Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Şubat 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Fransa Piaf mı?

"La Môme" filminin gösterime girmesiyle birlikte her yaştan seyirci, Edith Piaf'ı bir kez daha görmek üzere akın akın salonlara koştu. General De Gaulle'e mal edilen "Sartre Fransa'dır" sözlerinden sonra, yoksa aslında Fransa Piaf mı?

SABETAY VAROL - paris

Fransa'daki sinema salonlarında çarşambadan beri, Edith Piaf'ın ilk sahne adı olan "La Môme / Çocuk" filmi oynuyor. Ak saçlılar çoğunlukta olmak üzere her yaştan seyirci, Edith Piaf'ı ve yaşamından kesitleri anlatan filmi bir kez daha görmek üzere salonlara akın akın koştu. Film birkaç gün önce Berlin Film Festivali'nin açılışında gösterildi.
Şöhreti Fransa sınırlarının çok ötesine taşmış, 1.47 metre boyunda, alkolik, morfinman, kavgacı, kötü karakterli ama sapına kadar sanatçı bu ufak tefek kadını bir kez daha görebilmek istedi Parisliler.
Çocukluğumda hayal ettiğim Paris'e bağlayan en önemli çehrelerden biri olan Piaf'ı büyük ekranda görmek üzere ben de kendimi salon attım daha ilk gün. Hem de Piaf'lı yıllardan ayakta kalan tek salon olan Grand Rex'e giderek. Ama yarıdan fazlasını seyredemedim. Beni hep çok duygulandıran şarkıların kadını bu değildi.

Uydurma bir efsane
Bundan 15 yıl kadar önce olacak. Paris'in kuzeydoğusunda, şimdi daha çok Mağripli Araplarla Afrikalı göçmenlerin oturduğu Belleville Sokağı'nda yürüyordum. 72 numaranın önünden geçerken gözüm bir tabelaya ilişti. Şarkıcı Edith Piaf'ı kaldırım kenarında, daha doğrusu apartmanın girişinde 1915 yılında ayyaş annesi tarafından doğurulduğu yazılıydı.
Çok duygulanmıştım. Piaf'ın doğduğu kaldırımı arşınlamak sanki çok az kişiye nasip olan bir imtiyaz gibi gelmişti o tarihte. Sonradan bu "sokakta doğma" efsanesinin uydurma olduğunu, Piaf'ın, muhtemelen oraya yakın Tenon Hastanesi'nde dünyaya geldiğini öğrendim.
Piaf'ın doğumu gibi zaten kendisi de başlı başına bir efsane. Belleville Sokağı'na da, Tenon Hastanesi'ne de pek uzak olmayan Pere-Lachaise Mezarlığı'nda yatıyor. 80'li yılların ortalarında Cumhuriyet gazetesi muhabiriyken, Okay Gönensin'in emre yakın ısrarı üzerine, o yıllarda henüz kedi resmi çizmeyen çizer Selçuk Demirel ve fotoğrafçı Ergun Çağatay'ı da yanımıza alarak Pere Lachaise Mezarlığı'nı ziyarete gitmiştik. Yılmaz Güney öleli az olmuş, mezar taşı bile yapılmamıştı.
Ünlüler mezarlığı olarak da anılan bu Paris mezarlığının en sembolik yerlerinden, belki de mezarlığı en fazla meşhur eden yerlerinden biri 1871 Paris Komünü ayaklanmasından sonra 147 kişinin kurşuna dizildiği Mur des federes adlı anıttır. Bu duvar-anıtın yanı başında, başta Fransız Komünist Partisi'nin uzun yıllar lideri olmuş Maurice Thorez olmak üzere bu partinin baronları yatar: Paul Vaillant-Couturier, Marcel Cachin, Jacques Duclos.

Metro koridorlarında şarkıları yankılanıyor
Sizlere hiçbir şey ifade etmeyebilir, sorsanız Fransızların da, şöhretlerini neye borçlu olduğunu bilmediği bu isimler. Ama Paris varoşlarının, bir zamanlar "kızıl çember" denen sokakların birçoğu belediye meclisi kararıyla bu kişilerin ismini taşır. Bir tek sürrealist şair Paul Eluard ve "Les Temps Des Cerises / Kiraz Zamanı" adlı ve hâlâ terennüm edilen ünlü devrimci şarkıdan ötürü şarkı yazarı Jean-Baptiste Clement hariç kimse bilmez kim olduklarını.
Son iki ismi bir kenara koyarsak, Piaf'ın koyu gri renk Marksist bu politik kişilerle yan yana yattığını görmek beni iyice şaşırtmıştı. Zavallı kadına ölümünden sonra verilmiş bir ceza olduğunu düşünmüştüm.
İşte böyle, Edith Piaf'ın uydurma doğum yeri efsanevi kaldırım kenarından yattığı mezara kadar yaşamının durakları mekanlar, birçok Parislinin, hatta turistin önüne çıkar ister istemez Paris'te.

Sadece bunlar mı?
Metro koridorlarında her gün bir başka Piaf'a rastlarsınız. İşte 40 yaşlarında ufak tefek bir kadın, gür ama son derece dokunaklı sesiyle, haykırırcasına hançeresinden Edith Piaf şarkıları döktürüyor. Koridorlar bu "fason" Edith Piaf'la yankılanıyor. Bir Arjantin tangosundan Fransızcaya uyarlanan ama Piaf'la özdeşleşen "La Foule / Kalabalıklar" veya sözlerini kendisinin yazdığı "La Vie En Rose / Pembe Hayat".
Sadece turistler değil tüm yolcular, hayata 1963'te dramatik bir şekilde veda eden ölümsüz Piaf'ı adeta canlı olarak görüyor karşılarında. Paris'in metro koridorlarında ve kaldırımlarda dolanırsanız, Piaf'ın en ünlü dört-beş şarkısı durmadan önünüze gelir.

Fransa'nın simgesi
Varsın, metroda şarkı söyleyip geçimini sağlayan 40 yaşlarındaki bu kadın, Piaf'ın şöhretinin zirvesinde olduğu yaşta, New York'ta Carnegie Hall'de başarıdan başarıya koştuğu yaşta hâlâ buralarda sürünüyor olsun. Tıpkı Piaf dinlerken her normal insanda ortaya çıkan nedenini bilmediğim refleks gibi boğazlar düğümlenir, ağlamaklı oluyorsunuz. Aralarında ben de varım. Elimi cebime atıp bir-iki demir para vermezlik edemem.
Bu sahne Paris sokaklarında, metro aralarında ha bire tekrarlanır. Muhtemelen, 1930'ların Champs Elysees'sindeki Le Gerny's adlı kabarenin sahibi Louis Leplee gibi birine rastlasalar, hatta Raymond Asso gibi söz yazarı bir koruyucu melekle tanıştırılsalar, Fransız şanson tarzının Ertegün'ü Rusçuk doğumlu Jacques Canetti (Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Elias Canetti'nin kardeşi) tarafından dinlenmiş olsalar, sokaklardan uzaklaşıp Piaf gibi müzikholde sanatlarını icra edebileceklerini düşlerler.
Sosyologlar derler ki, insanlar kriz zamanı kimlik arayışına çıkar. Yoksa, "La môme" filmiyle bu Piaf rönesansı halk arasında bir türlü unutulmayanın su yüzüne vurması mı? General De Gaulle'e mal edilen "Sartre Fransa'dır" sözlerinden sonra, yoksa aslında Fransa Piaf mı?


PAZAR
"Önceden Zeki Müren'dim, şimdi Bülent Ersoy'um"
Günaydın herkesin Bizansiyya'sına...
"Mimari hayatla inatlaşmamalı!"
250 yıllık turşu tarifinin peşinde
İstanbul'un en büyük "oturma odası"
Mülkiye'nin ta kendisi
Fransa Piaf mı?
Bir Rakun hikayesi
Hediyelik Yedigün
Sevgili yazarımızın Eyüp'teki ölümü...
Devekuşları ve yıldızlar
Madrid'de lezzet turu
Adı Yemen'dir (1)
Diyette başarılı olmanın sırları
"Akıllı gençler yanlış seçimler"
Londra'da bir lokumcu
Bir saat sorusu
Okurlara cevaplar





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet