|
'Ademi merkeziyet'çi Prens Sabahaddin ve Türkiye'de 'yaşam kalitesi'
Gitgide keskinleşen ve daha da keskinleşeceğe benzeyen kutuplaşmalarla, Türkiye'nin artık tam bir çalkantı dönemine girdiği açık seçik ve net.
Bunun bir nedeni de; Türk vatandaşlarının "yaşam kalitesi" açısından, neden Yunanistan'ın 65 basamak altında kalmış olduğunun, hiç gündeme gelmemesi.
* * *
Sonra da gazete manşetlerinde; Bahçelievler'de, kartonla örtülmüş rögar deliğinden düşerek ölüveren 5 yaşındaki Dilara'nın, ırkçı hamaset nutukçularına "sus" işareti yapan trajedisi.
Aynı tür sokak çalışmalarının Londra'da, Berlin'de nasıl yapıldığı ile, İstanbul'da nasıl yapıldığının kıyaslanması.
Ve 2004'te, Antalya'da da benzer bir facianın yaşanmış olduğunun hatırlanması; yağmurda görünmeyen kapaksız kanalizasyon deliğine düşerek ölen Süheyla'nın, bilirkişi tarafından nasıl suçlu bulunmuş olduğu.
Bir yandan da sürüp giden "Türk'e Türk propagandası".
* * *
Derken efendim Türkiye'nin; merkezi yönetimden, yerel yönetimlerin ağırlığındaki "eyaletler düzeni"ne geçmesi gerektiği tartışmaları; 8 eyalete bölünmüş Türkiye haritaları...
* * *
Şayet köylü ağırlıklı Türk toplumunda da; "ekonomi bilinci, hukuk bilinci, tarih bilinci" kristalleşmiş olsa; ne kutuplaşmalara, ne de çalkantılı bir döneme doğru yelken açılırdı.
Ama kutsallaştırılmış tabu ve dogmaların arkasına sığınarak sürdürülen politikaların faturası, ister istemez büyümekte.
* * *
Türk siyasetinde, "merkezi bir yönetim" yerine, yerel yönetimlerin ağırlık kazandığı "eyaletler düzeni" ilk kez Prens Sabahaddin tarafından savunulmuştu.
Prens Sabahaddin kimdi?
Abdülmecit'in kızı ve II. Abdülhamit'in kız kardeşi Seniha Sultan ile Damat Mahmud Celaleddin Paşa'nın oğluydu. Çok renkli bir eğitimden geçmişti. Hem Fransız, hem de Osmanlı, Arap ve Fars edebiyatına meraklıydı. Resim yapar, piyano çalardı.
Tam bir çıkmaza girmiş Osmanlı devletinin çöküşüne, ancak dışarıdan bir çözüm bulunabileceği inancıyla; gizlice Paris'e gitti ve öz dayısı II. Abdülhamit'e karşı "Jön Türk" hareketlerine katıldı.
* * *
Prens Sabahaddin'e göre, Osmanlı devletinin geri kalmışlık nedenleri şöyleydi:
1- Devlet, merkezi bir yapılanmayla bireyi ezmiş ve her türlü olumlu değişme ve gelişme eğilimini yok etmişti.
* * *
2- Aile ve okullar, bireyi memur zihniyetiyle yetiştirmiş; bunun sonucunda insanlar, girişkenliklerine dayanarak başarılı olmayı deneme yerine, devlet hizmetine girerek yükselmeyi yeğlemişlerdi.
* * *
3- Merkezi yönetimler; bireysel yaşamların, genel otoriteyi sınırlayamaması sonucu; yetkilerin, bir zorbalar grubu elinde toplanmasına yol açıyordu.
* * *
4- Yerel yönetimlerin ağırlıklı olduğu, "ademi merkeziyetçi" düzende ise esas ve temel; "bireyin özürlüğü ve gücüydü".
* * *
5- Merkezi yönetimlerde, memurlarla askerleri siyaset dışında tutma olanağı yoktu.
* * *
6- Ordunun siyaset dışı tutulması, ancak yerel yönetimlerin ve bireylerin ağırlık kazanmasıyla sağlanabilirdi.
* * *
Marksist - Leninist "devletçilik"le, Prens Sabahaddin'in "ademi merkeziyetçi bireyciliği" çatışırmış gibi görünür.
Oysa "ulus-devlet" modelini aşan, evrensel bir diyalektik açısından bakıldığında; "sınıflar arası olumsuz çatışmanın, evrensel boyutta olumlu bir yarışmaya dönüşmesiyle" Kozmos'la uyumlu yeni bir sentez çıkar ortaya.
* * *
1848'de Karl Marx; kapitalizmin, enerji kaynağı olarak işçi sınıfının kol gücünü kullanma karşılığında kâr etmesi sonucu; "statüko"yu değiştirmemekte direneceğini öngörmüştü. Ve dünya işçilerini birleşmeye çağırmıştı.
Çünkü "tek değişmeyen şey, değişimdi" ve "statüko"culuk Doğa'ya aykırıydı.
* * *
Derken, Sovyetler'in; hiç de rantabl olmayan bir atılımla Uzay'a gitmesi ve işçi sınıfı gücünün yerini, yeni enerji kaynaklarının almaya başlamasıyla; gövdesel çalışma dönemi de evresini kapatmaya başladı.
* * *
Değişimler de hızlandıkça hızlandı. Modern teknolojilerin yarattığı üretim, kendi yerel pazarını taşmaya ve evrensel pazarlar aramaya yöneldi.
Ne var ki, 4 milyar yoksul yaşıyordu yeryüzünde ve bunların yoksulluğunun baş nedeni de; devlet yönetimlerindeki oligarşik siyasal saltanat sahiplerinin, kendi iktidarlarını koruma uğruna silah alımları için harcadıkları paralardı.
* * *
İletişim ve ulaşımdaki hızlanmalarla, büyük bir köy gibi görünmeye başlayan Dünya'nın; büyük bir kentmiş gibi görünmesi dönemine geçiliyordu.
İşçi sınıfının tarihe gömülmeye başlamasıyla; proletarya enternasyonalizminden, burjuva enternasyonalizmine doğru bir kanatlanma başlıyordu.
Artık sorun "ulus-devlet" modelinin ve yeryüzündeki 200 devletten 170'e yakınının; hangi nedenlerden ötürü vatandaşlarını "kaliteli bir yaşama" kavuşturamadığıydı.
* * *
Köylü ağırlıklı ülkeler, endüstri devrimini bile gerçekleştirememiş; ne köylerden kentlerdeki fabrikalara akan bir işçi sınıfı, ne de kendi öz sermayesi ve mülkiyetiyle üretimin patronluğunu yapan bir burjuva sınıfı yetiştirebilmişlerdi.
* * *
Ekonomi ise artık, "ulus-devlet" modeli içindeki siyasal parti programlarının iradesine bağlı bir mekanizma olmaktan çıkıyor, evrenselleşiyordu.
ABD eski Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan'in bir öngörüsü, Çin borsasını depremliyor, dünya para piyasalarını alabildiğine ırgalıyordu.
* * *
Uzay çağına uyum sağlamak, yahut sağlayamamak...
Irak'ta da Araplar, öldüredursunlar birbirlerini...
Bizde de kutuplaşmalar ve çalkantılar artadursun.
Prens Sabahaddin'i bir kez daha değerlendirmek de, gündeme geldi işte.
* * *
Bütün bunlar ne için?
50 yıl sonra "onlar geçmişte kaldı" demek için...
c.altan@prizma.net.tr
|
|