|
 |
|
|
MÜZİK
İyi, kötü ve kraliçe
Damon Albarn'ın yeni projesi The Good The Bad And The Queen onun yine oyun gibi işlerinden biri. Ama bu kez hedef dinleyicinin yaşı oldukça yüksek
MURAT BEŞER
Damon Albarn tescilli bir sanat çatlağı. Başarısızlık nedir tanışmamış, ortalama olmayı asla kabullenmemiş, özelliksiz işlerin altına imza atmayı kabul etmemiş, ikinciliği hiçbir zaman hazmedememiş bir proje canavarı.
Albarn, ortak davulcuda ihya olmalarının da teyit ettiği üzere tıpkı Eno gibi zihinsel oyunlardan müzikal sonuçlar çıkarmayı seven bir matematikçi. Çözümler konusunda mühendis kafalı zeki bir adam. Sadece ait olduğu kuşağın kültürünü üfleyecek, zevklerini tatmin edecek kadar kendini muhitine hapsetmiş biri de değil. Gözlerini geleceğe çeviren ve geleceğin gençlerden geçtiğini bilen bu sanatsal pop eğitimcisi, çizgi film karakterlerinden oluşan Gorillaz projesiyle, tüyü bitmemiş bebeleri rakçı yapmıştı.
The Good The Bad And The Queen onun yine oyun gibi işlerinden biri. Bu kez hedef dinleyicinin yaşı oldukça yüksek. Ayrıca bir de yapılan müziğin dinleyiciden tarihsel bellek ve toplumsal hassasiyet beklentisi var.
Her şey tek isim altında
Topluluk, proje, albüm ve şarkı adını ekonomik bir kullanımla tek kelam altında toplayan bu fikir, terazinin diğer kefesinde kendinden tonlarca fazla çeken müzisyenleri taşıyor.
Londralı ses delisi için bu proje solo albüm maksadıyla başlamış; kısa sürede dört başlı bir canavara dönüşmüş. Nijerya'da yaptığı kayıtlar için, bir basçının yardımına gereksinim duymuş. İmdada yetişen eski The Clash üyesi Paul Simenon, başka müzisyenler dahil etmeyi teklif edince, solo proje topluluğa çevrilmiş.
Gitarda Verve'ün sağlam elemanı Simon Tong, davulda ise anlı şanlı, sicilinde tek toz bulunmayan Afrobeat ritimleri ustası Tony Allen yer alıyor. Perdenin gerisindeki suflör ise, yapımcılığı üstlenen Danger Mouse. Albarn tüm egosuyla terazinin sapından tutan manav rolünde.
Söz konusu müzisyenlerin bir araya gelişi, müzik dünyası için bir nimet. Örneğin rahmetli Fela Kuti davulcusu Allen için "Son 50 yılın en iyi müzisyeni" demişti. Allen burada özel bir yaratıcılık gösterisinde bulunmuyor; sadece çaldığı müziğin ruhuna veriyor kendisini.
Mesele dolu şarkılar
Şarkılar akustik tabanlı. Sadece ihtiyaç duyulan sınırlı noktada elektronik ses kırpıntıları kullanılmış. Arada dub ritimleriyle de karşılaştığımız oluyor.
Basit akustik gitarlı açılış şarkısı "History Song", dipten gelen baslar, tekinsiz vokaller ve konuya çerçeve çizen davullarla besleniyor. "80's Life", o yıllarla özdeş azgelişmiş bir piyanoyla anlatılıyor. "The Northern Whale", Albarn besteleri için tam prototip; üzgün sesler, mersiye havasında bir atmosfer. "Nature Springs", Velvet Underground kültüne saygı için yapılmış.
Narkotik şarkı "Herculean" kıyamet sonrası manzaralardan oluşuyor. Albümdeki baskın temalardan biri savaş. "Nature Springs", "Behind the Sun", "Green Fields", "Kingdom of Doom" gibi parçalar savaşın dehşetinden fışkıran insanlık manzaralarına göz gezdiriyor.
Tahmin edileceği üzere, Irak işgali üzerinden bir savaş karşıtlığı angajmanı bu. İnsanı zihin açıcı düşüncelere sevk eden bir kasaveti var. Dünyanın çözülmesi gereken insanlık meseleleriyle dolu bir yer olduğu sonucunu çıkarıyoruz bu 12 şarkıdan. Ama bizim neresinden tutacağımız ve nasıl başlayacağımız konusunda bir ipucu yok.
Anadolu sevdalı türküler
Memleketin, evlatlarına yarın nasıl bir dünya bırakacaklarını düşünmeyenlerin elinde "bilmemne kent" haline geldiği için artık pek kalmayan yeşiline, toprağına ve yanık seslerine aşık olanlar iyi hatırlar; ressam Nuri İyem'in pastoral resimleri eşliğinde sunulan "Rengahenk Türküler" albümünü.
Artvizyon imzalı albümün bu seferki görsel konuğu Fikret Otyam. Adı da "Anadolu Sevdası".
İçinde yaşama kıvancı taşıyan türküler, gökyüzünü ve denizi seyreden türküler, karlı bir dağın eteğinde akşam rakısı içen türküler var. Anadolu'nun insan düşmanlığıyla kirletilmediği zamanlarının bozkırlarında yakılan türküler; hepsi, adına CD denen ve şehirlerdeki büyük ışıklı mağazalarda satılan incecik bir endüstriyel paketin içinde.
Güzel ama satmaz dükkanı
Cesaret her şeyin başı. Yapılıp denize atılmış iyilik misali, bilgisayarın 0-1 sularında boğulmaya terk edilmiş notaları ve aşk satırlarını, halkımızın beğenisine sunulan bir duygu seli haline getiren can simidi bu cesaret.
Cesaretin sahibesi rahmetli bestekar Erdoğan Berker'in küçük kızı Ebru Berker. Yıllarca duyduğu umut solduran laflarından, boynu bükük bir inançla "güzel ama satmaz" yaftalı albümleri basacak bir şirketi kurmuş ve ilk olarak da kendi albümünü çıkarmış: "Sıradan Bir Şarkı ve Sıradan Bir Şarkıcı".
Besteler eşi Yuri Ryadchenko'ya ait. Değerli müzisyenler eşlik ediyor. Pop cazdan alaturkaya; bazen Sertab ya da Sezen, bazen de Ajda dinliyor gibi olsanız da; evli, çocuklu, kedili, meslek sahipli bir orta sınıf yaşantısının damıtılmış duygularını anlatan şarkıların mütevazı sahibesi var karşınızda.
Deniz ötesi aşklar
Su sporları ile dünya evine girmek üzereyken Capo Verde müziği ile tanışan Lura, yaşam direksiyonunu karşı konulmaz bir istekle alkışlı sahnelere, mikrofonlu stüdyolara kırmış.
Senegal'in 60 km. batısında, köle ticaretinin istasyonlarından biri olması nedeniyle zengin bir müzik kültürü çeşitliliğine sahip bulunan küçük bir ada topluluğundan geliyor Lura. Güzel şarkılarındaki esbap bu.
Kökenine ilişkin her şey mevcut, iki ay evvel İş Sanat'ta konser veren sanatçının "M'bem di Fora"(Uzaklardan Geldim) isimli üçüncü yeni albümünde.
Çok katmanlı bir kültür mozaiği ile işlenmiş topraklarına sıkı sıkıya bağlı, deniz kokulu, aşk esanslı şarkıları, modern elektronik titreşimlerden uzak durarak, seslendirenini Cesaria Evora'ya rakip kılıyor.
|
|
|

|