Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Şubat 2007 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Akıllı gençler yanlış seçimler"

Harç parası diye ailesini sövüşleyip paraları harcayanların ümidi Cem Uzan...


tubakyol@yahoo.com

Geçen hafta pek sosyalleştim. Bizim çocuklara ev gezmesine bile gittim -o derece. Özleşmişiz.
Vallahi ben açmadım mevzuyu. İçlerinden biri sordu: Kime oy vereceğiz?
Üf, ben büyüğüm diye mi yapıyorlar bunu? Çok sıkıcı...
- Aaa bakın, "Uzak Ufuklar" değil mi bu, Azerice dublajlı.
Tom Cruise çamaşır yıkamayı gösteriyordu Nicole Kidman'a o esnada: Be'le be'le...
Konuyu kaynatmayı beceremedim. Kime oy vereceklerini konuşmaya devam ettiler. Mehmet Ağar, Devlet Bahçeli, Erkan Mumcu; hemencecik elendi: Sıkıcı. Erdoğan eğlenceli laflar ediyormuş bazen ama... Artık sıktı.
Ve sonunda "Cem Yılmaz'ın tek rakibi Cem Uzan"a oy vermeye karar verdiler: "Hem harçları da kaldıracak..."

Harç her gencin kamçısı
Bakmayın dalga geçiyorlar ama harç borcu en hakiki dertleri esasında.
Şimdi bu çocuklardan ikisi harçlarını bayağı bir süredir ödemedikleri için kalan derslerinin sınavlarına girip mezun olamıyorlar. Bir tanesi hâlâ üniversitede okuyor. Yarın mühim bir sınavı olduğu halde bizimle takıldığına bakılırsa, onun da okulu uzayacak. O da kısa süre sonra ailesinden aldığı harç paralarını okula yatırmak yerine daha "manalı" yerlere harcayacak.
Deniz Baykal gençlere ulaşmak için Mehmet Ali Erbil'e, Beyaz'a, Okan Bayülgen'e falan mektup yazmaya devam etsin. Cem Uzan bu çocukların derdini tespit etmiş, çaresini çoktan vaat etmiş.

Her duruma uygun vaat
Vaat iyi hoş, diyelim gerçekleşti ve harçlar kaldırıldı...
O zaman iyice batacaklar haberleri yok.
Ner'de o eski ana-baba sövüşleme uzmanları?
Bur'da!
Harç bahanesi de olmasa nasıl para koparacaksınız sizinkilerden?
Abi, buna bile cevapları; daha doğrusu Cem Uzan'ın bu duruma bile uygun vaatleri var: "Bizimkiler emekli. 'Emekliye artı iki maaş' sözü de var. Oradan gelen paradan verirler herhalde biraz" dedi biri.
"Ona gerek yok ki, 'Her işsize 350 YTL maaş' var" dedi öteki.
Ve üçüncü "Canım hiçbiri olmasa, sen yaparsın bir ablalık, bize harçlık verirsin" diye şımarıverdi.
Bu sonuncuyu da Cem Uzan mı vaat etti?
* * *
Bunlar hep Deniz Baykal'ın mektubuna uyup gençleri oy kullanmaya teşvik edenler yüzünden -oy verecek parti var da sanki!
Hem daha seçimlere de çok var. Niye Azarbaycan televiziyası izlemiyoruz biz, anlamadım ki!
Ben eskiden ders kaynatmakta da iyiydim ama çaptan düşmüşüm:
- Aaa bakın, "Uzak Ufuklar" değil mi bu? Azerice dublajlı. Hâlâ!

Anasından genel başkan doğmuş sanki

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı için "Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi, birileri yıllardır İçişleri Bakanlığı'nda kalıyor ve Türkiye ne halde" dedi.
Muhalefet de öyle bir halde ki, mesela Deniz Baykal'ın söylediği her şey, biraz değiştirilip ona karşı da kullanılabiliyor:
"Anasından genel başkan doğmuş gibi, birileri yıllardır CHP genel başkanlığında kalıyor ve CHP ne halde!"

Acı soslu Amerikan masalı

Külkedisi masalının en sevdiğiniz yeri neresi? Benimki iyilik perisinin sihirli değneğini salladığı yer. Nasıl güzeldir.
ABC'de yayınlanan "Extreme Makeover Home Edition" da böyle bir program. İhtiyacı olanlara, özellikle engellilere yeni ev inşa ediliyor. İçi döşeniyor.
İyilik perilerinin sihirli değneklerini sallayıp her şeyi güzelleştirdikleri bir tür 21'inci yüzyıl masalı. Üstelik bu periler komik kimseler. Hep gülüyor, çok eğleniyorlar. Az sonra yıkacak da olsalar, kimse o ailenin daha önce yaşadığı yere, mesela "mezbelelik" demiyor. Kimse aileleri eziklemiyor.
Sonra tabii, yardım edilen aile yeni evine girerken ağlaşılıyor.
Şimdi bu formatın yerli versiyonu başladı: "Yoksa Rüya mı?" Uğur Dündar sunuyor. İlk bölümde 99 depreminde 72 saat göçük altında kalan, kocası yanında ölen Binnaz Tiryaki ve kızına bir ev inşa ettiler. 10 günde. Çaydanlığına kadar da döşediler.
Ne güzel! Güzel de... Ailenin yaşadıkları zaten acıklıydı. Köpürtmeye, içimizi kıymak için bunca gayrete ne lüzum vardı?
Ki program boyunca ağlasınlar-ağlayalım diye çabalanmasına rağmen bizi en çok Binnaz hanımın babasının, evi gördükten sonra içinden kopan duaları ağlattı.
Bunun orijinali, evet yine ağlatıyor ama daha şov gibi şov değil miydi?
Bu şekliyle, "Külkedisi"nin bol acı soslu Kemalettin Tuğcu yorumu olmuş sanki.

Sevgililer Günü'nün böyle marifetleri de mi varmış?

Yılların sevgilisiyim. Ama Sevgililer Günü'nü biraz küçümserim, çocukça bulurum, pek kutlamam.
Fakat bu yıl Yeni Şafak'ta Özlem Albayrak'ın bir yazısına rastladım. Sevgililer Günü'nün "sevgililiğin kabul ve onay görmesine, evliliğe alternatif bir ikili ilişki biçimi olarak seçeneğe dönüşmesine" hizmet ettiğini söylüyordu.
Albayrak tabii bu durumdan hoşnut değil...
Eğer Sevgililer Günü, "sevgililiğin" bu topraklarda normalleşmesine, kabul ve onay görmesine azıcık olsun katkı sağlıyorsa, bu yıl hazırlıksız yakalandım ama gelecek yıldan itibaren ben şahsen itinayla kutlarım.

"Siz olsaydınız ne yapardınız?"

Biz nasıl "Kurtlar Vadisi"ni tartışıyorsak, Amerika da şu sıralar "24"teki işkence sahnelerini tartışıyor. Çünkü insan hakları kuruluşu Human Rights First dizideki işkence sahnelerinin artmasından şikayetçi oldu ve askerlerin bu sahnelerden esinlendiğini iddia etti.
Birkaç hafta önce de altıncı sezon bölümleri yüzünden İngiltere'de tepkilerle karşılaşmıştı dizi. Aynı gece birkaç kanala birden haber olmuş hatta: "Bu dizi bugünün Amerika'sında korkuyu mu tetikliyor? İşkenceyi, terörle savaşta gerekli bir silah olarak mı pazarlıyor?"
Observer'ın bir ekinde tepkiler üzerine dizinin yaratıcılarından Joel Surnow ile yapılan röportajı okudum. "Tabii ki korku ticareti yapıyoruz" diyordu Surnow, "Eğer dizi korkutucu olmazsa, başarılı olamayız."
İşkenceyle ilgili de "Bence işkence işe yarıyor. Benim üstümde işe yarardı" gibi laflar ediyor.
Tabii dizideki koşullar söz konusu olduğunda...
10 dakikanız var, adamı konuşturamazsanız, birinin ailesi ölecek... 10 dakika içinde bir adamı konuşturamazsanız, bomba patlayacak...
"Biz gerçek dünyayı göstermiyoruz, kendi dünyamızı kuruyoruz. İyi ya da kötü demiyoruz. 'Siz olsaydınız ne yapardınız?' diye soruyoruz."
Biz olsaydık iyi adamlara kötü adamları alt etmek için sadece 10 dakika ve içi işkence aletleriyle dolu bir çanta vermezdik.
Niye bilmem, "24"ü hiç izlemedim ben.
Ama altıncı sezonda aniden tepkilerin ayyuka çıktığına bakılırsa; korkuyu da, işkenceyi de abartmış olmalılar.


PAZAR
"Önceden Zeki Müren'dim, şimdi Bülent Ersoy'um"
Günaydın herkesin Bizansiyya'sına...
"Mimari hayatla inatlaşmamalı!"
250 yıllık turşu tarifinin peşinde
İstanbul'un en büyük "oturma odası"
Mülkiye'nin ta kendisi
Fransa Piaf mı?
Bir Rakun hikayesi
Hediyelik Yedigün
Sevgili yazarımızın Eyüp'teki ölümü...
Devekuşları ve yıldızlar
Madrid'de lezzet turu
Adı Yemen'dir (1)
Diyette başarılı olmanın sırları
"Akıllı gençler yanlış seçimler"
Londra'da bir lokumcu
Bir saat sorusu
Okurlara cevaplar





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet