|
'Vatana ihanet' kavramı iyice ucuzladı
"Vatana ihanet" kavramının bu kadar kolay kullanıldığı ve dolayısıyla da "ucuzlatıldığı" başka bir ülke bilmiyorum. Tabii, ne kadar ağır ifadelerle eleştirilirse eleştirilsin, kimsenin çıkıp, örneğin bir Evren Paşa'ya "vatan haini" diyeceği yok. Bunun için cesaret gerekir. Fakat Türkiye'de bir gazeteciyi, haksız yere de olsa, "vatan haini" ilan etmek için fazla cesaret gerekmiyor.
Hangi pencereden bakarsanız bakın, bir gazeteci -bu durumda dostumuz Fikret Bila kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ortaya bir şeyler koyuyorsa sadece işini yapıyor demektir. Yakaladığı haber yetkili birilerini siyaseten rahatsız ediyorsa, o zaman rahatsız olanın yapacağı iş, o gazeteciyi "hain" ilan etmek değil, o bilgiyi veren yetkilinin veya kurumun peşine, yasaların el verdiği ölçüde, düşmektir.
Gazetecinin peşine düşülmesini haklı gösterecek tek şey ise, yazılan haberin yalan veya yanlış olmasıdır. Fikret Bila'nın durumunda bunun söz konusu olmadığı apaçık ortada. Yoksa Başbakan Erdoğan bunu söylerdi.
Haberin doğruluğu kanıtlandı
Oysa savurduğu ağır suçlama, hem kendisinin bu konudaki dengesiz yaklaşımını bir kez daha ortaya koymuş, hem de haberin doğruluğunu kanıtlamış oldu. Halbuki bu konuda daha akil ve bilinçli bir yaklaşım sergileseydi, sözlerinin "bumerang misali" kendisine eleştiri bombardımanı şeklinde dönmesine de neden olmazdı.
Kısacası, bu hadisede itibarı artan Bila, imajı zedelenen ise Başbakan Erdoğan oldu.
"Gazeteci düşmanlığı"nın, aynen "aydın düşmanlığı" gibi Türkiye'de eskiye dayanan bir geçmişi var. Yakın tarihimizde bunu Menderes döneminde, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sonrasında çok gördük. Bu olguyu değişik bir şekliyle bugün hâlâ yaşıyor olmamız ise Türkiye'nin bazı açılardan bir arpa boyu ilerleyemediğini göstermeye yetiyor.
'Hersh sorusunu' yanıtlamadı
Milliyet'in nadir olarak davet edildiği Başbakanlık gezilerinden birinde, Başbakan Erdoğan'ın yine basından veryansın etmesi üzerine, uçakta kendisine "Sayın Başbakan, sizce bir gazetecinin işi nedir?" diye sormuştum. Aramızda olan gazeteci dostum Murat Yetkin'in de daha sonra sütununa taşıdığı bu sorumu şöyle sürdürmüştüm:
"Amerikalı gazeteci Seymour Hersh'ın Ebu Gıreyb Cezaevi'ndeki rezaleti ortaya çıkarmış olmasından dolayı herhalde siz de memnunsunuz. Ancak sizin kıstaslarınıza göre Hersh'ı kendi vatanı açısından 'hain' olarak görmemiz gerekiyor."
Başbakan Erdoğan ise, rahatsız olduğunu belli ettiği sorumu yanıtlamadan, müstehzi bir tebessümle, başka bir gazetecinin sorusuna geçmeyi yeğlemişti.
Başbakan'ın kafası karışık
Tekrarlamakta yarar var. Bir gazetecinin işi, aldığı bilgiyi en doğru şekliyle kamuoyuna aktarmaktır. Ancak gazeteci de vicdan ve muhakeme yeteneğinden yoksun değildir. Hele hele yıllara dayanan deneyime sahipse, neyin gerçekten "vatana ihanet" olduğunu başkalarından daha iyi takdir edecek durumdadır.
Fikret Bila'yı bu durumda "vatan haini" ilan etmek için bin şahit gerekir. Ancak Başbakan'ın kafasının bu konularda bir hayli karışık olduğunu anlamak için kendisinin basınla ilgili çıkışlarını dinlemek yetiyor.
sidiz@milliyet.com.tr
|
|