
Kızdırmayın yaparım valla!..
Türkiye'de hukuk sistemini sorgulayanlara küçük bir örnek!
Günün birinde (!) adamın birinin kafasına esiyor, gidip mahkemenin kapısını çalıyor ve "Ben Ankaraspor A.Ş'nin yönetim kurulu üyesiyim. Ankaraspor maçlarını ASAŞ stadında oynasın. Tedbir istiyorum" diyor.
Hakim de bekletmeden "Olur evladım, al sana tedbir" diye talebi uygun görüyor.
Karar federasyona tebliğ ediliyor, Ankaraspor - Gençlerbirliği maçı 12 saat süren bir kriz zirvesinden sonra (O kadar zaman ne tartıştılarsa) ASAŞ Stadı'na alınıyor.
Bu arada Ankaraspor Kulübü Emrullah Ayaz isimli davacı şahsın kendileriyle ilgisi olmadığını açıklayıp, federasyona stadın eksiklerinin giderileceğine dair taahütte bulunuyor.
Tedbir kararı, teminat, mahkeme derken haftalardır süren tartışma tam da Ankaraspor'un istediği gibi sonuçlanıyor!
Bu arada Emrullah bey mahkemeye davasından vazgeçtiğini bildiriyor.
Hafta başında yapılan duruşmada federasyon avukatı ticaret sicil gazetesinden Emrullah Ayaz'ın Ankaraspor A.Ş ile hiçbir ilgisi olmadığını belgeleyip, "Bu adamın kim olduğu araştırılmadan nasıl tedbir koyarsınız?" diye soracak oluyor ki...
Hakim sinirleniyor, ama davayı da düşürüyor.
Uzatmayalım, ben olaydan şöyle bir sonuç çıkarıyorum.
Ve soruyorum;
Yarın İstanbul'da bir mahkemeye gidip, "Ben Galatasaray yönetim kurulu üyesiyim. Bundan böyle maçlarımızın Şükrü Sarac-oğlu Stadı'nda oynanması için tedbir koymanızı istiyorum" talebinde bulunabilir miyim?
Yönetici olup olmadığım araştırılmadığına göre...
Sanırım evet.
Peki tedbiri alır, federasyona gönderir ve "uygulayın şunu" diyebilir miyim?
"Bu nedir?" diye soran olmadığına göre...
Galiba evet.
Peki sonra...
Federasyon mahkeme kararına karşı çıkacak değil ya!
Alıverir Galatasaray-Trabzonspor maçını Kadıköy'e...
Sen sağ, ben selamet.
İş bilenin, kılıç kuşananın.
Bak kızdırmayın...
Yaparım valla!
Isınma turları
"Futbol Federasyonu olağanüstü toplanacak mı?" sorusunun yanıtını merakla bekleyenler arasında özel biri daha var.
Hamdi Akın.
Ancak başarılı işadamı, Melih Gökçek'in başkanlık için hedef şaşırtmayı amaçlayan Şansal Büyüka hamlesinden sonra adaylıktan vazgeçtiği yolunda çıkan haberlere içerlemiş.
Adaylığını açıklayamadığı için vazgeçilmediğini de ifade edemeyen Akın'a naçizane bir önerim var.
Lidersiz muhalefet olmaz.
Zaten muhalefet yapmaya çalışanların bugün yaşadığı başıbozukluğun nedeni de bu.
Bir an önce bayrağı ele almadığı takdirde Haziran'da bile seçimi konuşmak zor.
Eğer Akın gerçekten bu işe baş koyduysa...
"Kaybeder miyim" diye endişe etmek yerine ortaya çıkmalı.
Yok illa 16 Nisan'ı bekleyeceğim diyorsa...
O günü gözleyen çok insan var unutmasın!
İlhan ve Aziz beyler
Birbirlerini hiç sevmezler..
Hatta nefret ettikleri bile söylenebilir.
Ama kulüp yöneticiliğinde ortak pek çok yönleri vardır.
