|
 |
|
|
Milli politika ve diyalog şart
Kerkük konusunda Türkiye'nin önünde seçeneklerden çok bir eylem zinciri var: Milli politika oluşturmak, bugüne kadar ihmal ettiği Türkmenlerle derhal temas ve Yerel Kürdistan Yönetimi ile diyaloğa girmek
KERKÜK YENİ SARAYBOSNA MI?
Semih İdiz 'Ateşin düşeceği' kenti gezdi
FOTOĞRAFLAR: Namık Durukan
Kerkük dizimizi tamamlarken bir toparlama yapıp Türkiye'nin politikasının ne olması gerektiğine ilişkin kanaatimizi sunmanın yararı olabilir. Bu çerçevede Irak'taki Türkmenlerin dağınık durumu ve aralarındaki köklü görüş ayrılıkları göze çarpıyor. Oysa Aralık 2005'te yapılan genel seçimlere ortak bir siyasi kimlik oluşturup girebilselerdi, Irak Parlamentosu'nda bugün önemli bir "Türkmen bloku" oluşturabilirlerdi.
Bunun olamamasını ve Kerkük'te meydanın Kürtlere bırakılmış olmasının nedenlerini Irak Türkmen Cephesi (ITC) bünyesindeki Irak Milli Türkmen Partisi Genel Başkanı Cemal Şan'a sorduğumuzda şu yanıtı almıştık:
"Türkmen olarak siyasi deneyimimiz azdır. Bize geçmişte hak tanınmadı ki bu söylediğinizi geliştirebilelim. Oysa Kürtler 1920'lerden beri örgütleniyorlar. Türkmen siyasetçileri ise ya öldürüldü ya da tasfiye edildiler. Buna rağmen Türkmenlerin milli bilinci güçlüdür."
Kapsayıcı olmak zorunlu
Osmanlı döneminin kapanmasından sonra Türkmenlerin sürekli olarak - Irak'ta kullanılan söylemle - "Turancı" olmakla suçlanmaları, katliamlara varan zulme uğramalarına neden olmuş. Buna rağmen, Türkiye tarafından yalnız bırakılmış olmalarının bugün yaşadıkları güvensizliği körükleyen bir etken olduğu söylenebilir.
Türkiye'nin şimdi, siyasi nedenlerden dolayı, Türkmenlerin arkasına geçmiş olmasının getirdiği yarar ile zararın - bu tarihi arka plan da akıllarda tutularak - çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor.
Aralık 2005'te yapılan genel seçimlerde Ankara'nın desteklediği ITC'nin aldığı kötü sonuç karşısında Türkiye'nin Türkmenler açısından daha "kapsayıcı" bir politikaya yöneleceğini hissettirmesine karşın bunun pek gerçekleşmediğini görüyoruz.
Türkiye'nin bu gerçekler ışığında ayakları yere basan ve Türkmen çıkarlarını ön planda tutan bir politikaya acil bir şekilde ihtiyaç duyduğu ortada. Bunun bir devlet politikası olması ise konunun Türkiye'de siyasi istismara kurban gitmesinin önünü kesecektir.
YKY, Irak'ın bir gerçeği
Bu çerçevede Ankara'nın bugüne kadar ihmal ettiği Türkmen kesimlerle derhal temasa girmesi ve sorunlarını dinlemesi de şart görünüyor. "Türkmenlerin çıkarıyla ilgiliyiz" diyerek sadece Irak'taki bazı Türkmenlere yanaşmanın bugüne kadar sınırlı ölçüde yarar getirdiği da zaten ortada.
Türkiye'nin aynı çerçevede Irak'taki genel görüntüyü de hesaba katarak sınırlarında bir an evvel istikrar sağlamak amacıyla, varlığı Irak anayasasına dayanan Yerel Kürdistan Yönetimi (YKY) ile diyalog yolunu aralaması da uzun vadede kaçınılmaz görünüyor. Zira Irak'ın Ankara'nın arzularına göre şekil almayacağı kesin. Bu da sadece o ülkenin iç dinamiklerinden değil, o ülkeyle ilgili dış dinamiklerden kaynaklanan bir gerçek.
YKY ile kurulacak diyaloğun aynı zamanda Türkmenlerin geleceğini de teminat altına alacağı ortada. Bugün Türkiye'den başka dünyaya çıkış yollarının olmadığını çok iyi bilen ve Ankara ile diyalog kanallarının bir an evvel açılmasını arzulayan YKY ile kurulacak bu temasın uzun döneme dönük önemli bir şartı da elbette ki, Türkmenlere iyi muamele edilmesi olmalıdır.
Öte yandan Erbil'deki Türkmenler PKK sorununu halletmenin en iyi yolunun da YKY ile işbirliği olduğuna inanıyorlar. "Iraklı Kürtler, Türkiye ile PKK arasında bir seçim yapacaklarsa kimi seçecekleri ortada. Ancak bunun için önce adam yerine konduklarını görmek istiyorlar" diye konuştular.
Zorlama, iç savaş demek
Bu yıl sonunda yapılması planlanan ve Kerkük ile ilgili referandum, konusuna dönersek, her gün bombaların patladığı bu şehirde bunun bu yıl yapılabilme olasılığını çok düşük gördük. Zorlamayla yapılması halindeyse, Kerkük'ün durulmak yerine Bosna türü bir iç savaşa sürüklenmesi olasılığı ise ağır basıyor.
Bu nedenle merkezi Brüksel'de bulunan Uluslararası Kriz Grubu'nun (ICG) da öngördüğü gibi, referandumun yapılmaması, kentin 10 yıl süreyle BM denetimine verilmesi ve geleceğinin ancak bu süre sonunda gelecek olan "normalleşme" ortamında halk tarafından benimsenmesi en gerçekçi seçenek olarak görülüyor.
Türkiye'nin Kerkük'e dönük katkılarının bu dönemde artması gerekeceği ise kesin Ancak bu katkının kentin imarı gibi somut ve hissedilir alanlarda olması, bölgede Osmanlı dönemi sonrasında Türkiye konusunda gelişmiş olan - ve acısını hep Türkmenlerin çektiği - kuşkuların giderilmesine de katkıda bulunacaktır.
Türkiye'nin, Saddam döneminde tahrip edilen Türk ve Türkmen eserlerinin restorasyonu için yapacağı girişimlerin ise bu açıdan önemli bir ilk adım olabileceğini düşünüyoruz.
Kerkük'ün kimliği
Nesnel kriterlere dayanılarak yapılan tüm uluslararası araştırmalar, Kerkük'ün geleneksel olarak bir Türkmen şehri, çevresindeki köylerin ise ağırlıklı olarak Kürt olduğunu belirtmektedir. Bunu Kerkük üzerinde hak iddia eden Kürtler bile kabul etmektedir. Buna karşın tezleri "Kerkük Kürdistan'ın bir şehridir. Çünkü idari açıdan bir şehir çevre köy ve mahallelerinden ayrı tutulamaz" şeklindedir.
Şehrin, Osmanlı döneminde ortaya çıkan bu tarihi demografik dengesine dönülebileceği kuşkuludur, zira özellikle Saddam'ın "Araplaştırma" politikaları ile altüst olan sosyolojik ortam açısından saati geri çevirmek mümkün görünmüyor.
Sorun sadece Kürtlerin Kerkük'e adam yığmalarından kaynaklanmıyor. Saddam tarafından kovulan Kürtlerin geri dönmesiyle, çevre köylerden şehre göçün önüne geçilebileceği sanılmıyor. Kürtlerin, bölgeden kovulma ve dönüşleri arasındaki sürede nüfus patlaması yaşadıkları da ortada. Nitekim, Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Kerkük Temsilcisi Rafat Abdullah Hamaraş'ın söylediğinde nesnel bir gerçek payı var. 1982'de Kerkük'ten annesi ve üç kardeşiyle kaçmak zorunda kaldıklarını söyleyen Hamaraş, bugün dört aile olarak geri döndüklerini söylüyor.
