
|
|
|
 |
|
|
Ölümsüz mücevherler
Tibetliler turkuvazın insanı sarılıktan ve zehirlenmeden kurtardığına inanıyor. Bizans'ta mücevher bir prestij sembolü olarak görülüyordu
P Dünya Sanatı Dergisi 43'üncü sayısını "mücevher ve sanat"a ayırdı. Ortaçağ Akdeniz'inin İslam toplumlarındaki altın takılar ve hazine küpleri, Bizans dönemi Hıristiyan inancında yer alan gelin takıları, Tibet'in şifalı mücevherleri ve uğur getiren tılsımlı muska kutuları derginin son sayısında yer alıyor.
Bunun dışında Art Deco tasarımcısı Jakob Bengel ve onun "süttaşı" mücevherleri ile büyük markaların çağdaş tasarımları da okuyucuların beğenisine sunuluyor.
Gelin takısı bir prestij simgesiydi
Gelin takıları her çağda her toplum için önemliydi. Doğu Akdeniz ülkelerinde yedinci yüzyıldan sonra yerel süsleme adetlerinin yanı sıra altın ve gümüş işçiliği giderek gelişti. Kuyumcular öncelikli olarak gelin takıları yapmaya başladılar. Çünkü gelin takıları, ailelerin ekonomik zenginliğini ele verdiği için çok önemli bir prestij simgesiydi.
Bizans İmparatorluğu'nda da damadın müstakbel eşine hediyeler vermesi adettendi. Bazı gelin takılarının üzerinde "uyum" sözcüğünün yer alması, Bizans Hıristiyan inancında evlilikteki en önemli öğenin uyum olduğunu göstermekteydi. Yüzük, Bizans'ta da çok önemliydi. Bunun dışında kemerler, dişiliği simgeleyen ay biçimli küpeler ve mücevher kutuları da damatların en çok rağbet ettikleri armağanlardı.
Mercan kadınlara şans getirir
Elmas her ne kadar dünyanın en değerli taşı, altın ise en değerli madeni olarak bilinse de Tibetliler yarı değerli taşları değerli taşlara göre daha çok seviyorlardı. Turkuvazın mavisi, kehribarın sarısı, mercanın kırmızısı, incinin ışıltısı onlara elmasın ve altının ışıltısından daha çekici geliyordu. Çünkü bu taşların koruyucu özelliğe sahip olduklarına inanılırdı. Örneğin turkuvazın insanı sarılıktan ve zehirlenmeden kurtardığı ya da mercanın kadınlara sağlık ve şans verdiği düşünülürdü.
|
|
|

|
|