle de kırıp dökmek mi?..
Elbette değil.
Ama bugünlerde bilgisayarın başına oturunca sözcüklerimi hep frenlemek ihtiyacını duyuyorum.
Örneğin, Orhan Pamuk'un İstanbul'u bırakıp New York'a gitmesinden sonraki bazı kalemlerde dikkatimi çeken duyarsızlık her türlü isyana kapıyı aralıyor çünkü. Hoyratlığın bu denlisi gerçekten şaşırtıcı...
Ne yazayım?..
Orhan Pamuk'un Almanya seyahati için yazdığı, ama sonra apar topar New York'a gitmek zorunda kalınca yapamadığı konuşmasını okuyorum Radikal Kitap'ta.
İstanbul'un ruhu!
"Tıpkı bir arkadaş gibi benimsediğim, çoğu zaman bana kendi zenginliği ve derinliğinden çok, benim kendi hüznümü ve neşemi hatırlatan İstanbul'un ruhu asıl anlatmam gereken" diyor.
Hüzün ve neşe...
Hayatın ta kendisi.
Ama geçen aralık ayında Stockholm'deki Nobel günlerinde yalnız neşeyi yaşamıştık. Hrant'ın ölümüyle yüzümüz yeniden bu toprakların gerçeğine döndü. Hüzün ve acı gelip olanca derinliğiyle içimize oturdu, gitmiyor.
Bu kaçıncı siyasi cinayet!
Hep aynı film...
Oysa bir ara hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demeye başlamıştık.
Orhan Pamuk, İstanbul'u anlatırken bezginlikten söz ediyor:
"Her şeyin, bütün insanların ve eşyaların, dükkânların ve sokakların, hayallerin ve umutların ağır ağır yıpranarak, eskiyerek birbirine benzediğini görmenin verdiği bir bezginlik..."
Bu bezginlik duygusu bazen -özellikle bugünlerde- benim içimde de dallanıp budaklanır.
Ne yazık ki öyle.
Bu duygu, bir seferinde Nadir Nadi'yi isyan ettirmişti, "Bu dünyaya boşuna mı geldim?" diye...
Hep aynı şeyler mi?
Bir pencereden bakınca maalesef öyle. Filiz Ali'nin Türk edebiyatının, hikâyeciliğinin büyük isimlerinden biri olan -babası- Sabahattin Ali için yazdığı yazıyı okudunuz mu?(Milliyet, 30 Ocak 07, s.22) "Sabahattin Ali ile Hrant Dink'in ortak kaderi" başlığını taşıyordu.
Bakın şu satırlara:
"1948'de Sabahattin Ali'yi öldüren katil mahkemeye verdiği ifadede, '...milli hislerim galeyana geldi, Sabahattin Ali'yi öldürdüm' diyor ve devam ediyordu: 'Bu işi vatani vazife olarak yaptım. Eğer Ali kaçsaydı, bu memlekete çok fenalık yapacaktı.'
Sabahattin Ali'nin katili bu sözleri yaklaşık 60 yıl önce söylemişti. Hrant Dink'in katili de, milli hisleri galeyana geldiği için öldürmedi mi, hiç tanımadığı, hiçbir yazısını okumadığı Hrant Dink'i?.."
Filiz Ali devam ediyor:
"Sabahattin Ali'yi öldürenlerin ve ölüm emrini verenlerin kim olduğu hiç ortaya çıkmadı. 1948'de öldürüldüğünde CHP iktidardaydı, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ydü. Cenaze töreni yapılmadı. Nereye gömüldüğü bilinmiyor. Mezarı yok. Şahsi eşyaları ailesine hiçbir zaman teslim edilmedi. Emniyet tarafından avukatlarına, 'bu işi kurcalamamaları' uyarısı yapıldı. Kitapları 1965'e kadar hiçbir yayınevi tarafından yayımlanmadı. Sabahattin Ali öldürüldüğünde 42 yaşındaydı."
Ve soruyor Filiz Ali:
"Sabahattin Ali dosyası kapanıp üzerine korku tohumları ekilmeseydi, sonraki yıllarda işlenen siyasi cinayetlerin üzerine cesaretle ve kararlılıkla gidilseydi, Türkiye bugün canilerin kahraman gibi kol gezdiği bir ülke olur muydu?"
Hayat bazen çok hoyratlaşıyor.
Özellikle bu topraklarda...
İyi pazarlar!

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Çalkantılı bir yılı haber veren hızlı trampetler: Tırrrrr, tırrrrr, tırrrrr...
Yüzlerce yıl kimsenin adam yerine koymadığı e...
Melih AŞIK
Ahmakça okumak
Ellerinden kitap düşürmeyen, ağır, oturaklı, ...
Fikret BİLA
Büyükanıt'ın "ne" söylediği daha önemli
Her zaman olduğu gibi Genelkurmay Başkanı Org...
Hasan CEMAL
Yüreğimde bir kırıklık!
Orhan Pamuk'un bir sözü, yüreğimde bir kırıkl...
Güneri CIVAOĞLU
Ecnebide kafa karışık
Artık "görünmezler" arasındaki Metin Toker'in...
Can Dündar
Sevgili yazarımızın Eyüp'teki ölümü...
Biz vefakar mıyız gerçekten? Eğer vefakarsak...
Abbas GÜÇLÜ
Castro mu daha diktatör yoksa rektörler mi? (2)
Herhangi bir üniversitede öğrenim görüyorsunu...
Metin MÜNİR
Her şey yerli yerinde
Bugünlerde bana kıyametten bahsedenler çoğald...
Derya SAZAK
Kyoto'yu imzala
Türkiye Yeşilleri, küresel ısınmaya neden ola...
Meral TAMER
Müslüman ülkelerdeki Ar-Ge harcamaları
Dünyada devlet bütçesinden askeri harcamalara...
Ece TEMELKURAN
Demokrasiye adanmış yiğitler: Devrimci 'Kurt' Cephesi
"Ne olacak bu Kurtlar Vadisi'nin durumu?" mer...
Osman ULAGAY
Türkiye'ye dış kaynak akışının hikmeti
İstanbul, Ankara ve İzmir havaalanlarının işl...
Güngör URAS
30 yıllık Atatürk Kültür Merkezi'ni "eskidi" diyerek yıkmak istiyorlar
İstanbul'da Taksim meydanında bulunan Atatürk...
Serpil YILMAZ
Galatasaray hissedarı QVT: Birleşme olursa risk yükselir
Halka açılma oranı en yüksek kulüp olan Galat...

© 2006 Milliyet