Arapları ve "Keldo-Asuri" diye bilinen Hıristiyanları da içeren karmaşık etnik yapısından dolayı Kerkük'ün ilerde özel bir federal statü kazanması halinde bile, nüfusunun ağırlıklı olarak Kürt olacağı bugünden görülebiliyor.
Taraflar ve pozisyonları
Kürtler, Kerkük'ü çantada keklik görüyor
Kürtler, Kerkük'ün kendilerine bağlanacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak Türkmenlerin ve diğer grupların açıklamaları bunun pek kolay olmayacağını gösteriyor
Kürtler yakaladıklarına inandıkları tarihi avantajı kullanarak "Bizim 'Kudüs'ümüzdür" dedikleri Kerkük'ü ele geçirmek üzere olduklarına inanıyorlar. Erbil'de konuştuğumuz YKY Parlamentosu Başkanı Adnan Mufti'nin sık sık "Kerkük bize geçince" ifadesini kullanması bu açıdan dikkat çekiciydi.
ITC'yi "Türkiye'nin bölgedeki maşası" olarak gören Kürtler, Cephe'yi desteklemeyen çok sayıda Türkmen olduğunu savunuyorlar. Şehrin kendilerine bağlanmasıyla bu Türkmenlerin geçmişte ellerinden alınan haklarına kavuşacaklarını savunarak, şöyle konuşuyorlar:
"Türkmenler, Şii ve Sünni Araplar arasında ayrım olacaksa Irak'ın dördüncü, Araplar birlik sergileyebilirlerse, üçüncü unsuru olacaklar. Araplarla yaşamanın zahmetini çok iyi bilirler. Onun için Araplara güvenen Türkmenler hayal kırıklığına uğrayacaklar. Oysa, Kürdistan'a katılırlarsa ikinci temel unsur olacak ve tüm haklarını koruyabilecekler. Bugün bizimle çalışan Türkmenler için olduğu gibi.'"
Kürtler, "gönüllerinde besledikleri aslan" olsa bile, bağımsız bir Kürdistan'ı da pek mümkün görmüyorlar. Tarihin şu aşamada kendilerine sadece tepsi üzerinde "federal bir Kürdistan"ı sunduğuna inanıyorlar. Kerkük'ün de zaten "Federal Kürdistan"ın başkenti olacağını söylüyorlar.
Uluslararası gözlemciler ise şehre dönük tarihi tezleri zayıf olan Kürtlerin Kerkük'ü esas itibariyle kendilerine ekonomik bağımsızlık verecek olan zengin petrol yatakları için istedikleri konusunda birleşiyorlar.
Bu olursa "Kürdistan'a bağımsızlık" taleplerinin yeni bir boyut kazanabileceğini söylüyorlar. Türkiye'nin Kerkük konusuna gösterdiği ilginin arkasında da bu olasılığı önlemek amacının yattığını belirtiyorlar.
Irak Türkmen Cephesi (ITC): Özel statü olmalı
ITC'ye bağlı Türkmenler, adında "Kürdistan" geçen herhangi bir yapılanmaya katılmayı şiddetle reddediyorlar. ITC özetle, Kerkük'ün özel statüye sahip bir şehir olmasını ve Türkmen kimliğinin de bu statü çerçevesinde tescil edilmesini istiyor. Kürt yetkililerinin "Türkmenlere otonomi verilecek" şeklindeki söylemlerine de bir tuzak olarak bakıyorlar.
