Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Mart 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
SEYİR DEFTERİ
Manisa ve Merkez Efendi

Macunuyla Hafsa Sultan'ın yaşamını kurtaran Merkez Efendi'nin Manisa'da, Sultan Camii'nin tam karşısında bir heykeli var

NEDİM GÜRSEL

Mengli Giray'ı bilirsiniz ya da bilmezsiniz. Kendisi Kırım Tatarlarının hanıdır. Ama bu hükümdarın kızlarından Hafsa'nın Yavuz Sultan Selim'e bir erkek çocuk doğurduğu için Harem-i Hümayun'da valide sultan konumuna yükseldiğini, sonra da şehzadesiyle birlikte Manisa'ya gelip Sultan Camii'ni yaptırdığını bilmeniz gerekiyor.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Manisa'da sancakbeyliği yaptığı yıllarda annesi Hafsa Sultan hastalanıyor. Bu öyle bir hastalık ki dermanı yok. Devrin en yaman tabipleri bile çare bulamıyor.
Günbegün eriyen, sararıp solan Valide Sultan son çare olarak Muslihiddin Merkez Efendi derler, zamanın bimaresinden (yani hastanesinden) kovulmuş, yarı deli bir bilginin kendisine sunduğu macunu deniyor. Ve tüm masallarda olduğu gibi, anında şifa buluyor.

Macunun öyküsü
Ne mi var bu tılsımlı macunun içinde? Karanfil, yenibahar, zencefil, galanga, karabiber, kırımtartar, kişniş, havlican, kebabe, hindistancevizi, anason, hıyarşenbe, sakız, safran, ud-ül kahar, çöpçini, hardal, portakal kabuğu, tarçın, mirsafi, iksir, çivit, meyanbalı, kalemi barit, tiryak, sarı halile, kara halile, raziyane, kimyon, zerdeçöp, tarçın çiçeği, hindistançiçeği, çörekotu, dar-ı fülfül, ravent, limontozu, akule, sinameki, vanilya, topalak, şeker.
Merkez Efendi'nin ilacının Hafsa Sultan'ı iyileştirdiğine göre avamı haydi haydi iyileştireceğine kanaat getirdiğinden olmalı, Şehzade Süleyman bu ilacın macun kıvamında bolca yapılmasını ve Sultan Camii'nin minarelerinden halka atılmasını buyuruyor.
İşte her yılın baharında, nevruz bayramı gelip doğa yeşerdiğinde Manisalıların kapıştığı mesir macununun öyküsü böyle. Aslında her yerde, kentin en ücra bakkallarında bile bulmak mümkün bu macunu. İş onu yutabilmekte. Ben denedim, midem kaldırmadı.
Macunuyla Hafsa Sultan'ın yaşamını kurtaran Merkez Efendi'nin Sultan Camii'nin tam karşısında bir heykeli var. Başında sarık, ayağında çakşır, bağdaş kurup oturmuş. Valide Sultan'ın yaptırdığı cami ve külliyenin kurşun kubbelerini seyreyliyor.
Derken, bir de bakıyorsunuz, dağa çevirmiş yüzünü. Sonra Muradiye'den yana bakıyor, sonra yine Sultan Camii ve külliyeden yana. Anladınız sanırım, kendi ekseninde bir gezegen gibi yavaşça dönüyor heykel. Çünkü her şeyin merkezinde olması için dua eden ermişlerden o.
Manisalılardan dinlediğim hikayesiyse şöyle: Günlerden bir gün Şeyh Sümbül Efendi'nin Kocamustafapaşa'daki dergahına devranı izlemek ve "nasihatı şerif"i dinlemek üzere dışardan sırım gibi bir delikanlı geldi. Yakışıklı, derin bakışlı, o ölçüde de utangaçtı. Değil şeyhin, en acemi müridin bile yüzüne bakamıyordu.
Gözü yerde, kulağı kirişteydi, sanki bir şey arar, gaipten bir haber bekler gibiydi. Şeyhe görünmemek için özel bir dikkat gösteriyordu. Nasihat başlayınca sofanın eşiğindeki sütunlardan birinin ardına gizlenip şeyhi oradan dinlemeye koyuldu.
Medrese öğrencisi olduğu için söylenenlerden pek bir şey anlamıyordu ama Sümbül Efendi'nin coşkun bir su gibi akan sesi içine işliyor, sanki yüreğini serinletiyordu. Derken her şey apaçık ortaya dökülüverdi, sözcükler ses olmaktan çıkıp anlam kazanmaya başladı. Gözünden perdeler kalktıkça dünya ama bu dünya değil "mana alemi" denilen bir başka dünya önünde renkli bir Acem halısı gibi kat kat açılıyor, ne var ki renkler gün ışığında yıkanıp tek bir renge, renksizliğe bürünüyordu.
Varlıkta eriyip yok olmanın çağrısına kapılmıştı bir kez, artık geriye dönüş mümkün değildi. İşte o gün, medrese öğrencisi Musa bin Muslihiddin, Sümbül Efendi'nin müritleri arasına katıldı, ikrar verip nasip aldı. Ne var ki, şeyhin yüzüne bakmaya bir türlü yüzü tutmadı. Hep öyle çekingen, utangaç, bakışları yerde kaldı.

Çetin bir sınav
Bir gün Sümbül Efendi müritlerini çetin bir sınavdan geçirdi. "Siz olsaydınız evreni nasıl yaratırdınız?" sorusuna bir yanıt bulmak gerekiyordu. Kimi yeryüzünden kötülükleri kaldıracağını, kimi herkesi ev bark sahibi yapacağını, kimi yalnızca ilkbaharın hüküm sürdüğü bir dünya yaratacağını söylüyordu.
Eşitsizliği, zulmü, yoksulluğu ortadan kaldırmak isteyenler bile vardı. Muslihiddin ise, her zamanki gibi, bir köşede sessiz duruyor, bir şey söylemiyordu. Şeyh ona dönerek "Peki sen nasıl bir evren yaratırdın?" diye sordu. "Her şeyi merkezinde bırakırdım efendim" diye yanıtladı Muslihiddin. "Evren böyle, Rabbimin yarattığı gibi çok güzel, her şey olması gerektiği gibi. Hiçbir şeyi değiştirmezdim. Yerinde, merkezinde bırakırdım evrenin düzenini."
Adı böylece Merkez Efendi konmuş Muslihiddin'in ve günü geldiğinde o da tüm dervişler gibi şeyhinden icazet alıp yollara düşmüş, dere tepe düz gittikten, gündüz yol alıp gece kurda kuşa yem olmamak için mağaralarda, ağaç kovuklarında uyuduktan sonra, bir kuşluk vakti Saruhanoğullarının ülkesine gelmiş.
Eli boş gelmemiş ama İstanbul'da edinip dağarcığında biriktirdiği hekimlik bilgi ve deneyimini Yavuz Sultan Selim'in annesi Bezmialem Sultan'ın yaptırdığı bimaresinin hastalarını iyileştirmekte kullanmış, onlara asasıyla yerden su fışkırtarak değil, dertlerine derman bularak şifa vermiş.


PAZAR
"Beni sokmaya çalıştıkları delikten çıkıp buraya geldim"
Bir yarışma binlerce amatörü buz pistine çıkardı
Ayakkabıdan sanat eseri
80 günde devr-i Pasifik
Biz de dünyayı ele geçirmek istiyoruz!
Evdeki iktidarın sembolü
Ölümsüz mücevherler
Gösterideki 350 kostümün tasarımcısı
Oscar'ın favorisi tartışmasız "Babil"!
Manisa ve Merkez Efendi
İyi, kötü ve kraliçe
New York'un uyurgezerleri
Bir hukuk meşalesi
Balıklara öneriler
Adı Yemen'dir (2)
Mucizevi bir meyve: Ananas
Ölmezse yaşadı...
Van'da hayatın ritmi farklı
Yarım yamalak bilgilerimiz
Şiraz "rezerv" oldu





Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet