Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kuantum dini peygamberini arıyor

Eskiler "Hayırlısını iste" der, kuantum "Olumlu düşün" diyor

tubakyol@yahoo.com

Bu yazı çok güzel bir yazı olacak... Bu yazı var ya çok güzel bir yazı olacak... Olacak. Güzel. Olacak. Yazı. Güzel olacak. Bozmayın rica ederim, konsantre oldum.
Olumlu düşünüyorum, olumlu olsun her şey diye. Bu yazı yani, kaçarı yok, yazdığım en iyi yazı olacak. Ben bir enerjiyim. Olumlu enerjiler saçıyorum. Kendi gücümün farkına vardım. Gücümü kullanıyorum.
Fakat şu saniyeye kadar yazı üzerinde olumlu bir etki yaratabilmişim gibi hissetmiyorum.
Yazı çok güzel oluyor da, ben mi fark etmiyorum?
* * *
"The Secret / Sır" diye bir film var, biliyorsunuz. Henüz film Türkiye'ye gelmedi ama yeterince yazılıp çizildi. Hayatın sırrı. Mutluluğun ve zenginliğin ve şu hayatta istediğiniz her şeyin sırrı.
Bir film var yani, veriyor işte bu sırrı.
Biz de öğreniyoruz.
Sır sensin.
Sır senin enerjin.
Yoğunlaş, düşün ve iste, istediğin şeyi kendine çekeceksin. Enerjini doğru kullan, hayatın değişsin.
Hı hı...
* * *
Bireysellik geri tepti.
Dönüp bakınca insanın daha iyi ve daha mutlu olmak için saptığı her yol geri tepti.
Özgür seks geri tepti. Mutluluktan, zevkten ziyade insanlar arasında yeni bir mücadele alanı yaratmaktan başka bir halta yaramadı.
Ve bireysel varoluşun en kolay dışavurumunun şiddet olduğu ortaya çıktı.
İnsanlar kendilerine bir yararı olmayacaksa "iyi" olmak istemiyorlar.
Kötü olmak daha kolay.
Yol yakınken önlem gerek: Bireysel varoluşu yadsımayan ama insanları tek tek iyi olmaya özendiren bir şey...
Yeni bir din.
Anneannem "Şükret, dua et, hayırlısını iste" der her zaman. Bunun bilimsel karşılığı da işte, "Olumlu düşün, iyi düşün" oldu.
* * *
Ben "Ne Biliyoruz ki"yi izlediğimde biraz etkilenmiştim.
Tamam, bende yalan yok, biraz fazla etkilenmiştim.
Film çıkışı "İstesem uçarım be, kim tutar beni" diye düşünüyordum.
Uçtum mu?
Uçamadım.
Ama sizin şevkinizi kırmış olmayayım.
Ha gayret...
İlk uçanı kuantum dinine peygamber yapacaklarmış.

Kumanda düşünce zıplasa

Tak! Yine düştü. Bazen düşme şiddetinden zıplıyor bile yerde. Tak tak...
Ne yapabilirim? Televizyon izlerken insan yayılıveriyor. Ve kumanda düşüyor.
Bazen bir şeye uzanırken çarpıyorum. Bazen kanepede yanımda unutuyorum, doğrulurken düşürüyorum.
Gün boyu defalarca... Tak!
Bir de düşürür düşürmez almam yerden nedense. Sanki kumanda düşmemiş, hiçbir şey olmamış gibi davranırım. Sevgilim gözlerini kısıp bana ters ters bakarken, baktığını fark etmiyormuş gibi yaparım.
Daha kötüsü, bazen uzanıp alırken, mümkün olan en az bedensel eforu sarf etmek için parmağımın ucuyla davrandığımdan, azıcık havaya kaldırmışken, tekrar düşürüveririm: Tak!
Hakikaten gıcık bir kimseyim. Bilmez miyim?
Fakat şu kumandalar da artık zıp zıp lastik topumsu olsunlar. En azından yumuşak bir malzemeden yapılsınlar. Çok el altında hem, insan kızınca fırlatır da bu mereti. Yumuşak olması şart!
Uzaktan kumandanın mucitlerinden Robert Adler geçen hafta öldü. 93 yaşındaydı. Düşüyor falan ama kumandanın büyük bir icat olduğu muhakkak. Robert Adler hazır böyle müthiş bir şey icat edebilecek akla fikre sahipken, keşke şunun düşüp durmaması için de bir güzellik düşünseymiş... Bilim adamları -en azından filmlerde- benim kadar sarsak oluyorlar. O da icat ettiği şu naneyi ha bire düşürüyordur herhalde. Niye bir çare bulmamış?
Ölümünün ardından Robert Adler'ın karısı şöyle dedi: "Televizyon izlemezdi."

"Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat"

Açık oturumlarda ciddi ciddi konuşanların da bir gündelik hayatı var.
İnanmazsınız, onlar bile tüm ömürlerini açık oturum kasvetinde geçirmiyorlar.
Hrant Dink'i insan olarak daha yakından tanımamızı sağlayacak gündelik hayata ancak sıra geldi. Dink'in ölümünün ardından pek meşhur olan "empati"nin vaktidir şimdi.
Baskın Oran, ocak ayı sonunda Agos'ta Hrant Dink'i anlatan bir yazı yazdı:
"Geçen kış Etyenlerle bizi ziyarete geldiler Bodrum'a. Serap, Rakel, Feyhan deniz kıyısında geziyorlar, bunlar bütün gün evde benim tepemde. Her gün 16.30'a kadar at yarışı oynuyorlar. TJK-TV pürdikkat izleniyor, Lider Form bülteni didik didik ediliyor, saatlerce oturup falanca at geçen hafta ishaldi, acaba düzeldi mi gibi konular tartışılıyor, sonra İstanbul'a telefon edilip yazdırılıyor.
Diyorum ki, millet sizi adamdan sayıp ciddi ciddi dinliyor, takdir ediyor, kızıyor. Bilse kumarbaz olduğunuzu tefe kor."
At yarışına meraklı olanlar, zaten üzülmüşlerdir tabii cinayete ama bunu okuduktan sonra şu meşhur empatiden kurup, herhalde daha çok üzülürler.

manik depresif köşe

Mütemadiyen kumanda düşüren tek kişi ben değilimdir, değil mi?
Tak tak.
Kim o?
Ben manik.
Ne istiyor?
Empati.


CUMARTESİ
2007 model Oscar
İnce bele kalın kemer
Yaratıcı gençler için tasarım atölyesi kuruyor
En moda En yeni
ne var, ne yok
Fatih Terim'in kravatı Türkan Şoray'ın yastığı sadece bir tık ötede
Hollywood yıldızlarının modacısı Beyaz Butik'te
Tez ve bez işleri





Melis Alphan
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet