Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Mart 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nadir periler


Bu şehir, bu iğreti Bizans bozuntusu, gelenin kapısından bozularak girdiği bir yer mi? Yoksa sadece testere ruhlular mı kalabiliyor, olabiliyor, yükselebiliyor burçlarında?
Bir üşüşmedir İstanbul. Hiç ihtiyacı olmadığı halde, bedava dağıtıldığı için bir şeylere doğru üşüşen insanlar gibi tıpkı, bu şehrin insanları da durmadan üşüşmektedir bir şeylere:
Müstekreh... Müfrit... Mükerrir...
Bu şehrin eski dilindeki bu sözcükleri bilmiyorsanız ya şehrin yeni haline bakın şimdi ya da sırasıyla Osmanlıca sözlüğe:
Tiksinilen, iğrenç...
Sınırı geçen, aşırıya kaçan...
Tekrar eden...
Şimdi dönün yeniden bakın İstanbul'a, sözcüklerin sözlük değil, sokak anlamlarına...

Şehrin perileri
İşte bu şehirde nadiren görünür periler. Kısacık görünüp sonra gizlendikleri yerlere dönerler. Tam şu malum üşüşmede sıranızı beklediği için hırpalandığınızı düşündüğünüzde, tam efendi durmayı öğrettikleri için hep kenarda, kıyıda unutulacağınıza inandığınızda yaşamaya devam etmeniz için bir işaret gibi periler, görünüverirler. Bana da göründü biri. Niyetim bugün ona teşekkür etmekti.
Telefon çaldı. "Ben Işık Yenersu" dedi. Su gibi bir insan, mert bir kadın, bir sızı gibi zarif... Hep böyleydi aklımda. Ve şimdi telefonda karşımda. Hiç konuşmadık doğrusu. O bir teybin düğmesine bastı telefonda, sesi okumaya başladı bana. Son kitabımın, "Ne Anlatayım Ben Sana!"nın önsözünde bir bölüm vardı bu memlekete dair, onun sesinden kulağıma okunmaya başladı metin.

Şehri işaret
Cümleleri yazanların herhalde tek mutluluğu o cümlelerin kıymetli adreslere ulaşabilmesidir. Bir cümlenin ulaşabileceği en kıymetli adres de olsa olsa şehrin nadir perisidir.
Hele o periler size kendi cümlelerinizi geri okuyorsa, yazının bu çemberi dönüp gelip bir gün tamamlanıyorsa bu, şehirde hâlâ perilerin dolaştığının işaretidir.
Bu, bu bozuk şehirde kalmanız, durmanız, sabretmeniz gerektiğine dair bir işarettir.
"Uzun yıllardır böyle bir zarafet görmemiştim" diyebildim sadece telefonda hayranlık duyduğum Işık Yenersu'ya. Birbirinin yüzünü eze eze yukarı, daha yukarı, burçların en tepesine yükselme hırsı ve tepelere doğru bu üşüşme içinde böyle bir nezaket görmemiştim yıllardır.
Şu anda Türkiye'de olup biten her şeyden daha önemli geldi bu bana. "Şehirde bir peri göründü" demek istedim benim gibilere, bu en önemli haber gibi geldi bana. Şehre bakıp benim gördüğüm sözcükleri görenler için önemli ve iyi bir habermiş gibi geldi:
İkrah, ifrat, tekerrür...
Bıkkınlıkla karışık tiksinti, aşırılık, tekrarlama...

Birbirinin işareti olmak
Düşünüyorum bazen, niye duruyoruz bu şehirde, böyle bir üşüşmenin ortasında. Yanımızdan koşup gidenler, birbirini dürtükleyenler, yüzümüzü sıyırıp geçenlerin ortasında, niye duruyoruz?
Bu şehrin kıvamı tutsun diye belki. Belki de birbirimize birer işaretiz biz sadece. Durmak, direnmek gerektiğine dair birer işaretiz birbirimize. Küçük bir nezaket işareti, incecik bir zarafet işareti gibi öylece duruyoruz. Kimse görmüyor belki bu kalabalıkta ama bizim birbirimizi görmeye ihtiyacımız var.
Bizim iyi işaretlere ve nadir görünen perilere ihtiyacımız var. Bizim belki de bu Bizans bozuntusunda durabilmek için, ayakta durabilmek için burçların arasından uçuşup gelen, sonra uçuşup yine burçların arasında yok olan perilere ihtiyacımız var.
O yüzden bazen çok yorulsak da, bazen bıkkınlıkla terk etmeyi düşünsek de bizim gibi olan diğerleri için bu şehirde kalma sorumluluğumuz var. Bizim birbirimize işaret olmak mecburiyetimiz var. Aramızdan biri yıkılıp gitmesin diye zarafet ve nezaketle durma mecburiyetimiz var.

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Durumdan eğlence çıkarmak
Eski kuşağın "hacı ağa" diye adlandırdığı tür...
Melih AŞIK
Sakız Adası...
İzmir Kordon'da, Pasaport iskelesinin karşısı...
Fikret BİLA
Tartışmalar Türkiye'nin bekasıyla ilişkili
Son günlerde yapılan tartışmaların ve gündeme...
Hasan CEMAL
Paşa'dan telefon!
Sabah erken cep telefonum çalıyor. "Hasan Cem...
Güneri CIVAOĞLU
Evren / de Gaulle / Koç
Kenan Paşa'yı da "bölücü(!)" ilan ettiler son...
Abbas GÜÇLÜ
Maç ortasında kurallar değişir mi?
Milli Eğitim Bakanlığı'nın çıkardığı pek çok ...
Metin MÜNİR
Kurabiye hırsızı
Bir kadın, bir gece havaalanında bekliyormuş....
Hasan PULUR
200 yıllık fetvalar
ÇOK önemli konular, laf kalabalığı arasında k...
Derya SAZAK
Şehir ve insan
İstanbul, Türkiye'de gelişmişliğin de, sosyal...
Meral TAMER
Bir kadın müsteşarımız bile yok
Türkiye'de kamu kuruluşlarında kadın-erkek ça...
Ece TEMELKURAN
Nadir periler
Bu şehir, bu iğreti Bizans bozuntusu, gelenin...
Osman ULAGAY
Piyasalardaki şenlik depremle bitebilir (1)
Geçen hafta küresel finans piyasalarından biz...
Güngör URAS
Tarih Vakfı Kent Müzesi kurmaya çalışıyor
İstanbul hakkında ne biliyorsunuz? Çocukların...
Serpil YILMAZ
Anadolu'da kadının sesi gür çıktı
Kahramanmaraş'ta, Anadolu'nun 20 ilinden kadı...

© 2006 Milliyet