|
Allah saklasın!
Zeytinburnu'nda bir bina durup dururken yıkıldı. Öyle ki gecenin köründe binanın altındaki dükkân sahibi bir çıtırtı duyuyor, zillere basıp binanın yıkılacağını haber veriyor, çıkabilen çıkıyor, çıkamayan... 2 ölü, 28 yaralı. Durup dururken, uyurken, deprem daha göz bile kırpmadan. Bir TV muhabiri tehlike taşıyan binalarda oturan birine soruyor:
"Ya sizin binanız da çökerse? Bu konuda ne yapıyorsunuz?"
Cevap:
"Allah saklasın!"
Büyük depremde ise "öldürülenler", öldükleriyle kaldılar. Memleketin neredeyse en büyük felaketi zaman aşımı gibi teknik bir konudan ötürü kapandı gitti. Geçmiş olsun. Televizyonda mahkeme salonlarını kahrolarak terk eden insanlar şöyle dedi:
"Allah o müteahhitlerin belasını versin!"
Yöneticinin konforu
Bu iyi yönetmek ne tatlı, ne konforlu iş. Bu ülkede yapılan işlerin en şahanesi yönetici olmak. Çünkü nasılsa kesin, nasılsa insanlar isyan etmeyecek.
Sen onlara ne yaparsan yap, en beter suçu işle, hatta istersen insanlar öfkelenince "Artizlik yapma ulan!" diye üstlerine yürü, belli ki kimseden ses çıkmayacak.
Nasılsa bu insanlar bir araya gelip, örgütlenip senden hesap sormayacak. Yap yanına kalsın, çünkü nasılsa yaptıkların Allah'a havale edilecek. Sorumluluk bir top gibi, mağdurların gözü önünde o elden o ele atılacak, bu saçma oyunu izlemekten sıkılanlar bir süre sonra takip etmekten yorulup gidecek.
Arkalarını dönüp hesap sormaktan vazgeçerken dişlerinin arasından bir sesle hep aynı şeyi söyleyecek:
Allah belanızı versin!
Toprak ve insan
Bu memleketin bir çakıl taşını vermeyeceklerini söylerken karınlarını yırtanlar bu memleketin kaç çocuğu çatır çatır ölürken, durup dururken yıkılan binaların altında kalırken, sorumsuz belediyecilerle gözlerini para bürümüş müteahhitler ve mal-mülk sahiplerinin kurbanı olurken neredeler?
Bu ülkede sistem çöküyor. Her yanından çöküyor. İçtiğimiz suya, soluduğumuz havaya, oturduğumuz evlere, trafik ışıklarına, sokaklara, hukuka, sağlık sistemine ve gündelik hayatı dolduran hiçbir şeye güvenemediğimiz bir hayat yaşıyoruz.
Ayrıcalıklı ve korunaklı hayatlar içinde yaşayanlar daha az hissediyor belki ama şehirlerin büyük kalabalıkları her gün sırat köprüsünden geçer gibi geçiyor zamandan, hayattan.
Ne dış mihraklar bölüyor bizi, ne "düğmeye basılıyor" iç mihraklar sayesinde. Bütün bu büyük ve şüpheli oyunlarla değil, hayatın yaşanamaz hale gelişiyle çöküyor ülke, parçalanıyor.
Kayıtdışı Türkiye
Cilası bol bir Afganistan, işgal altında olmayan bir Irak, daha az esmer bir Pakistan, biraz daha şık bir Bangladeş, insanların azıcık daha az vahşi olduğu bir Liberya bu ülke aslında. Bunların hepsinin üzerine bir örtü örtülüyor, "Türklere bir şey olmaz" gazıyla yürüyüp gidiyoruz.
Kayıtdışı bir hayat sürüyor ve kayıtlı hayat giderek yok oluyor. Formel çöküyor ve informel olan, kuralsız olan bütün ülkeyi ele geçiriyor.
Ne depreme ihtiyacımız var bizim ne de hain düşmanın bombalarına, biz ve bizim binalarımız, bu ülke üzerine bina edilmiş her şey çöküyor. Ve ne güzel bu ülkeyi yönetmek! Çünkü bütün bunların sorumluları Allah'ın gazabına kadar hiçbir hesap verme zorunluluğuyla karşılaşmıyor.
Allah da niyeyse hiç bu belayı vermiyor. Bela hep yoksulların ve isyan etmeyenlerin, hesap sormayanların tepesinde. Ama galiba bunu anlayacakları gün yaklaşıyor.
ecetem@hotmail.com
|
|