Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cemresiz


Resmi olarak bugün baharın başlaması icap ediyordu, zira ilk cemrenin düşmesi bekleniyordu. Ama sabah erken kalkıp baktım, düşmedi. Havada duruyor cemre, bir buluta takılmış ağır ağır sallanıyor.
Konuyla ilgili birimlerle iletişime geçtim, nedir, ne oluyor, ne bu lakaytlık diyerekten. Biraz da sert konuştum doğrusu. Derken beni cemreden sorumlu yetkiliyle görüştürmek için beklemeye aldılar. Epey de bekledim ama aldırmadım. Çünkü bilirsiniz bazen yukarıda hatlar karışır. Bir de bekleme müziği fena değildi:
"Baharı görmeden yaz geldi geçti."

Bahar İşleri Masası
Sanırım yukarıdakiler küresel ısınmaya dikkat çekebiliriz ümidiyle böyle bir girişimde bulunmuşlar. Olumlu. Beğendim. Derken telefon açıldı ve Büyük Müdürlük'ün, Bahar Masası'nın idari işler bölüm şefi hanımefendi çıktı.
Ben yine aynı kararlılıkla tepede asılı duran cemreyi, bu işlerin ciddiye alınması gerektiğini, savsaklamanın kabul edilemez neticeleriyle başa çıkamayacağımızı, sonunda onları benim bile kurtaramayacağımı anlatan konuşmamı yaptım. Kısa bir sessizlikten sonra aşağıdaki konuşmayı dinlemek mecburiyetinde kaldım...

Aydın Engin mahkemede
"Hanımefendi düşündük taşındık, biz bu memlekete bu yıl cemreyi biraz geç göndereceğiz. Takdir edersiniz ki işleriniz pek yolunda gitmiyor, bizde cemre kısıtlı, tasarruf tedbirleri, malum.
Önce Hrant meselesi var ki beyaz berelilerden biraz korktunuz gibi oldu, bizce. Sonra Meclis'te 301. madde konuşulurken, şaka gibi ama, gazeteci Aydın Engin Şişli Adliyesi'nde aynı maddeden ifade veriyordu. Savcılarınız hâlâ bu maddeden dava açma ihtimali barındıran davranışlar sergiliyorlar. Bilmiyoruz, ama biz çok ayıpladık."
Araya girip "Yahu açmazlar herhalde, o kadar da değil" diyecek oldum, yok, olmuyor, dinletemedim.

Kanaltürk
Aynı kararlılıkla devam etti:
"Sonra şu Kanaltürk meselesine gelelim. Bazen yaptığı militarist yayınların farkındayız ve fakat bir TV kanalına iktidar tarafından uygulanan karartma operasyonu için yeterince ses çıkardınız mı?
Üstelik ortalıkta bu kadar yolsuzluk meselesi varken, hükümetin paçalarından şaibe akarken, hükümete muhalif yayınları sebebiyle bu habercilerin üzerinde yolsuzluk şüphesi yaratarak baskı kurulması için lüzumu oranında patırtı kopuyor mu? 'Hayır' dediğinizi duyar gibiyim."

Can Dündar
Biraz yumuşatırım umuduyla "Can Dündar yazdı" diyecek oldum, vay sen misin bu konuyu açan:
"Ben söyleyecektim, ağzımdan aldınız. Neydi o Serdar Turgut'un yazısı? Bu adamlar nasıl bir ülkede yaşadığının farkında değil mi? Artık bu hedef gösterme işinin şakası olmadığını anlamaları için daha kaç kişinin vurulması gerekiyor?
Biz, hanımefendi, açıkça ifade edeyim, Serdar Bey'in Alaattin Çakıcı'yı yücelten, Can Bey'in sadece haber yapmasından dolayı uğradığı tehdidi her nasılsa komik bulan yazısını... Nasıl diyeyim? Bildiğiniz gibi, kınıyoruz yani. Bu kadarı hakikaten... Kelime bulamıyorum, görüyorsunuz."

Alo? Orada mısınız?
Sessizliğim uzun sürünce, kapattığımdan şüphelendi bölüm şefi:
"Alo? Alo? Orada mısınız?"
Buradayım hanımefendi. Havada asılı duran cemreye bakıyorum. Bu cemre bizim kafamıza düşer de ayılırız diye bekliyorum. Burada, böylece duruyorum, yazıyorum, konuşuyorum.
Bazen duyuruyorum, bazen herkes sağır oluyor. Siz de haklısınız, evet, tasarruf tedbirleri, kısıtlı cemre imkânları, anlıyorum. Bu memleket daha iyisini hak ediyor, onu düşünüyorum.
Bu ülke bu kadar "baharsız" olmamalı, bu kadar "cemresiz" kalmamalı, ben de size bunu söylüyorum. Alo? Alo? Orada mısınız?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
AKP ve CHP nereye?
TÜRKİYE "seçim sathı maili"ne girdi. Bütün pa...
Çetin ALTAN
Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar
Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp pe...
Melih AŞIK
Uzan'dan Royal'e
Prof. Tarık Altınok, Cem Uzan'ın iktidara yön...
Fikret BİLA
Sezer ve Büyükanıt'ın gerekçeleri belli
Kuzey Irak Kürt yönetimiyle görüşme konusunda...
Hasan CEMAL
Kanaltürk, Kurtlar Vadisi!
Aydınlanma düşüncesinin öncülerinden Voltaire...
Güneri CIVAOĞLU
Bush'a suikast
Filmin adı "Bir Başkanın Ölümü"
Abbas GÜÇLÜ
Türkiye nasıl bilim ülkesi olur? (2)
Türkiye'nin bir bilim ülkesi olması konusunda...
Hurşit GÜNEŞ
Endeksli bonoya yabancı yağması
Dünkü enflasyona endeksli bono ihalesinin ilk...
Nail GÜRELİ
DP'den AKP'ye, basından medyaya
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 60. yılı içi...
Sami KOHEN
Akdeniz için Ege örneği...
GEÇEN hafta Lefkoşa'nın Rum kesiminde parlak ...
Metin MÜNİR
Molla, bombayı yolla
Boş bir tabut ne kadar çekici ise cephaneliği...
Hasan PULUR
Ölüm...
YAHYA Kemal "Ölüm, asude bir bahar ülkesidir,...
Meral TAMER
İkinci hayat, ayda 10 dolara yaşanabilir
Göz problemim nedeniyle bilgisayar kurdu olma...
Ece TEMELKURAN
Cemresiz
Resmi olarak bugün baharın başlaması icap edi...
Osman ULAGAY
Finans vadisindeki ürkütücü sükûnet
The Economist dergisinin son sayısında yer al...
Güngör URAS
TAV'a ilgi ekonomi için moral ve cesaret verici
TAV, 1997 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı...
M. Ali BİRAND
Seçim tarihi, artık kutudan çıktı...
İlk defa bu köşeden dikkatinizi çekmiştim.

© 2006 Milliyet