|
Kan davası!
Erdoğan-Baykal kavgası gitgide sertleşiyor, tırmanıyor. Her ikisi de birbirine ağzına geleni söylüyor.
Darbecilik...
27 Mayıs'çılık...
Hitler'cilik...
Yassıada benzetmeleri...
Darağaçları...
Cumhuriyet düşmanlığı...
Biri iktidar, öteki muhalefet lideri iki siyaset adamı, bir demokraside en son söylenecek sözleri söylüyor, en ağır suçlamaları birbirleri hakkında yapıyorlar.
Siyaset geriliyor.
Kutuplaşıyor.
Siyasal iklim bozuluyor.
Ama anlaşılan her ikisi de bu cepheleşmeden, yükselen tansiyondan medet umuyorlar. Bu olumsuzluğun seçim sandığında kendi partilerine yarayacağını düşünüyorlar.
Ben öyle olacağını sanmıyorum.
Belki farkında değiller.
Aynı zamanda yeni bir kan davası zehirli bir sarmaşık gibi siyasetin yapısını sarıyor.
Üstelik bu kaçıncı kan davası?..
1950'lerde Menderes-İnönü ya da Bayar-İnönü... 1970'lerde Demirel-Ecevit... 1980'lerde Özal-Demirel... 1990'larda Çiller-Yılmaz...
CHP lideri İsmet İnönü, 27 Mayıs öncesi Meclis kürsüsüne çıkıp DP'lilere "Sizi ben bile kurtaramam" diyerek darbecilere yeşil ışık yakmamış mıydı?.. DP lideri Menderes, muhalefeti boğmak için rejimi daha da otoriterleştirici adımlar atmamış mıydı?..
1970'li yıllarda ne Demirel Ecevit'in komünistliğini, ne de Ecevit Demirel'in faşistliğini bırakmıştı 12 Eylül'e giderken...
Bütün bunları yaşamadık mı?
Ya Özal'la Demirel...
Bu kan davası o boyutlara varmıştı ki, Özal bir askeri yönetimin koymuş olduğu siyaset yasaklarını bile demokrasiyi hiçe sayarak Demirel'e karşı savunmuştu. Demirel de Özal'ı düşman addetmiş, ölümüne kadar onunla diyalog kurmamış, Çankaya'dan indirmekten söz edebilmişti.
Çiller'le Yılmaz'a gelince...
Onlar da birbirlerinden ne kadar nefret ettiklerini hiç saklamadılar.
İnatlarıyla suladıkları kan davaları, Türkiye'de 'siyasetin merkezi'ni çökertti. Türkiye'yi her geçen gün istikrarsızlaştırdı. Ve Erbakan Hoca'nın Refah'ı gibi, Devlet Bahçeli'nin MHP'si gibi uçların siyasal iktidara ortak olmalarına yol açtı.
Türkiye, bütün bu kan davalarından çok kaybetti. Sorunlar çözülmedi, tersine dağ gibi birikti. Ankara'da siyaset mekanizması çözüm değil sorun üretti. Ülkemiz bir krizden diğerine savruldu.
Yine aynı örneği vereceğim.
1960'ların başında kişi başına milli gelirimiz Yunanistan'la başabaştı. Kalkınma yarışına aynı hizada çıkmıştık. Sonra ne oldu? Bizde fert başına milli gelir 5 bin dolar, Yunanistan ise 20 bini geçti. Birleşmiş Milletler'in yaşam kalitesi basamaklarında Türkiye 93. sırada, Yunanistan ise ilk 20'nin içinde...
Söyleyin:
Yazık değil mi Türkiye'ye? Yazık değil mi bu ülkenin insanlarına?..
Kan davalarından çok çekildi. Türkiye kayıp yıllar yaşadı. Ama anlaşılan gereken dersler alınmadı, alınamadı.
Bizim siyasal genlerimizde uzlaşma, diyalog, farklılığa tahammül yok gibi. Ya da yeterince acı çekmedik, demokrasi kültürünün bu temel kavramlarına akıl erdirmek için...
Bu yüzden siyaseti sadece siyah-beyaz yapabiliyoruz. İdam sehpaları, düşmanlık, darbecilik, vatan hainliği...
Sürekli şiddet üreten bir iklimden besleniyoruz, şiddet kültürüne katkı yapan cılkı çıkmış bir edebiyatı ağzımızdan düşürmüyoruz.
Yazık değil mi?..
Bu siyaset anlayışının, bugüne kadar siyasetin başoyuncularına da, onların partilerine de, bu topraklara da hiçbir yararı dokunmadı. Bundan sonra da dokunacağı yok.
Allah akıl fikir versin.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|