Bu arada saldırılarına uğradıkları Kürtlere karşı Ankara'dan hem siyasi hem de askeri destek bekliyorlar. ITC'nin önde gelenlerinden olan Cemal Şan Kerkük'te kendisiyle yaptığımız söyleşi sırasında şunları söyledi:
"Irak'a müdahale ederken Amerika sınır ötesi operasyon yaptığına göre, bu hak herkes için var. Kürtler Irak bayrağını reddedip kendi bayraklarını dikince kimse bir şey demiyor. Ama bize gelince Irak'a karşı Türkiye'ye hizmet ettiğimizi iddia ediyorlar."
Gene de gerçekçi olan Şan, Türkiye'nin uluslararası bir müdahalenin ana unsuru olarak Irak'a müdahale etmesinin daha iyi olacağını da kabul ediyor.
Öte yandan, "sandıklarla oynandığını" belirtmelerine karşın, Aralık 2005'te yapılan genel seçimlerin sonuçları ITC açısından yine de bir darbe olmuş. ITC'ye muhalif Türkmenler bize, ITC'nin seçim öncesinde yurt çapında tüm Türkmenleri tek çatı altında toplayacak ortak bir siyasi kimlik oluşturamadığını, bu yüzden kaybettiğini belirtiyorlar.
Aralık 2005 seçimlerinden Şii Arapların listesinden katılan Türkmenler beş milletvekili çıkarırken, Musul'da Araplarla girdiği "yerel koalisyon" sayesinde kazandığı iki sandalye bir yana bırakılırsa, ITC'nin sadece bir milletvekili çıkarabilmesini de buna bağlıyorlar.
Erbil Türkmenleri: Kerkük bize bağlanmalı
Nüfuslarının 300 bin olduğunu belirten ve YKY ile çalışmayı tercih eden Erbil Türkmenleri ise Kerkük'ün kendi bölgelerine bağlanmasını istiyorlar. Hem asayiş içinde yaşadıklarını hem de Türkmen kimliğini ITC'den daha iyi koruduklarına inanan Türkmen Demokrat Hareketi'nin başkanı Kerhi Altıparmak, Kerkük'ün Bağdat'a bağlanmasının şehirdeki Türkmenler ile Türkiye için uzun vadede kötü olacağına inananlardan.
Geçmişte Araplardan çektiklerinin altını çizen Altıparmak, Erbil'deki söyleşimiz sırasında, "Bağdat artık Şiilerin elinde. Kerkük Bağdat'a bağlanırsa bu şehir Türkiye'den ziyade İran'ın çıkarlarına hizmet edecektir" dedi. Erbil'de yaşayan Türkmenlerin bu durumda Kerkük için yapılacak referandumun zamanında yapılmasından yana olmaları doğal.
Şii Türkmenler: Referandum 2010'a kalmalı
Tanıştığımız hemen hemen tüm Türkmenler Türkiye'nin kendilerine geçmişte gösterdiği ilgisizlikten şikâyet ederlerken bu ilgisizliği en çok Şii Türkmenlerin hissettiğini gördük. Saddam zamanında Şii Araplarla aynı potaya konarak büyük zulme uğradıklarında Ankara'dan ses çıkmamış olması, mezhepsel aidiyetlerine daha sıkı sarılmalarına ve Irak'taki Şii Araplara meyletmelerine neden olmuş.
Bu arada, Şii Türkmenler de ITC gibi, Kerkük'ün Kürtlere geçmesine şiddetle karşı. Hatta bunun savaş nedeni olacağını söyleyenler de var. Kürtlerin "Kerkük bizim 'Kudüs'ümüzdür" söylemine yanıtları ise "Bizim de 'Kerbela'mızdır" oluyor. Bu arada, Şii Türkmenler, ITC'nin aksine, Federal bir Irak'a ilke olarak karşı değiller. Kerkük için yapılması planlanan referanduma da karşı değiller. Ancak bunun 2010'a ertelenmesini istiyorlar.
-BİTTİ-
|
|
|

|