Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Mart 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
2007 Adnan Saygun yılı ilan edilemez miydi?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı UNESCO 2007’yi Mevlana Yılı ilan etti. Doğumunun 800. yılında, dünya kültürüne katkıları nedeniyle alınan bu karar gereği, sanat ve kültür çevrelerinin 2007’de en çok konuştuğu isimlerden biri de Mevlana olacak. Türkiye belki farkında bile değil ama dünyanın pek çok ülkesinde Mevlana’ya yönelik etkinlikler çoktan başlamış bile. Mesnevileri, ABD’de en çok satan şiir kitapları sıralamasında birinciliğini sürdürürken, Hawaii’de, Japonya’da, Güney Kore’de ve daha birçok ülkede mevlevihanelerin yapımına başlanmış.
Mesnevileri şu ana kadar 9 dile çevrilmiş, Konya Belediyesi’nin bu yöndeki girişimi sayesinde, yıl sonuna kadar toplam 20 dile çevrilecekmiş. Doğumunun yüzüncü yılında Adnan Saygun da çeşitli etkinliklerle anılıyor. Bazen İzmir’i marka yapacak değerler aranıyor. Homeros’u bize Türkiye’ye gelen bir marka stratejisi uzmanı hatırlatıyor. Bize kalsa aklımıza bile gelmeyecek. Adnan Saygun da bu isimlerden birisi...
Oysa Birleşmiş Milletler nasıl Mevlana Yılı ilan ettiyse Adnan Saygun için de böyle bir jest yapabilirdi. Bazı gruplar bu yönde çalışmalar da yaptılar. Ama İzmir kamuoyundan yeterli desteği alamadılar. Sonuçta bu süreci kurumlar yürütüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi önümüze çıkan engellerden sonra Adnan Saygun Kültür Merkezi’nin inşaatına ancak bu yıl başlayabildi. Oysa bu projenin çoktan bitirilmiş olması gerekiyordu. Büyükşehir doğumunun yüzüncü yılında Adnan Saygun yılı ilan edilmesi için önceden bir çalışma yapması gerekiyordu. Ne yazık ki; bu fırsat kaçırılmış oldu. Viyana’ya gittiğinizde attığınız her adımda Mozart’ı görürsünüz. Biz belki çok farkında değiliz ama Adnan Saygun da dünya çapında bir isimdir.
* * *
Adnan Saygun’un hayat hikayesini okurken ilgimi çeken bir dönem oldu.
Saygun ilk işine 1920 yılında yani 13 yaşındayken başlıyor. 1. Beyler Sokağı’ndaki Milli Sinema’da filmlere piyano ile müzik eşliği yapması yanı sıra, gişede bilet satmak, projeksiyon yönetmek gibi sinemanın diğer işlerine de bakıyor. Milli Sinema, Saygun’un babası Celal Bey tarafından, yine kendi çabalarıyla kurduğu Milli Kütüphane’ye gelir sağlamak amacıyla o dönem işletiliyor.
12 yaşında piyanosuna kavuşan Saygun, onu yaratıcılığın doruklarına götüren uzun yolculuğuna başlıyor. Bir iki yıl sonra piyano çalmak yetmiyor, kompozisyon yapmak, büyük formlara gitmek istiyor. Armoni öğrenmek gerekli. Ama ne öğretecek kimse, ne de öğrenecek kitap var. Bir armoni kitabından bahsediyorlar. O sıralarda yapılan Elhamra Sineması bekçilerinin İstanbul ile ilişkileri var. Onlara rica ediyor. Güç bela kitap İstanbul’dan getiriliyor. Hemen tercüme edip ilk denemelerine başlıyor. Bu arada 15 yaşında liseyi bitirebiliyor. Baba Celal Bey endişeler içinde. Bir meslek sahibi olamayacağı için endişeleniyor.
''Müzisyen ya kahvede ya da gazinoda çalar, başka şey yapmaz. Sen meslek sahibi ol, bunu da bırakma, ister piyano çal, ister beste yap... Bunları kendin için yap ama mutlaka bir mesleğin olsun...'' diyerek onu uyarmaya çalışıyorsa da boşuna. Adnan Saygun şiddetle direniyor. Hocası İsmail Zühtü ''Bunun kafasını kessen, içinden Wagner’in kanı çıkar'' diyor. Bunun üzerine babasının arkadaşları araya giriyor ve bir türlü meslek sahibi olmak istemeyen bu çocuğa bir geçim kaynağı, onu müzikten koparmayacak bir iş bulmaya çalışıyorlar.
* * *
1923 yılında postanede gişe memurluğu başarısız meslek denemelerinden biri. 9 ay sonra bunu su şirketinde memurluk ve baharatçı dükkanında baharat şişeleri doldurma işleri takip ediyor. Bu iş gayretlerinin yanı sıra 1923’te İzmir’e gelen Hüseyin Sadedin Arel ile iki ay kadar armoni çalışıyor.
O günleri Saygun şöyle anlatıyor:
''Bir yıl sonunda ben 15-20 çeşit iş yapmıştım. Her girdiğim yerden ayrılıyordum. Bana nota satan bir dükkan açması için babama rica ettim. Babamın arkadaşları benden umutlarını kesmişler, yazık bu çocuktan artık hayır gelmez diyorlar. Babam üniversiteye girmem için ısrar ediyor, gitmem diyorum. Nota ve kitap satmak için direniyorum. Babam çaresiz. Sonunda İzmir’de Beyler Sokağı’nda bir dükkan açtık. Ben, nota almak isteyenler dinlemek, denemek isterler, piyano da çalmak gerek, diye piyanomu da dükkana getirdim. Artık kendi dünyama kavuşmuştum. Sabah 7’de geldiğim dükkanda gece yarılarına kadar piyano çalardım. Gelenlere de ne isterlerse yok derdim. Kalkmazdım bile piyanodan. İşte ilk kompozisyonlarımı ben o günlerde yaptım. Dükkan 1924’te açıldı ve 1925’te iflas ederek kapandı.''
Adnan Saygun ilerleyen dönemde dünya çapında bir müzisyen ve bana göre İzmir’in en önemli markalarından biri oldu.

