|
 |
|
|
Castro mu daha diktatör yoksa rektörler mi? (2)
Herhangi bir üniversitede öğrenim görüyorsunuz. A fakültesinde okuyorsunuz ve aynı üniversitenin B fakültesini ziyarete gidemiyorsunuz. Geçen hafta Genç Bakış'ta Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencilerinin bu yöndeki şikâyetlerini duyduğumuzda çok şaşırmıştık. Sadece biz değil, o programa katılan diğer rektörler de şoke olmuştu.
Meğerse bu uygulama sadece Dokuz Eylül'de yokmuş. Güvenlik gerekçesiyle, başka üniversitelerde de uygulanıyormuş. Ama en ilginç olanı İstanbul Üniversitesi'nde yan yana iki fakülte arasında bile geçişler söz konusu değilmiş. Daha da önemlisi, bilimsel amaçlı bir ziyarete bile izin çıkmıyormuş.
İ.Ü.'nün internet sitesine, ana kampustaki çok değerli kuş ve ağaçlarla ilgili bilgiler de konulmuş. Bunu gören Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencisi Ali Can Sahillioğlu, bu kuş ve bitkileri gidip yerinde görmek istemiş. İçeri alınmamış. Bunun üzerine Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak'a bir mektup yazarak kendisine yardımcı olmasını istemiş, ama cevap bile gelmemiş.
İşte cevapsız kalan mektubu:
"Sayın Prof. Dr. Mesut Parlak, İ.Ü. Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisiyim. Aşağıdaki internet bağlantısında Beyazıt Yerleşke Bahçesi'nde bulunan kuş ve ağaç türlerinin listesi ile bu türlere ait ayrıntılı bilgi ve fotoğraflar bulunmaktadır.
http://www.istanbul.edu.tr/duyurular/duyuru_icerik.php?465
Bildiğiniz üzere, Fen Fakültesi kampusu, Beyazıt Yerleşke Bahçesi'nin yanı başındadır. Buna karşın bir Fen Fakültesi öğrencisi, Beyazıt Yerleşke Bahçesi'ndeki ağaçları, çiçekleri ve kuşları ancak internetten görebilmektedir.
Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin dünyayı her geçen gün daha da ufalttığı Bilişim Çağı'nda, İ.Ü.'de bir Fen Fakültesi öğrencisi ile onun Hukuk Fakültesi'nde okuyan lise arkadaşı ancak okulun dışında buluşabiliyorsa, burada bir terslik yok mudur? İ.Ü.'lü öğrenciler, İstanbul'daki diğer üniversitelerin iş hayatında başarılı olmuş mezunlarının kendi üniversitelerine yaptıkları bağışları gıpta ile birbirlerine anlatırken, aynı zamanda o okul mezunlarının kendi aralarındaki dayanışmasından, okula aidiyet duygularından da söz etmekteler. Bir İ.Ü.'lü, İstanbul Üniversitesi'nin sembolü "turist kapısı"nın aslında tüm üniversiteye değil de bazı fakültelere ait olduğunu düşünmeye başlarsa, mezun olduktan sonra gururla, "Ben İstanbul Üniversiteliyim, hayattaki başarımda İstanbul Üniversitesi'nin katkısı büyüktür" diyebilir mi? Okuluna kendini borçlu hisseder mi?
Sizce benim yukarıda saydığım endişelerim mi daha önemlidir, yoksa güvenlik gerekçesiyle, işlevsel olmayacak şekilde, öğrencilerin üniversite içinde serbestçe dolaşımının kısıtlanması mı? Bu yasak olmasa üniversitemizde kaos mu hüküm sürecektir? Görüşlerimi ilginize arz ederim. Ali Can Sahillioğlu"
Bu kadar baskı fazla mı?
Üniversitelerde güvenlik gerekçesiyle bazı önlemlerin alınmasından daha doğal bir şey olamaz. Ama alınan bu önlemler, hiçbir zaman özgürlüğü ve özerkliği kısıtlayıcı boyutlara gelmemelidır.
En fazla birkaç yüz öğrencinin yaratması muhtemel gerginlik gerekçesiyle on binlercesine yasak getirmek farklı sancılar ve kırgınlıklar yaratır ki, bunların telafisi de çok güçtür.
Farklı görüşlere sahip gençler, aynı masa etrafında üniversitede bir araya gelemeyecekler de nerede gelecekler? Onlara birlikte yaşama kültürünün yasaklarla değil, hoşgörüyle gerçekleşebileceğini göstermeliyiz.
Özetin özeti: Üniversiteler, toplumun erken uyarı merkezleridir. Ne kadar ciddiye alınırlarsa o kadar önemli ipuçları verirler!..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|