|
Gerçek tarihten kahkahalar; 11. Emevi Halifesi II. Velid
Rahmetli Turgut Özal da; "resmi tarih"in insanlara beygir gözlüğü taktığı ve o günkü siyasetçi çıkarlarına göre tezgâhlanmış uydurma bir tarihe inanmanın, sonradan bin bir belaya yol açtığı kanısında mıydı, bilmiyorum.
Ancak Özal'ın cumhurbaşkanı olduğu dönemlerdeki baş başa konuşmalarımızda, böylesi bir değerlendirmeye karşı çıktığını da hiç görmemiştim.
***
Turgut Bey'in açık bir hayranlığı vardı Osmanlı tarihine.
Bir gün kendisine:
- Naima, Katip Çelebi gibi Osmanlı tarihçilerine şöyle bir göz attığınız oldu mu, diye sormuştum.
Ve Osmanlı savaşlarının ekonomik maliyetinin hiç hesap edilmemiş olduğundan; Celâli İsyanları'ndan; 36 padişahtan 14'ünün, nasıl olup da devrildiğinden söz açmıştım.
Yuvarlak siyah gözlükleriyle şöyle yüzüme bakmış:
- Evet, incelemek gerekir, demişti.
***
Turgut Özal, elektrik mühendisi olmasından gelen bir matematik bilinci ve Malatya ile New York arasındaki yaşam serüveniyle, Dünya Bankası'nda da önemli bir danışman olarak çalışması sonucu, evrensel ekonominin denklemlerine hâkim bir uzmandı.
Avrupa Rönesansı'yla, Rönesans'ın yarattığı ufukların pencerelerinden yoksun kalmış olsa da; değişen teknolojiler ve üretim biçimleri nedeniyle, yerel ekonomilerin evrenselleşmek zorunda olduğu diyalektiğini, -pratikteki uygulamaları çok iyi bildiği için de,- rahat algılıyordu.
Sadece "hukuk"un da, evrenselleşme zorunda olduğu konusunda anlaşamıyorduk.
Özal, Türk bürokrasisinin "mevzuat efendim" engellerinden usanmış olduğundan; hukukçuları çok tutucu buluyordu.
Bendeniz de "mevzuat" ile "hukuk" arasındaki farkları anlatmaya çalışıyordum ama; sanırım yerel uygulamalardan çok çektiği için, bana kulak asmıyordu.
***
Yine bir gün rahmetli Özal'la baş başa bir konuşmada, hayranlığını bildiğim Osmanlı tarihinden söz açmış ve Katip Çelebi'ye şöyle bir baktığını söyleyerek:
- Osmanlılar arasında da "sivri kafalı" adam çokmuş, demişti.
Turgut Bey, hesapsız kitapsız söylem ve davranış sahipleri için "sivri kafalı" derdi. Tıpkı İsmet Paşa'nın da, kızdıklarına "maskara" demesi gibi.
***
Türkiye'deki kutuplaşmaların nasıl keskinleşmekte olduğuna baktıkça; "resmi tarih" koşullanmasının gitgide dikenlerini nasıl büyütmekte olduğunu düşünüyorum.
Sonra da 17. yüzyılın başında yazılmış olan Bostanzade Yahya Efendi'nin "Târih-i Sâf Tuhfetü'l-Ahbâb" kitabını düşünüyorum.
1978 yılında Milliyet yayınlarının Tarih Dizisi arasında, Necdet Sakaoğlu'nun bugünkü Türkçeye aktarımıyla çıkmış olan Bostanzade Yahya'nın "Duru Tarih" kitabı...
***
İslam tarihi, büyük ölçüde de halifeler tarihidir. Dinine diyanetine bağlı, beş vakit namazındaki dostlar arasında da; halifeler tarihini gerçekten merak etmiş kimseye pek rastlamadım.
Sadece bazıları "Türke Türk propagandası" gibi, birkaç halife hakkında övgülü fıkralar anlatıyorlardı.
***
Bendeniz ise, insanların tepesinde saltanat tahtına oturmuş kişilerin, akıl dışı zırtabozluklarıyla, yamukluklarına meraklıyımdır. Zavallı insan yığınlarının, kimlerden ne kazıklar yediğini hem düşünmek, hem de bazen kahkahalarla gülmek için.
***
Bostanzade Yahya Efendi'nin yazdığı halifeler de, doğrusu epey eğlenceli.
Özellikle de, 661-750 yılları arasında 89 yıl iktidarda kalmış 14 Emevi halifesinden 11. Halife II. Velid...
***
Bostanzade Yahya Efendi, Halife II. Velid'i şöyle anlatıyor:
"Yezid bin Abdülmelik'in oğludur. Cesur ve şair ruhlu olmakla birlikte çok zina eder, durmaksızın sövüp sayardı.
Babasının yatağına girmiş, ondan çocuk doğurmuş kadınlarla yatar; bu kadınlardan olma kızlarla cinsi temasta bulunurdu.
- Niçin böyle yapıyorsun? Kafirlerden, ateşe tapanlardan mısın?
Diyenlere:
Nefsini dizginleyen tasa içinde ölür
Cesur bir kişi ise ölümden lezzet alır
Cevabını verirdi.
***
Lanetlenmiş adam, bir gün sarhoş ve cünüpken koynundaki odalığa:
- Eskiden beri imamlığı halifeler ifa ederler. Ben bu görevi sana yaptıracağım; diyerek halifelik elbiselerini ona giydirdi. Kılığını değiştirdi ve camiye gönderdi.
Bir cenabete, cemaatin imamlığını yaptırdı.
Allah'ı inkâr eden melunlardandı. Geberince oğlu Yezid halife oldu."
***
Papalık tarihinde de, Machiavel'in "Prens" kitabında örnek aldığı Borgia'ları ıskalamamak gerekir; insanların tepesinde kimlerin ne haltlar karıştırmış olduğunu anlamak için.
***
"Resmi tarih"e neden inanmalı ki; gözlerden saklanmış olan gerçeğini merak etmek dururken?
Örneğin NATO üsleri yanında özel Amerikan üslerinin de kurulması; kimler aracılığıyla oldu ve bunları açığa çıkarmaya kalkmış yazı adamlarının başlarına neler gelmesine ve adlarının "hain"e çıkmasına nasıl sebep oldu?
Merak edenler, hiç şaşırmazlar ne Washington'dan yükselen seslere, ne de Türkiye'de "resmi tarih" koşullanmasına uğramışlara...
***
Dileriz, yıllar sonra kendilerine kahkahalarla gülünecekler de, "sürüsüne bereket" olmasın günümüzde.
c.altan@prizma.net.tr
|
|