|
 |
|
|
Çankaya, hükümet, asker
IRAK meselesinde hükümetten, askerden ve Çankaya'dan farklı mesajlar çıkıyor. Başbakan Erdoğan Kuzey Irak Kürt yönetimiyle görüşülebileceğini söylüyor. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, "PKK'ya destek verenle oturup ne konuşacağım" diyor! Dışişleri Bakanı Gül de "Asker silahıyla konuşur, ama ondan önce siyasetin yapacağı işler vardır" diyor...
Diplomatlar, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'n Ankara'ya çağrılmasını istiyor, Sezer bunu reddediyor...
Bu tablo sadece devletin tepesindeki görüş farklarını değil, Irak probleminin ne kadar kafa karıştırıcı, ne kadar karmaşık olduğunu da gösteriyor!
Gerçekten, duygusal tepkiler hariç, Türkiye rasyonel ve çok unsurlu bir politika modeli oluşturmak ve bir elden uygulamak konusunda açıkça zorlanıyor işte.
Çekiç Güç'ten beri
1991'deki Körfez Harekatı'ndan sonra, Türkiye'ye yoğun Kürt göçü oldu. Onları güven içinde geri döndürmek için "Çekiç Güç" himayesi oluşturuldu. Bu şekilde Türkiye göç meselesini çözdü. Çekiç Güç Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde yardımcı da oldu; Özal'ın, Demirel'in, İnönü'nün o zaman ifade ettikleri gibi, Çekiç Güç istihbarat verdi, Türk ordusu da geniş kapsamlı sınır ötesi operasyonlar yaptı.
Türkiye, Barzani ve Talabani'ye kırmızı pasaport ve silah verdi, onları Ankara'ya davet etti. Onlar da PKK'yla çatışmalara girdiler. PKK karşısındaki bu Talabani-Barzani cephesi bozulmasın diye, bu iki Kürt liderini barıştıran da Türkiye oldu.
Türkiye Çekiç Güç'ten bu şekillerde yararlansa da, onun şemsiyesi altında Iraklı Kürtler kendi kamu kurumlarını kurdular, ilan edilmedik bir devlet haline geldiler!
1990'larda PKK terörüyle mücadeleye odaklanmış hükümetler, 2000'li yıllarda ortaya çıkacak olan bugünkü Kürt özerk 'devlet'ini "acil ve yakın" sorun gibi görmediler, göremediler.
1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi de Kürtlere Irak'ta ABD'nin müttefiki olma konumunu bahşettiği gibi, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta geniş kapsamlı ve uzun süreli operasyonlar yapmasını zorlaştırdı!
Ve bugün bu karmaşık tablo karşısında kafalarımız karışık!
Kerkük konusunda da öyle...
Kerkük kimin?
En kötüsü bu kafa karışıklığıdır. Sadece kararsızlık görüntüsünden dolayı değil. Kimin sözü geçip de ne yapacağı belli olmayan 'riskli' ülke gibi gözüküyoruz!
Iraklı Kürtleri aşağılayan, "Kerkük Türk şehridir" diyen açıklamaların, kendi Kürt vatandaşlarımızı devlete ne ölçüde ısındıracağını da düşünerek, resmi tartışmalar sadece yetkili kurullarda, mesela MGK'da yapılmalıdır.
Açıklamalar ve yetki siyasilerden ve diplomatlardan gelmeli, siyasiler de "diplomatik dil"in inceliklerinden yararlanarak konuşmalıdır.
Evet, "Kerkük tarihi Türk şehridir" ama köyleriyle birlikte ele aldığınızda, İsmet Paşa'nın Lozan'da verdiği rakamlarda bile Kürt sayısı Türklerden fazlaydı!
Kerkük ve Kuzey Irak konularında Türkiye yalnızlaştıkça zayıflar, dünyadan ortaklar buldukça güçlenir. Doğru politika, Gül'ün söylediği gibi, "Kerkük Iraklılarındır" politikasıdır. Irak halkından, bölgeden ve dünyadan destek görecek tek politika budur.
Ankara çok çalışmalı, aktif siyaset yapmalı ama az ve tek ağızdan konuşmalıdır.
Ve herkes Lozan'la 1926 arasını kapsayan "Musul Dosyası"nı iyi okumalıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|