|
 |
|
|
Şampiyonluğun sırrı!
"Her günün belirli saatlerini, yılın belirli aylarını, ömrün belirli bir kısmını üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı bir şeye ayırdığımızı düşünecek olursak; derin ve anlaşılmaz görünen esrarengiz bir şeyle karşılaşan bütün diğer ilkel toplulukların yapmış olduğu gibi, bizim de, her ne olursa olsun kontrol gücüne sahip olduğumuz yanılsamasını bize yaşatan, dahice fakat tuhaf ayinler geliştirme noktasına kadar gerilememizde şaşılacak bir şey var mı?" diyor Nick Hornby Futbol Ateşi'nde...
Saçma olduğunu biliriz; ama takımımızın galip gelmesi için çeşitli uğurlarımız vardır. "Ben stada gitmedim, yenildik" diyenler, "Formamı giymedim o yüzden böyle oldu" diyenler... Uğurlarımız vazgeçilmezimiz. Söylesek de, söylemesek de uğurlar yaparız. Duyduğum, okuduğum, gördüğüm ve yaptığım birkaç uğuru sıraladım:
- Maçtan önceki akşam kokoreç yemek...
- Aynı formayla maça çıkmak.
- Kalenin içine okunmuş üflenmiş çeşitli şeyler gömmek.
- Rakip takımın ataklarını durdurmak için sürekli aynı lafı tekrarlamak ('Gol değil', 'hoşt hoşt'...).
- Maçtan önce iki rekat namaz kılmak. Daha sonra forma giyip maçı izlemek.
- Devre arasında çay almak.
- Topluca sigara içmek.
- Rakip takım gol atınca, takımımız gol atsın diye tuvalete gitmek.
- Yenildiğimiz maçta oturduğumuz koltuğa bir daha oturmamak.
- Sürekli aynı kıyafetle maça gitmek.
- Deplasman maçlarını hep aynı yerde seyretmek.
- Maçlarda belli pozisyonları bozmamak. (Tuvalette olan kişinin tuvaletten çıkartılmaması...)
- Kötü giden maçlarda sürekli yer değiştirmek ve takımımız gol attığında kesinlikle yer değiştirmemek.
- Penaltı atılırken gözlerimizi kapamak ya da arkamızı dönmek.
- Maçlardan önce hep aynı yere gitmek. (BJK'lilerin Kazan Birahanesi'ne gitmesi)
- Maçı ayakta izlemek.
- Yenildiğimiz maçı beraber izlediğimiz kişilerle bir daha maç izlememek.
- Rakip takımdaki iyi oyuncunun adını ağzımıza almamak.
- Maç bitmeden skor kaç kaç olursa olsun galibiyet sevinci yaşamamak.
- Penaltı olunca sevinmemek.
- En uğurlusu saate baktığımızda saatin takımımızın kuruluş yılını göstermesi.
- En uğursuzu ise uğurlarımızı açıklamak ve uğur yaptığımızı belli etmek...
Ancak! İlk yarının 14. haftası bitmişti ki, ben İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un Teknik Direktörü Abdullah Avcı'yla röportaj yaptım. Ondan sonra Belediye, 3 hafta üst üste mağlup oldu, serviste adım "uğursuz"a çıktı... Hatta anti-Fener'li arkadaşlarım Zico ile röportaj yapmam için başımın etini yedi... Bu da benim uğursuzluğum işte, teknik direktörlere duyurulur...
"Kendine gülebilen insan yarı tanrıdır, zira tanrı gün boyu kendine güler" der B. Brecht.
Dipnot: Giriş Nick Hornby'den, çıkış Brecht'ten. Vallahi ukalalık değil niyetim, tamamen tesadüf...
Bazı topçular lüks arabalar, evler için milyonlar ödeyebilir, ben aynı parayla dün gidip kendime Livorno forması aldım, hepsi bu.
Cristiano Lucarelli
Haberiniz var mı?
Roma takımlarından Lazio SS, '74'ten beri hasretle beklenen şampiyonluk unvanına 2000 yılında nihayet ulaştı ve uluslararası alanda Juventus, Milan ve Inter'in gölgesinden kurtulmayı düşledi. Ancak işler istediği gibi gitmedi. 2000 ve 2001 yıllarında Şampiyonlar Ligi'nde 10 Avrupa kulübü karşısında mağlup olundu: Arsenal, Leeds, Real Madrid, Valencia, Feyenoord, PSV Eindhoven, Galatasaray, FC Nantes, RSC Anderlecht ve FC Kopenhag. Romalılar, Asteriks'ten beri Avrupa karşısında bu kadar dayak yememişti(!)
SEVDİK BİR KERE
MARCO VAN BASTEN
"Sert işleri kimler yapmalı?" sorusuna "Tabi ki yapabilenler!" cevabını verir bir Bask atasözü. O, sert savunmacılara karşı ayakta kalmanın savaşını verdi. Onun görevi, sert savunmacıları yenilen golün hüznü ile yumuşatmaktı.
Yeşil sahaların gördüğü en güzel golün resminde o vardı. Sıfırdan vurduğu vole tabelanın sıfırlarına eklenen artı bir olup Hollandalılar'ın ellerinde yükselen kupaya dönüşüverdi.
Daha nice golün hesaplarını yaparken, erken bir veda oldu onunki. Sert işlerin, sert tekmelerin ve markajların arasında biriken sakatlıklarla bir güzelliğe daha veda ettik. Takım elbise ve kravatla yönettiği oyunları değil, terleyen formalarla attığı golleri özlüyoruz... Ne yapalım sevdik bir kere!
***
Demez miyiz?
Seyircilerimizden özür dilesek ve biraz da zamanımızı aştığımız için o nostalji bandımızı haftaya saklasak olur mu sayın seyirciler? Herhalde 'olur' dersiniz.
(Erdoğan Arıkan - Stadyum, TRT1)
Buyur!
Müsaade ederseniz ben konuşayım. Çok az konuştum.
(Gürcan Bilgiç - Santra, ATV)
Olur!
Fenerbahçeli olmanın konsantrasyonu ve sevinci bu. Bu nedenle sizler de tatsız-tuzsuz, yalan-yanlış haberlerle günlerinizi zehir edip, asabınızı bozacağınıza benim gibi yapın, üzüntüyü bırakın, yaşamaya bakın.
(Hulki İlgün - Fanatik)
Kurbanlara yazık olmuş!
Fenerbahçeli futbolcular Samandıra'da "Ligin ikinci yarısının kazasız, belasız, sakatsız geçmesi için" dört kurban keserek otobüse bindiler..
(Alaattin Metin - Akşam)
Geldi bile!
FIFA'nın yorumu şu. Bu yorumu da FIFA'ya ben öğrettim zamanında... Ukalalık gibi gelmesin, narsizm gibi gelmesin!
(Ahmet Çakar - Santra, ATV)
Özlü söz 64!
Tigana'nın fendi uyanıkları yendi.
(Ali Sami Alkış - Star)
Vah vah!
Abartı olarak düşünmeyin; neredeyse emekliliğim geldi ama Galatasaray'ın stat işi bitmedi.
(Bahri Havadır - Akşam)
Bilgi için teşekkürler Abi!
Vakfın anlamı şudur: kelime anlamı olarak vakfedenler demektir. Yani topluma maddi manevi karşılık beklemeden hizmet veren anlamına gelir.
(Turgay Şeren - Akşam)
Şüphemiz yoktu!
Biz de aktan çıkmış süt değiliz.
(Fenerbahçe amigosu Sefa)
Erman Usta'nın yemek kitabı!
Az Alkmaar, bence bu isim biraz değiştirilmeli. Özellikle Federasyon Başkanı'na göre. Az Alkmaar değil, az kalamar. Kızartma olmasın ızgara. Üzerine biraz da zeytinyağı dökersen az biber ile çok lezzetli olur.
(Erman Toroğlu - Hürriyet)
yakantop@gmail.com
|
|
|

|