|
BÜYÜKANIT, GÜL ve Barzani...
AŞAĞI yukarı bir haftadır tartışma sürüyor.
Türkiye, Kuzey Irak'la görüşsün mü, görüşmesin mi?
Yani Ankara Barzani ile temasa geçsin mi, geçmesin mi?
Türkiye Kuzey Irak'ı himayesine alsın mı, almasın mı?
Dışişleri Bakanı'nın sözlerine dayananlar başka şey söylüyor.
Genelkurmay Başkanı'nın sözlerine dayananlar başka.
Yani olay Türkiye için hayati ama biz bu hayati konuyu hükümetimiz sayesinde arapsaçına çevirdik.
Bu tartışmayı dünyanın gözü ve kulağı önünde yaparak Türkiye'nin hâlâ bir Kuzey Irak politikası olmadığını ispatladık. Bravo!
* * *
BU hükümetle, 72 milyonluk Türkiye dünyada hak ettiği yerin sahibi olamaz.
Bunu açıkça görüyoruz.
Siz bakmayın baştakilerin atıp tutmasına. Konu, dev gibi bir ülkenin, devletin Barzani gibi bir '21. asır aşiret reisi'yle pazarlığa oturup oturmayacağı tartışmasına kadar geldi.
Hem de bunu isteyen, talep eden Barzani değil, AKP hükümeti. Bunu nereden anlıyoruz? Barzani'nin bu tartışmalara bakmayıp, Türkiye'ye, bugünlerde veryansın etmesinden.
* * *
ANLAŞILIYOR ki Amerika, Ankara'ya "Barzani ile konuşun", diyor ve AKP hükümeti de o yönde hareket etmek istiyor. Gül'ün konuşmalarından bunu anlıyoruz.
AKP hükümeti ABD'nin bu isteğine niye boyun eğiyor?
Çünkü kısa bir süre sonra çifte seçim var. ABD'nin isteklerini yapmayarak kızdıran bir AKP, özellikle genel seçimleri kazanamaz. ABD Türkiye ekonomisi ile oynayarak bir kriz yaratabilir. Bu ekonomik çöküntü AKP'yi de götürür. Hükümet bunu görüyor ve adeta ABD'nin esiri gibi hareket etmekte kendini mecbur addediyor.
* * *
BU gidiş, sonunda Türkiye'nin bölünmesi, demektir.
Bu hayal değildir. ABD'deki bölünmüş Türkiye haritasını unutmayalım.
ABD'nin yeni Ortadoğu planını unutmayalım.
İstanbul'daki, mesela Ümraniye'deki son PKK gösterisini de unutmayalım.
Diyarbakır'a Nevruz için Talabani ve Barzani'nin davet edildiğini de herhalde biliyorsunuz.
Ne yazık ki böyle kritik bir dönemde, Türkiye'de, güçlü bir iktidar ve sözü dinlenir bir muhalefet yok.
Bırakın iktidar ve muhalefeti Türkiye'nin bir Kuzey Irak politikası bile hâlâ yok. Olsaydı, ilan edilen kırmızı çizgiler, ilan edenler tarafından bu kadar çabuk unutulur muydu?
* * *
ÇARE, Güneydoğu Anadolu'ya daha çok yatırım, daha çok iş, yani ekonomik kalkınmadır. Halk kuvvetliyi destekler, Ankara kuvvetini o bölgede terörü ezerek göstermelidir.
Sonra da, Türkiye ile görüşmeyi, bırakın Barzani talep etsin... ABD ona baskı yapsın...
Tabii geç kalınmadıysa...
Çifte standart
Amerikal yazar Paul Auster arkadaşımız Yasemin Çongar'a şöyle demiş: "Orhan Pamuk'a yapılanı anlamak imkânsız. Demokrasinin özelliği, bir fikir beğenilmese, hatta yanlış da olsa ona saygı göstermektir. Yoksa Türkiye demokrasi değil mi?"
Auster bunu Fransa'ya ve bazı Avrupa devletlerine sorsa daha doğru yapar. Oralarda, tarihçilerin bile "Ermeni soykırımı yok" denmesi yasak edildi de.
Yoksa bu dünya çapındaki yazarın Avrupa'dan, özellikle Fransa'dan haberi yok mu?
DEMOKRASİ İÇİN AMA
Demokraside çok yol var:
İki turlu sistem. Dar bölge. Milli bakiye. Listelere kontenjan koymak. Nispi temsil, vesaire...
Barajı yüzde 2 veya 5 veya 10 yapmak.
Seçimsiz demokrasi olmaz, ama genel seçim kullanılan yollara göre değişik sonuç verebilir, oysa milli irade tek değil mi?
ADALET
Mülkün temeli mi?
İstanbul'da jandarma ekipleri Kumburgaz'daki bir villaya gerçekleştirdikleri uyuşturucu operasyonunda, aralarında "Emret Komutanım" adlı televizyon dizisinin başrol oyuncularından Seda Akman ve Durul Bazan'ın da bulunduğu 15 kişiyi gözaltına aldı.
Sonra ne oldu?
Dizi oyuncusu Seda Akman ve Durul Bazan mahkemede serbest bırakıldı.
Son bir yılda, Dalmaz Center'daki kumarhaneye 6. kez baskın düzenlendi. İçerideki 21'i kadın 70 kişi gözaltına alındı.
Sonra ne oldu? Yakalananlar, "Biz oynamıyor, kumar aletlerine bakıp sohbet ediyorduk" dediler ve serbest bırakıldılar.
Marmara depreminde yıkılan 16 bin 649 binada 17 bin 480 kişinin yaşamını yitirmesinden sonra başlayan dava süreci, 7.5 yıllık zaman aşımı süresinin dolmasıyla birlikte sona erdi. Tüm dosyalar zaman aşımına girdi. Yani, yaptığı yapanın yanına kâr kaldı.
Yani; "Adalet mülkün (devletin) temelidir" sözü rafa kalktı.
İşte adli 3 olay ve sonucu...
Yorumu siz yapın...
BU MESLEKTE
Öğrenmenin sınırı yok
Gazetelerde "hata"lar gittikçe çoğalıyor, dedik, yazdık.
Önceki gün de bir meslektaşımız örnek veriyordu: Bir büyük gazetemizin yazı işleri müdürü 301. maddeyi ceza kanununun değil de Anayasa'nın maddesi sanıyormuş. Böyle ifade etmiş.
"Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp" diye bir sözümüz var.
Bu meslekte öğrenmekse günceli sıkı takiple oluyor.
Özellikle pazar günü ve gecesi, TV'lerde, açık oturum, tartışma programları ve sohbetlerden geçilmiyor.
Bu programlarda zıt fikirler, çeşitli görüşler çarpışıyor, sergileniyor, uzmanlar konuşuyor.
Çalışma günleri akşama kadar karşımda TV'nin haber kanalları nasıl kesintisiz yayın yapıyorsa, nasıl her gün 25 gazeteye bakmak benim mesleki mecburiyetimse, bu programların da çoğunu izliyorum...
Yoksa, eleştirme hakkını kendimizde nasıl bulabiliriz?
Şikâyetçi olma hakkı, dinleyen, izleyen, olayların arka planı ve içyüzünü merak edenindir.
Gazeteler araya kopya kâğıdı koymuş gibi birbirlerine benziyorsa bundandır. Özel haber fakirliği bundandır, yanlışların çokluğu bundandır. Yeterince kendini vermemek, çeşitli fikir ve görüşleri öğrenmemek, günceli izlememektendir. Dünyada olup bitene göz ve kulak kapamaktandır.
Ben oldum, ben iyiyim demek yanlıştır. Öğrenmenin sınırı yoktur. Bu meslekte eğitim ölene kadardır. İsterse 10 diplomanız olsun, meslekteki tecrübe en önemli eğitimdir.
Ben pazar günkü ve geceki programlara bu gözle bakıyor, günceli ve çeşitli görüşleri öğrenmek için izliyorum. Tavsiye ederim.
dheper@milliyet.com.tr
|
|