Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kanaltürk, Kurtlar Vadisi!


Aydınlanma düşüncesinin öncülerinden Voltaire'in, büyük Fransız filozofunun sözüdür:
"Fikirlerinizden nefret ediyorum. Ama onları savunabilmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım."
Severim bu sözü...
Peki, ifade özgürlüğü bu mu? Demokrasiyi demokrasi yapan ifade özgürlüğünün sınırları bu denli geniş olabilir mi?
Demokratik hak ve özgürlüklerin geçerli olduğu bir toplum ve devlet düzeninde, fikir temeli üzerinde her şey ama her şey savunulabilir mi?
Örneğin şiddet...
Şiddete övgü düzülebilir mi?
Ya da ırkçılık?..
Eğer demokrasi açısından savunulamayacak fikirler var diyorsanız, bunların ölçüsü nasıl ve kim tarafından konulacak?
Suç nerede başlayacak?
Fikir ile eylem arasındaki çizgi nereden geçecek? Suçu övmek hangi sınırda eyleme dönüşmüş sayılarak ceza konusu olacak?
Demokrasinin kendini koruması...
Bu hak vardır ama nasıl işler? Demokrasi diye diye demokrasinin kolunu kanadını kırmaktan nasıl sakınabiliriz?
Bir başka deyişle:
Demokrasinin fazileti ya da demokrasinin gücü, demokrasinin kendine aykırı, kendine düşman fikirlere de hayat alanı tanımaktan geçmez mi?
Daha birçok soru üretilebilir.
Tümü de güç sorulardır.
En gelişmiş demokrasilerde bile hazır reçeteleri yoktur bu soruların.
Durum özellikle 11 Eylül dünyasında daha da karmaşık hale geldi.
Çünkü ileri demokrasilerde terörle mücadele, radikal İslam'la mücadele gerekçesiyle demokratik değerler çok sık çiğnendi, çiğnenmeye de devam ediyor.
Bizim memlekete gelince...
Her zaman döküldük.
İfade özgürlüğü açısından bin yıldır büyük sorunları olan bir ülkede yaşıyoruz. Bu bakımdan son '301 rezaleti'ni hatırlamak herhalde yeterlidir.
Laf uzadı belki.
Şimdi sormak lazım:
Kanaltürk'le ilgili olarak Maliye Bakanlığı'nın başlattığı vergi incelemesi konusunda ne düşünüyorsun? RTÜK'ün müdahalesiyle Kurtlar Vadisi dizisinin Show TV'de durdurulmasına ne diyorsun?
İkisinden de hoşlanmadım.
İçime sindiremedim.
Bir noktayı açıklıkla belirtmek istiyorum. Kanaltürk'ün ana yayın politikasını onaylamıyorum. Demokrasi konusunda birçok bakımdan kesinlikle sakıncalı buluyorum
Kanaltürk'ün siyasal içerikli bazı programları, siyaset sahnesini sürekli olarak dost-düşman diye cepheleştiriyor. Her taşın altında vatan haini arıyor. Farklı düşünce sahipleri, bu programlarda bazen isimleri verilerek çok ağır hakaretlere uğruyorlar.
Ne zaman bu programların karşısına otursam, rejime askeri müdahaleyi şöyle ya da böyle okşayan, siyasal barıştan çok çatışmayı özendirici bir havayla karşılaşıyorum.
Kısacası:
Kanaltürk'ün yayın politikası, benim demokrasi anlayışıma, demokrasi kültürüme hiç mi hiç sığmıyor.
Peki ya Kurtlar Vadisi?
Bu konuda söyleyecek fazla bir şey yok. Bu diziyi baştan beri Türkiye'de toplumsal barış, hukuk, demokrasi adına yalnız sakıncalı değil, aynı zamanda son derece tehlikeli buldum.
Nokta!
Peki o zaman?..
Vergi incelemesi yoluyla siyasal iktidarın, AKP hükümetinin baskı uygulayarak Kanaltürk'ü yola getirmesinden yana mısın?
Hayır.
Ya Kurtlar Vadisi'nin RTÜK müdahalesiyle durdurulması... Bunu da içime sindirebildiğimi söyleyemem.
Devlet, siyasal iktidarlar Türkiye'de bu işlere ne kadar az karışır hale gelirlerse, bu ülke o kadar demokrasiye yaklaşmış olur.
Böyle düşünüyorum.
Biz sivil toplum olarak medyasıyla, gazetecisiyle, reklamcısıyla, reklam vereniyle demokrasi ve hukuk konularında ne kadar çok duyarlı olabilirsek... Linç kültürü ve düşman yaratma kültürü pompalayan yapım, yayın ve programlar karşısında barış ve demokrasi fikrini kendi aramızda ne kadar çok ciddiye alırsak, demokrasiye o kadar çok yaklaşmış oluruz.
İşin özeti budur.
Devletin yasakçı anlayışı ve siyasal iktidarların baskısı yerine, barış ve demokrasinin yolunu ancak bizler, sivil toplum olarak daha çok örgütlenerek, daha duyarlı hale gelerek açabiliriz. Demokrasi ancak böyle daha çok ete kemiğe bürünür.
Sağlam, sağlıklı yol budur.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
AKP ve CHP nereye?
TÜRKİYE "seçim sathı maili"ne girdi. Bütün pa...
Çetin ALTAN
Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar
Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp pe...
Melih AŞIK
Uzan'dan Royal'e
Prof. Tarık Altınok, Cem Uzan'ın iktidara yön...
Fikret BİLA
Sezer ve Büyükanıt'ın gerekçeleri belli
Kuzey Irak Kürt yönetimiyle görüşme konusunda...
Hasan CEMAL
Kanaltürk, Kurtlar Vadisi!
Aydınlanma düşüncesinin öncülerinden Voltaire...
Güneri CIVAOĞLU
Bush'a suikast
Filmin adı "Bir Başkanın Ölümü"
Abbas GÜÇLÜ
Türkiye nasıl bilim ülkesi olur? (2)
Türkiye'nin bir bilim ülkesi olması konusunda...
Hurşit GÜNEŞ
Endeksli bonoya yabancı yağması
Dünkü enflasyona endeksli bono ihalesinin ilk...
Nail GÜRELİ
DP'den AKP'ye, basından medyaya
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 60. yılı içi...
Sami KOHEN
Akdeniz için Ege örneği...
GEÇEN hafta Lefkoşa'nın Rum kesiminde parlak ...
Metin MÜNİR
Molla, bombayı yolla
Boş bir tabut ne kadar çekici ise cephaneliği...
Hasan PULUR
Ölüm...
YAHYA Kemal "Ölüm, asude bir bahar ülkesidir,...
Meral TAMER
İkinci hayat, ayda 10 dolara yaşanabilir
Göz problemim nedeniyle bilgisayar kurdu olma...
Ece TEMELKURAN
Cemresiz
Resmi olarak bugün baharın başlaması icap edi...
Osman ULAGAY
Finans vadisindeki ürkütücü sükûnet
The Economist dergisinin son sayısında yer al...
Güngör URAS
TAV'a ilgi ekonomi için moral ve cesaret verici
TAV, 1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı...
M. Ali BİRAND
Seçim tarihi, artık kutudan çıktı...
İlk defa bu köşeden dikkatinizi çekmiştim.

© 2006 Milliyet