|
 |
|
|
Çocuklar mı suçlu, erişkinler mi?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Bugünkü sütunumu Prof. Dr. Erdal Atabek’e bırakmak istiyorum. Gerçekten de gençlerimizin, çocuklarımızın ruh halini çok güzel özetliyor ve yetişkinliklere önemli bazı ipuçları veriyor. Söz Atabek’in...
* * *
Günümüzün ''ergen dünyası''nı, bu dünyada geçerli olan ''ergen kültürü''nü anlamaya çalışıyoruz.
Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ''günümüz ergenleri'' ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.
Yeni ergen kültürünün özellikleri içerisindeki ''hedef seçememe'', ''geleceği planlayamama'', ''sorumluluk almak istememe'', ''kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma'', ''çaba harcamadan elde etmek isteme'' gibi özellikleri nasıl açıklayacağız?
En önemli etkenler arasında ''sahip olma, elde etme ve kullanma'' ile bunları yapabilmek için ''çalışmak ve kazanmak gereği'' arasındaki bağı kopartan tüketim toplumu ideolojisidir.
Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere kredi kartı vermekte, cep telefonları olmasının normal olduğunu söylemekte, otomobil kullanarak özgürleşmeyi önermektedir.
Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine, bütün bunları sağlamanın anne babanın görevi olduğunu düşünmekte, bunların ''kendi hakları'' olduğunu öne sürmektedirler.
Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de ''tüketim toplumunun ideolojisi'' ile buluşmaktadır:
''Çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi'' olduğuna inanan yaygın tutum ile ''çocuklarla gurur duyma isteği''. Bu iki özellik de çocukların ''yaşam standartları''na ailelerin kimi zaman ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.
Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:
- Biz çocuklarımız için yaşıyoruz.
- Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.
- Biz çok sıkıntı çektik, onların bu sıkıntıları çekmesini istemiyoruz.
- İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.
- Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.
- Biz gençliğimizi yaşamadık, bari onlar doya doya yaşasınlar.
- Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.
- Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.
- Hiç sıkıntıya gelmiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.
- Her istediklerini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.
- Çok iyi çocuktur ama arkadaşlarına uyuyor.
- Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.
- Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.
* * *
Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin oluşturduğu merdiven, basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.
Neden? Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.
Neden hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?
Neden çocuklarınız için yaşıyorsunuz?
Neden çocuklarınıza istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz?
Neden çocuklarınıza hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri için yükümlülük duyuyorsunuz?
Neden çocuklarınıza sorumluluk vermiyorsunuz? Şimdi almıyorlar çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız.
Neden çocuklarımızı yaptıkları yanlışların sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz? Bu durumda çocuklar ve gençler ''ailelerin onları her koşulda koruyacaklarını'' biliyor. Ve gençler kendileri hiçbir şey yapmasalar da ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor. Ve gençler geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor.
Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereği duymuyor. Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?
Lütfen biraz düşünür müsünüz?
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|