Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye nasıl bilim ülkesi olur? (2)


Türkiye'nin bir bilim ülkesi olması konusunda sorumluluk sadece devletin mi? İş dünyasının, medyanın, sivil toplum örgütlerinin ve her şeyden de önemlisi sizlerin hiç mi sorumluluğu yok?
Kaç şirketimizin Ar-Ge'si var? Kaç şirket araştırmaya fon ayırıyor? Bunlardan kaçı araştırma kurumlarına ya da doktora öğrencilerine burs veriyor?
Medya kuruluşlarının hangisinde eğitime, bilime, endüstriye, teknolojiye, bilişime yönelik sayfalar, köşeler ve programlar var?
Kaçınızın evinde, sıkıldığınızda sayfalarını karıştıracağınız ansiklopedi, popüler bilim kitabı ya da incelemeye, araştırmaya yönelik belgesel yayınlar var?
İnternete girdiğinizde zamanınızın ne kadarını yeni bilgiler öğrenmeye ve öğrendiklerinizi geliştirmeye ayırıyorsunuz?
Bir kitapçıya gittiğinizde, gözünüz bilime yönelik kitaplara da kayıyor mu ya da çocuklarınıza en son ne zaman bilimi, araştırmayı, sorgulamayı sevdirecek bir kitap aldınız?
Paraya para demeyen kurumlarımızın sayısı o kadar çok ki... Bankalar, şirketler, odalar, holdingler ve sivil toplum örgütleri... Bugüne kadar hangisini bilimin önderliğini yaparken gördünüz?
Ya üniversiteler? Onlar da sanayi kuruluşlarının pek çoğu gibi, bilim ve patent üretmek yerine, başkalarının ürettikleriyle mi yetiniyorlar? Yoksa aralarında bu konuda samimi bir çaba içinde olanlar var mı?
Gerçek anlamdaki birkaç vakıf üniversitesi dışında, bu kurumların para kazanmanın ötesinde Türk bilimine katkıları ne oldu? Vakıf üniversiteleri, Türk akademik yaşamına özgürlük, özerklik, üretkenlik ve rekabet mi getirdi, yoksa daha fazla atalet mi?..
İşte bir vakıf üniversitesinin genç araştırmacısından gelen hüzün dolu bir mektup:

İntihal bilimi!
"Bilimsel bir yayın için, daha çok alıntı ve dipnot yapmam gerekirmiş. Ne kadar çok alıntı, o kadar doğru düzgün bir çalışma olurmuş. Benim ön tezim gibiler pek nitelik taşımazmış. Ne tuhaftır ki bize bunu üniversiteye ilk girdiğimiz zaman söylemişlerdi. Hâlâ değişen bir şey yok. Bu yanlış ne zaman bitecek?
Biz ne zaman söz söyleme, kendi yorumumuzu katma özgürlüğüne sahip olacağız? Ama iş öyle ki, ne parayla ne de Ar-Ge ile ilgili. Başka bir sorun. Bu bir gelenek, kimse yeni bir şeye bakmaktan, onu konuşmaktan hoşlanmıyor. Anlayacağınız, üniversitelerde yeni bir şey üretmeye pek olanak yok.
Ama bunu başka birileri değil, bizzat başınızda duran, örnek almanız gereken insanlar yapıyor. Çünkü benim birikimimin, okuduklarımın ve sindirdiklerimin pek bir değeri yok. Hocam, bu bu konuda çok donanımlı bir bilim adamından yardım almamı istedi. Ulaştım ve o muhteşem çalışmasını rica ettim. Elime gelen, hiçbir satırı kendinin olmayan, alt alta alıntıların ve dipnotların olduğu, sadece kitabı hazırlayanın, yani bunları zahmet edip birbirine bitiştirenin kendisi olduğunu gördüm.
Yeni üretim, başka bir açı yok! Kattığı bir şey yok! Şu anda ben de onun çalışmasını kopyalıyorum. Bir parçasını gönderdiğim hocam pek beğendiğini, doğru yolda olduğumu belirtti. Şimdi, ben ne üretiyorum? Söyleyeyim, var olanı kopyalama, bunu da marifetmiş gibi gösterme bilimini üretiyorum."
Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi ülkemizde, özellikle üniversitelerimizde kopyalama bilimi çok gelişti. Buna akademik çevrelerde intihal deniliyor. Daha da vahimi, devletin en tepesindeki bürokratlardan rektörlerine, hatta eski YÖK başkanlarına kadar bu konuda suçlananlar oldu!..
Özetin özeti: Bilimsel üretkenliğin olmadığı bir ülkede, başka alanlarda üretkenlik beklemek hayalciliğin ötesine geçmez!..

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
AKP ve CHP nereye?
TÜRKİYE "seçim sathı maili"ne girdi. Bütün pa...
Çetin ALTAN
Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar
Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp pe...
Melih AŞIK
Uzan'dan Royal'e
Prof. Tarık Altınok, Cem Uzan'ın iktidara yön...
Fikret BİLA
Sezer ve Büyükanıt'ın gerekçeleri belli
Kuzey Irak Kürt yönetimiyle görüşme konusunda...
Hasan CEMAL
Kanaltürk, Kurtlar Vadisi!
Aydınlanma düşüncesinin öncülerinden Voltaire...
Güneri CIVAOĞLU
Bush'a suikast
Filmin adı "Bir Başkanın Ölümü"
Abbas GÜÇLÜ
Türkiye nasıl bilim ülkesi olur? (2)
Türkiye'nin bir bilim ülkesi olması konusunda...
Hurşit GÜNEŞ
Endeksli bonoya yabancı yağması
Dünkü enflasyona endeksli bono ihalesinin ilk...
Nail GÜRELİ
DP'den AKP'ye, basından medyaya
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 60. yılı içi...
Sami KOHEN
Akdeniz için Ege örneği...
GEÇEN hafta Lefkoşa'nın Rum kesiminde parlak ...
Metin MÜNİR
Molla, bombayı yolla
Boş bir tabut ne kadar çekici ise cephaneliği...
Hasan PULUR
Ölüm...
YAHYA Kemal "Ölüm, asude bir bahar ülkesidir,...
Meral TAMER
İkinci hayat, ayda 10 dolara yaşanabilir
Göz problemim nedeniyle bilgisayar kurdu olma...
Ece TEMELKURAN
Cemresiz
Resmi olarak bugün baharın başlaması icap edi...
Osman ULAGAY
Finans vadisindeki ürkütücü sükûnet
The Economist dergisinin son sayısında yer al...
Güngör URAS
TAV'a ilgi ekonomi için moral ve cesaret verici
TAV, 1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı...
M. Ali BİRAND
Seçim tarihi, artık kutudan çıktı...
İlk defa bu köşeden dikkatinizi çekmiştim.

© 2006 Milliyet