|
 |
|
|
Her Türk sporcu doğar!
0Mustafa'dan olma, Sultan'dan doğma Muhammed, 10 yaşında Barcelona'da...
Nasıl keşfedilmiş Muhammed?.. Trasferden birkaç milyon Euro nemalanacak Beşiktaş tarafından mı?
Hayır... Beşiktaş'a rağmen!
Ben Beşiktaş'ın yerinde olsam almam o parayı.
Çocuğu futbol okuluna sokmamışsınız aidatı ödeyemez diye.
Seyit Ateş adındaki futbol sevdalısı elini cebine atmasa, Muhammed şimdi ya Topkapı surlarında bez top peşindeydi ya da kaportacı yanında.
En iyisi alın transfer parasını, Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağışlayın.
* * *
Neden Çocuk Esirgeme Kurumu?
Çünkü Muhammed ne kadar büyük futbolcu olacaksa, o kadar büyük bir potansiyel "futbolsever" o kuruma yerleştirildi geçen gün Manisa'da.
Muhammed'le "paralel" büyüyecekler.
Muhammed yeşil sahalarda, o çocuk tribünlerde.
Şimdilik Manisa'daki çocuğun adını yazamıyoruz. Fotoğraflarına da göz bandı çekiliyor. Çünkü 5 yaşında gösterse bile nüfus kağıdına göre 3 oluyor.
Artık Muhammed kadar ünlü!..
Kalp krizi geçiren babasının cesediyle 15 gün aynı odada kalmış. Tesadüfen bulunup hastaneye götürüldüğünde, yakmış cigarasını bir iki derin nefes almış.
Kolay mı; travma yaşamış çocuk.
Tutuşundan belli, tiryaki.
"Abi biy sigaya veyiy misin" demiş birilerine. Salağın biri de uzanıp yakmış olmalı.
Muhammed topu sağ ayağından sol ayağına ne kadar rahatlıkla geçirip saliseler içinde 360 derece dönüyor ve rakibin yanından sıyrılıyorsa, Manisalı ufaklık da o kadar fiyakalı içiyor cigarayı.
Yedi yaşında tespih sahibi olur, on yaşında kelebek çakı, onüçünde tribünde elebaşı.
Varoluşunu kanıtlayacak başka yeri var mı?
Aile yok, eğitim nanay... Geriye spor kalıyor ki, ülkemizde gençlerin spor faaliyeti tribünden bakmak aval aval.
Muhammed bile kaybolup gidecekmiş az daha. Hem de Beşiktaş'ın kapısında.
Manisalı küçük tiryaki, spor açlığını nasıl giderecek büyüyünce?
Tribünde.
Bir de ölümcül travması sayesinde çılgın bir tip olursa, tribün basamaklarından hızla yükselir, hem para hem "muhit" sahibi olur ufaklık.
Muhammed Türkiye'ye transfer olduğunda hava alanında yolları kesişebilir iki çocuğun.
Şansı olan Muhammed omuzlarda, öksürüp nefes nefese kalan Manisalı ufaklığın kollarında.
* * *
Niye bu kadar karamsarım?
Kimsesiz çocuklarımızın ne koşullarda büyüdüğünü ben de izliyorum televizyonlarda.
"Beşiktaş, Barcelona'dan alınacak transfer parasını Çocuk Esirgeme Kurumu'na versin" demem bu yüzden.
İyi bir futbolcu yetiştirilmesine "Fransız" kaldınız, iyi bir taraftar yetiştirilmesine katkınız olsun bari.
"Hay"dan gelen, "Hayra" gitsin.
Sen de mi Canaydın!
Geçen sene Galatasaray kongresinden önce Bilgin Gökberk'le birlikte başkan Özhan Canaydın'ın ofisindeyiz. Bastırıyoruz ki, kulüp için yaptığı maddi fedakarlıkları açıklasın.
Nuh diyor peygamber demiyor.
"Galatasaraylı elinde imkan varsa yapar ama bunun reklamını yapmaz" diyor.
Neredeyse gözlerimiz dolacak Bilgin'le benim. Birbirimize bakıyoruz ve konuşmadan "ne asil adam" diyoruz.
Geçen gün Galatasaray mali kongresi...
Sayın Özhan Canaydın, kürsüye çıkıyor ve "Hesaplarım, çeklerim, her şeyim bloke" diyor.