Uyuyamıyorum...

3 Aralık 2006 tarihli ''Uyuyamıyorum'' başlıklı yazımda Sayın Cumhurbaşkanımızın Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü’ne yüzde 70 oy alan Prof. Dr. Cemil Özcan’ın yerine, neden yüzde 14 oy alan Prof. Dr. Semra Öncü’yü atadığı sorusuna yanıt aramıştım. Geçen üç aylık zamandaki bazı gelişmeleri üniversitesinin internet sitesinden (http://www.bayar.edu.tr/~basin/haberler/...) aynen aktarıyorum. AK Parti milletvekili Tanrıverdi, Celal Bayar Üniversitesi’nin gelişmesi ve daha sağlıklı koşullarda eğitim verebilmesi için hassas davranmak istediklerini, ancak bugüne kadar arzu edilen iletişimin kurulamaması nedeniyle üniversite için pek çalışamadıklarını ifade etti. Tanrıverdi, ''Ama sizin göreve gelmenizle birlikte görüyorum ki bu eksiklik giderilmiş'' diyor. AK Parti Merkez İlçe Başkanı Ömer Faruk Çelik ise ''Önceki dönem CBÜ ile sağlıklı bir birliktelik, bütünleşme sağlanamamıştı. Sanırım sizinle birlikte yeni dönemde bu ilişkiler daha iyi olacak.'' diye konuşuyor.
Bugüne kadar nasıl gerçekleşeceğini anlayamadığım ''Manisa’yla bütünleşme'' olayını çözdüm. Biz boş yere ''Atatürkçü Düşünce Derneği ve Garnizon Komutanlığıyla'' bütünleşmişiz.
Daha başka neler mi oluyor üniversitede?.. İstifa eden veya erken emekliye ayrılan öğretim üyelerimiz var. Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Uğur Sıdal hakkında iki soruşturma başlatıldı. Her fakülte ve okulda kurduğumuz, bin 50 öğrenci üye kaydettiğimiz, yıl sonunda 5 bin üyeyi hedeflediğimiz Atatürkçü Düşünce Kulüpleri’nde tık yok.
Manisa CHP İl Başkanı Vehbi Köse bu gelişmeler konusunda acaba neler hissediyor? Yeri gelmişken tekrarlayım. Önümüzdeki seçimlerde AKP ile koalisyon yapma olasılığı bulunmayan iki partinin, CHP ve MHP koalisyonunun kazanmasını diliyor ve buna inanıyorum. Kesilen ağaca sormuşlar ''Neden ağlıyorsun, çok mu acıyor?'' diye; ''Yok'' demiş, ''Beni kesen baltanın sapı benden, ona üzülüyorum.''
Not: Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanan önceden tanıma fırsatı bulduğum Sayın Prof. Dr. Fazıl Necdet Ardıç’ı ve bu atama nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımızı kutluyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
2007 Adnan Saygun yılı ilan edilemez miydi?





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet