|
Türkiye sevdalısı İsviçreli Bakan
İsviçre gezisinin en renkli siması Eğitim Bakanı Pascal Couchepin'di. Şubat başında ülkemizdeydi. Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Çelik, Kültür ve Turizm Bakanı Koç, Sosyal Güvenlik Bakanı Başesgioğlu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile görüşmüş. Çünkü bakanlığının ilgi alanına, tüm bakanlıklar giriyor. Ayrıca dönerli sistem olduğu için daha önce İsviçre Konfederasyonu Başkanlığı, yani başbakanlık da yapmış. Ülkenin en renkli ve güçlü politikacılarından biri. Görüşülmesi zor bir bakanmış ama Türk gazeteciler deyince akan sular durmuş.
Couchepin (Kuşpen okunuyor), ilk kez 1964'te Türkiye'ye gelmiş. Şile'de kalmış. Sonraki yıllarda her fırsatta ülkemizi gezmiş. Bir defasında üç haftalığına gelip otomobille Akdeniz'den Güneydoğu'ya gezmedik yer bırakmamış. Gezdiği yerleri saymaya başladığında, bazı arkadaşlarımızın uzun bir "Ooo!" çekip "Türkiye'yi bizden iyi biliyor" demesi şaşırtıcı değildi.
Couchepin, Başbakan Erdoğan'ı da yasaklı yıllarından tanıyor. İlk, Davos'ta görüşmüşler. Bildiği Türkçe kelime sayısı da bir hayli fazla.
Her ziyaretinde farklı bir Türkiye ile karşılaştığını söylüyor. Gelişmeleri olumlu buluyor. Ama gerek AB'ye gerek dünyaya kendimizi iyi anlatabildiğimiz konusunda kuşkulu.
"Peki, Türkiye'yi bu kadar yakından tanıyor ve seviyorsunuz, dünyaya tanıtımını siz üstlenseniz, nasıl bir Türkiye imajı çizerdiniz?" yönündeki sorumuzu, "Tarih, kültür, turizm, laiklik, büyük bir pazar oluşunuz ve sıcaklığınız gibi o kadar çok güzelliğiniz var ki onları öne çıkarın" şeklinde cevaplandırdı ve "Eğer Türkiye isterse, Ermenistan ile arasındaki sorunun çözümünde seve seve arabulucu olurum" dedi.
İsviçre'nin yedi bakanından biri olan, hukuk kökenli Couchepin, daha önce ekonomi bakanlığı da yapmış. Sempatik biri. Ama AB söz konusu olduğunda bir anda ciddileşiyor. Girip girmeme konusunda ne bakan olarak ne de bireysel olarak yorum yapıyor. Ama yakın çevresi Türkiye ne zaman girerse biz de o zaman gireriz esprisi yaptığında da kahkahayı patlatıyor.
Ne dedi?
Couchepin'le bir saati aşan söyleşide dikkat çeken bazı satırbaşları da şöyle:
Türkiye, Roma, Bizans ve Osmanlı tarihi ile geçmişimizin bir parçası. Türkiye, ulusal konularda çok duygusal. İsviçre'de dünyanın çok değişik kültürlerinden insanlar barış içinde bir arada yaşıyor. Çünkü herkes birbirine çok saygılı. Hiçbirinin öz kültürünü kaybetmesini istemeyiz. Şile çok romantik bir köydü. Bozulmadan önce Antalya, Alanya da. Türkiye çok gelişti ama hâlâ gecekondular var. Sosyal güvenlik sisteminizin geliştirilmesi gerekir. Çin rüzgârı esiyor. Mardin'deki gümüş el örgüleri bile Çin'den. Gaziantep'e her gidişimde Sarar'dan elbise alırım. Fiyatlarınız şu an çok pahalı. Öğrenci değişimine sıcak bakıyoruz. Son gelişim de bu konuları da görüştük. Dünyaca ünlü okullarımız var ama Türkiye'de yeterince tanınmıyor. Paralı eğitime karşıyız. Öğrencileri sokağa döker. Paralı değil, iyi öğrenci istiyoruz. Mastır ve doktora için neden ABD değil de İsviçre? Çünkü İsviçre her yönüyle yaşanacak bir ülke. Öğrenim ücretsiz. Araştırmaya büyük kaynak ayrılıyor. Ayrıca öğrencilerin sigortası ve 3 bin İsviçre frangı maaşları var.
Bu arada İsviçre okulları geçen yıl olduğu gibi bu yılda İstanbul'da görücüye çıkacak. (17 Aralık, Swiss Otel)
Özetin özeti: Türkiye'yi sevmeyenler kadar sevenlerin de olduğunu göz ardı etmemeliyiz...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|