Belki de birbirlerinden hazzetmemeleri sırf bu yüzdendir.
Aynı kutuptadırlar ve manyetik alanları onları iter.
Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav ile Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'dan söz ediyorum.
Cavcav yıllardır tek adamlığın dışında bir yönetim tarzı istemez.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Kulüp işlerinde bırakın muhalefet yapılmasını, muhalefetin filizlenmesine bile tahammül edemez.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Aykırı sesleri, gelecekte tehlike yaratacak isimleri susturur, üyelikten ihraç eder.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Başarısızlığın faturası asla ona kesilemez ama ödetilecek birileri hep bulunur.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Onun isteği dışında kimse transfer yapamaz, teknik adam bulamaz.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Yaşamını adadığı kulübünü çok sever, kazandırdığı Avrupa çapında tesislerle gurur duyar.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Bu takım onu zaman zaman hasta eder.
Tıpkı Yıldırım gibi.
Tamam, tamam...
Haksızlık etmeyelim.
Sportif hedefler söz konusu olunca iş değişir.
Cavcav'ın idealleri mütevazıdır, lig şampiyonluğu filan istemez, çünkü başı ağırır. Tek derdi paraya para katmaktır.
Aziz başkan ise ihtiraslıdır, hırslıdır. Tuttuğunu koparmak ister, her kulvarda şampiyonluk düşler.
Allah Allah...
Kim dedi birbirlerine benzerler diye?
Tencere kalay tutmayınca
Avrupa'daki yüz akımız Tugay Kerim-oğlu, uzun bir aradan sonra ilk röportajını Futbol Federasyonu'nun Tam Saha dergisine verdi.
İlker Uğur ile Mazlum Uluç'un sorularını yanıtlayan usta oyuncunun, medya ve kulüp yöneticileri ile ilgili açıklamaları hayli ilginçti.
Tugay'a sorulur:
"Ülkemizde bazı yöneticiler gökten haber geldiğini söylüyor, bazıları diğer kulüplerle ilgili küçümseyici ifadeler kullanıyor. İngiltere'de yöneticilerin bu anlamda ön plana çıktığını söyleyebilir miyiz? Mesela sizin başkanınıza da gökten haber geliyor mu?"
Yanıt bazılarının kulaklarını çınlatır:
"6 sezondur Blackburn'deyim başkanın yüzünü iki kere gördüm. O da transfer döneminde. Başkanlar konuşmaz. Onların görevi kulübü yönetmek, gelirlerini artırmaktır. Futbolu konuşacak olan teknik adamlardır. Başkanın bu konularla ne alakası var? Televizyonlara çıkıp konuşması söz konusu değildir."
Sorunun devamı gelir;
"Peki suçlu medya mı? Başkan ya da yönetici isterse medyada görünmeyebilir değil mi?"
Yanıt, iğneyi kendimize batırtacak cinstendir:
"Bir tencere düşünün, bir de kapağını bulun ve üst üste koyun. Sorunuzun cevabı ortaya çıkar..."
Tugay kardeşime "haksızsın" diyemiyorum.
Hepimiz zehirleneceğiz
Maalesef bu ülkede tencereye kapak olmak isteyen bir grup kulüp yöneticisi ve üzerinin açık kalmasını istemeyen bir kısım medya var.
Kavgacı, uzlaşılmaz, tehditkar, gökten vahiy bekleyen, nefret tohumları eken, üretmek yerine futbolun değerlerini tüketen bir kulüp yöneticiliği tarzı...
Diğer tarafta bu tip yöneticiliği körükleyen, çanak tutan, tarafsızlığını yitirmiş şimdilik(!) azınlıkta gibi görünen bir medya profili...
İşin en tehlikeli yanı ise, iki tarafın da giderek asli görevlerinden uzaklaşması ve futbolumuzu içinden çıkılamayacak bir bataklığa doğru sürüklemesi.
Korkarım gün gelecek, ne tencere ne de kapağı kalay tutacak.
Ve sunulan yemek hepimizi zehirleyecek.
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

