|
Gülibrişimler, delikanlı çınar ve sakız ağaçlarıyla serçeler
Arka planda yayılıp gitmiş masmavi bir deniz, Marmara. Ön planda ise, can havliyle kollarını göğe doğru kaldırmışa benzeyen, inceli kalınlı karmakarışık kuru dallarıyla gülibrişimler, delikanlı çınar ve sakız ağaçları.
Gülibrişimlerin üstünde yer yer, hâlâ daha dökülmemiş 3-5 çürük yaprak ve belli belirsiz yeni tomurcuklanmalar... Sakızların dallarında da nokta nokta bir bahar canlanması...
İnceli kalınlı karmakarışık kuru dalların arasından görünen bir deniz maviliği...
Sonra da masanın yanındaki demir koltuğun sırtlığı üstüne konmuş minik bir serçe.
***
Ne dünyanın, ne Türkiye'nin durumuyla ilgili masmavi Marmara da, kuru ağaç dalları da, neredeyse masanın üstüne konmaya hazırlanan minik serçe de...
Çünkü doğada ne ülke sınırlarının belirlendiği politik bir coğrafya var, ne de insan yığınlarını yönetme hırs ve tutkusuyla icat edilmiş "politika".
***
"Bilim" nedir, "politika" nedir?
"Bilim", doğada kendiliğinden sürüp giden çeşitli olayların gözlenmesiyle; o olaylardaki "sebep-sonuç" ilişkisini saptayarak, onların bağlı olduğu yasaları insan iradesi altına alma ve bu sayede insan hayatını kolaylaştırmaya uğraşma çabasıdır.
Örneğin suyun 100 derece sıcaklıkta buhar olmaya, "0" derecede de buz tutup katılaşmaya başladığını saptamak gibi...
Ve bir de buharın, sıkıştırıldığında baş edilmez gücünü keşfedince...
Bir zamanlar yelken ve küreklerle giden teknelerin, buhar gücüyle dönmeye başlayan pervaneleri ve artan hızları...
***
"Politika" ise, yönetilen kitleleri iktidarlara bağlı tutabilmek için kullanılan yöntemlerdir. Bu yöntemler "güzel vaatleri" de içerir, kitlelerin gururunu okşamayı da; ortak bir güvence ortamını bozmaya kalkanlarla, ortak bir koşullanmaya ters düşenleri cezalandırmayı da...
***
"Bilim" ve "politika"nın ikiz kardeşler gibi, birbirleriyle el ele tutuştuğu diyarlarda; insanların refah ve güvence platformu kanatlandıkça kanatlanır.
"Politika"nın; "bilimselliğe", yani doğa yasalarıyla, insan beyninin buluşmasına boş verdiği diyarlarda, çağın gerisinde kalınır ve "onlar-biz" ayrımları yapmaya başlanır.
***
Dünkü birçok gazetenin manşetinde, Zeytinburnu'nda geceyarısı kendiliğinden çöküveren 5 katlı bina haberi vardı.
Milliyet'in manşeti de, Serhat Oğuz'un özel haberini şöyle vitrinlemişti:
"Çöken binada 2 kişi can verdi - Deniz kabuğu ile bu kadar - Zeytinburnu'nda çöken binanın betonları deniz kabuğu ile dolu. Uzmanlar, 'Hiçbir işlemden geçmemiş deniz kumu kullanmışlar. İnşaat malzemesi çok çok kötü' diyor"
Ve doğa, affetmemişti kendi yasalarının çiğnenmiş olmasını.
***
Politikanın yaygınlaştırdığı ünlü sloganı hepimiz biliyoruz "Türkün Türkten başka dostu yok".
Ya Türklerin, Türkler için "çok, çok kötü inşaat malzemesiyle" yapmış olduğu binalar?
Bu kadarcık somut bir örnek bile gösteriyor Türkiye'de "politika" ile "bilim"in birbirinden ne kadar uzak olduğunu.
***
Neden Türkiye'de "politika" ile "bilim"in arası bu kadar zıt ufuklu?
Çünkü efendim Türkiye'de "Hazine'den geçinmeli kesim devlet", çıplak hayattan geçinen kitleler "millet ve vatandaş" sayılıyor.
Ve devlet, ekonomik yapısı şeffaflaştırılamayacak kadar kutsal bir kavram. Yani efendim, tam bir ortaçağ dogması.
***
Örneğin son 80 yılda resmi araba alımlarıyla bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcanmışlığıyla, aynı sürede itfaiye teşkilatına ne kadar yatırım yapılmış olduğunu kimse açıklayamıyor ve böyle bir soru sürekli görmezlikten geliniyor.
***
Ayrıca Hazine'den geçinmeli makam sahiplerinin itibarıyla, çıplak hayattan geçinen meslek sahiplerinin itibarı arasında dağlar kadar fark var.
Kazara genç bir kızı bir kaymakamla bir şef garson istese; ailenin gönlü kaymakama dönük duruyor hemen. Şef garsonun kazancı, daha da yüksek olsa bile kaymakamınkinden.
***
Dünkü Vatan gazetesinin sür manşetinde de, Güngör Mengi'nin başyazısına da konu olan, şu yıldırımlı haber vardı:
"Avrupa Birliği'nin resmi istatistik kurumu Eurostat açıkladı - Avrupa'da EN çok Türkler doğuruyor. EN az Türkler okuyor. Eğitime EN geç Türkler başlıyor, EN erken Türkler veda ediyor. EN genç yaşta Türkler ölüyor, çocuk ölümlerinin EN çok olduğu yer Türkiye. EN genç evlenen de EN az boşanan da Türkler.
Ne mutlu Türküm diyene"
***
İlkokullarda öğrencilere ezberletilen şiirlere bir göz attığımızda da, şöyle:
Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı.
Yahut da şöyle:
Süngümü demir gibi ellerimle kavradım,
Şanlara zaferlere yürüdüm adım adım.
***
Sonuç olarak da, bireylerin "yaşam kalitesi" açısından gelinmiş olan yer, Yunanistan'ın 65 basamak altı.
***
Koltuğun üstündeki minik serçe uçtu.
Gülibrişimlerin, delikanlı çınar ve sakız ağaçlarının, inceli kalınlı karmakarışık kuru dallarının arasından görünen masmavi Marmara ise güneşin altında şıkır şıkırdı.
c.altan@prizma.net.tr
|
|