"Saçımı süpürge ettim sizin için" diyecek neredeyse.
Veya "Batıracak bu kulüp beni".
Nedir sayın Canaydın'daki bu değişikliğin sebebi?
Belki canına tak etti.
Belki olası başkan adaylarının gözünü korkutmak istedi.
Hak ettiği saygı ve sevgiyi görmediğini de düşünmüş olabilir. Rakip kulüp başkanlarının övülmesinden sıkılmış da... Galatasaray'a tuzu kuru bir kulüp gibi "şunu al bunu al, stadı yaptır" önerileri getirenlere durumun vahametini anlatmak istedi belki.
Ne olursa olsun, bir fazileti daha eksildi sayın Canaydın'ın...
Demek ki, bu yöneticilik denen meşgale "prensip" katili.
Kötü olan insanlar değil, koşullar... Sistem.
Demek ki, sayın Canaydın gibi çok özel bir başkan bile bir dönem daha seçilse bildiğimiz kalıba girecek. Sağa sola taş atacak. Kavgadan çıkar umacak.
Fenerbahçe'nin elendiği gün UEFA kupasının zorluklarını ve önemini anlatarak ipuçlarını vermeye başladı bile.
Önce ülkenizi tanıyın
Bir musibet, bin nasihatten iyidir...
Diyarbakır'daki voleybol müsabakalarında 5 yıldır sağlık görevlisi olarak hizmet yapan Abdullah Yörük'ün aslında temizlik görevlisi olduğunu okuyanlar Türkiye'nin koşullarını birazcık anlamışlardır belki!
Gazeteler "skandal" diyor ama haksızlık ediyorlar.
Ne Abdullah Yörük kimseyi kandırmak istemiştir, ne de Güneydoğu'da boşta gezer bir sürü doktor varken maçlara temizlik görevlisi gönderilmiştir.
Kafalarınızı plazalardan çıkarın, Kuşadası, Belek, Bodrum dışında biraz Anadolu'yu tanıyın artık.
Muhalefet partilerinin bile "Türkiye'de doktor açığı yoktur" çığlıkları attığı bu ülkenin mesela Hakkari Çukurca'sında 7 bin 500 kişiye bir doktor düşmektedir. İlçe Sağlık Ocağı'nda gönüllü olarak göreve başlayan Dr. Mehmet Serdar Güçlü Çukurca'ya gitmeden önce hiç yoktu mesela.
O yüzden futbol takımlarınıza 10 milyon Euro'luk futbolcular isterken, NBA'e özenip canlı yayınlarını şehvetle anlatırken, yabancı teknik direktörü "yanında kondisyonerinden doktoruna kadar birlikte getirdi" diye överken, nerede yaşadığınızı unutmamak gerekir.
Kaynaklar adaletli paylaştırılmalı.
Bizlerin varlık nedeni sadece futbolumuzu ihya etmek midir?
Sadettin Mandela
Sadettin Saran'ı Nelson Mandela'ya benzetmiştim, hâlâ aynı fikirdeyim.
Ne söylüyor Saran?
Adalet, şeffaflık, barış...
Ne buluyor? Sürgün.
Ne olacak peki?
Bakın Mandela'ya anlayın.
Gerets ile nikah tazelendi!
Gerets'le imzalanan kontratın hiçbir kıymeti harbiyesi yok bence...
Çocuk babasız doğmasın diye çoktan birbirinden bıkmış çiftlerin yaptığı nikah gibi... Sonu belli.
Tigana'yı anlayan var mı?
Tigana ile takım arasında müthiş bir iletişimsizlik varmış.
Kimin kabahati?
Bıksın da tazminatsız gitsin diye adamın tercümanını bile elinden aldınız, şimdi iletişimden bahsediyorsunuz.
Futbol kurtuldu; peki İddaa'cılar?
Cumhurbaşkanımız sayın Sezer, İddaa yasasını hemen imzalayarak futboldaki ekonomik krize fırsat vermedi.
Ne mutlu değil mi?
Değil... Sayın Sezer'e adeta tapan bir dostum, suratını asıp "hata etti" dedi.
Neden? "Şu parasızlıkta birkaç yüz lira cebimizde kalacaktı"! Halkı memnun etmek kolay değildir.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|