|
 |
|
|
Yarım yamalak bilgilerimiz
yural@milliyet.com.tr
Geçen haftaki yazımda, saatin yelkovan ve akrebinin adının nereden geldiğini sormuştum okurlarıma. Yelkovan konusunda herkes hemfikirdi. Yelkovan adı, hayta, başıboş gezen, orda burda dolaşan anlamında konulmuştu. Çünkü akrep olmadan dönen bir yelkovan zamanın hiçbir dilimini göstermiyordu. Akrep için okurlarımdan, ilk saatlerde akrep göstergesinin bir akrep kuyruğuna benzediğinden tutun da durup ağır ağır yürüdüğüne kadar pek çok yakıştırma geldi. Çoğunluk, zamanı öldürmek, zaman öldürmek ve geçip giden zamana ölü zaman gözüyle bakma düşüncesinin geri dönemeyeceğimiz zamanlar için uygun düştüğünü yazdılar. Ama yine de bu isimleri kimlerin taktığı, ilk cep, sonra da kol saatinin ülkemize gelişiyle ilgili bir açıklama gelmedi. Acaba bir de Murat Bardakçı'ya mı sorsak? Belki o ilk cep saati kullanan padişahı bilebilir.
* * *
Çocuklarla fazla iç içe olmaktan mı nedir, bilemiyorum. Bu tür bilgiler hep beni çekmiştir. Bu yüzden, bugün sizlere Octobus Yayınevi'nin "Tell Me About" kitabından ilginizi çekeceğini düşündüğüm bilgiler aktaracağım. Kitap, Türkiye'de Morpa Kültür Yayınları arasında "Ne Hakkında" adıyla yayımlandı.
* * *
İftiraya uğrayan güveler... Güveler, hep gardıroptaki yün giysileri yemekle, onları delmekle suçlanır. Bazen dolabın kapısını açarsınız, küçük bir kelebek uçarak çıkar. Annem eskiden dolaplara hep naftalin koyardı, güve gelmesin diye. Şimdi ardıç ağacından tahta halkalar yapıyorlar. Askıya takıyorsunuz, sözde gelmiyor. Sabun konulduğunu da hatırlıyorum. Oysa, güveler suçsuzmuş. Güveler yün kazakları yemezlermiş. Çünkü yün giysilerin üzerine yumurtladıktan sonra ölürlermiş. Yumurtalarını yün giysilerin üzerine koymalarının nedeni de örgülü kazakların yumurtaların düşmemelerini sağladığı için. Ama yumurtadan çıkan küçük tırtıllar kendilerine yünden bir koza örmek için çevrelerindeki yünleri toplar, kendilerine saracak bir giysi yaparmış. Anlayacağınız yemiyorlar, bir giysilik yün alıyorlar.
Sinekler bazı zaman ayaklarını birbirine sürter. Bir çocuk bana, "Bak, pistten kalkışa havalanıyor!" demişti. Bir başkası da, "Bizi ısırmadan önce dişlerini bileyliyor!" Oysa bütün gün çöplerde, pis yerlerde yiyecek üstünde dolaşan sineğin bu hareketi, ayağına bulaşan pislikleri temizlemekmiş.
* * *
Develeri hepimiz biliriz. Her ne kadar okul gezilerimde deve yavrusunun adının ne olduğu sorusuna yanıt veren öğretmen, öğrenci bulamasam da, burada bir kez daha "daylak" denildiğini yineleyeyim. Devenin sırtında bir kambur vardır, yani hörgücü. Bu bazı develerde çift olur, bazılarında tek. Develer yola çıkmadan önce besinlerini depo ederler; onlar yola çıkıp çıkmayacaklarını bilmez, ama yine de kendilerini garantiye alır, yiyecekleri sırtlarına yağ olarak depolar. Bir hörgücün 45 kg ağırlığında olduğu söylenir. Devenin suyu da burada sakladığını düşünürdüm. Oysa, kitaptan öğreniyorum ki, develerin mide duvarlarında matara şeklinde su torbaları varmış. İçtiği suları buraya depolar, gereksinim duyduğunda buradan içermiş. H H H
İneklerde bu iş daha gelişmiş. Geviş getiren hayvanlarda dört tane mide var. Bu odaların sırasıyla adı şöyle: İşkembe, börkenek, şirden ve kırkbayır. Son oda da ineğin gerçek midesi.
* * *
Denizatlarının başları gerçekten bir ata benzer. Aile düzeninin belki de en eşitlikçi yaşamı onlara ait. Dişi denizatı yumurtalarını erkeğin kuyruğunun altındaki geniş keselere bırakırmış. Yavrular yumurtadan çıkacakları zaman bu keselerin ağzı açılırmış ve yavrular, anne gibi doğum yapan erkek denizatının kuyruğundan dökülürmüş ve baba doğum sonunda dinlenir, görev anneye geçermiş.
* * *
Kuşların dışındaki hayvanların göç etmediğini düşünürüz. Oysa ren geyikleri göçmen hayvanlar sınıfındanmış. Soğuk kuzey bölgelerinde sürüler halinde yaşar ve likenle beslenirlermiş. Kar yağınca yiyecek kaynakları karlar altında kaldığı için güneye, sıcak bölgelere göçer, karlar eridiğinde de yeniden kuzeye gelirlermiş.
|
|
|

|