|
 |
|
|
Piyasalardaki şenlik depremle bitebilir (1)
Geçen hafta küresel finans piyasalarından bize de yansıyan sarsıntı, şu soruyu gündeme getirdi: Bu bir defalık, geçici bir sarsıntı mıydı yoksa daha büyük bir sarsıntının, daha doğrusu depremin öncü sarsıntılarını mı yaşadık?
Finans piyasalarının geleceğine ilişkin olarak öngörüde bulunmanın ne kadar riskli olduğunu bilecek durumdayım ama gelinen noktada bu riski alacağım ve bir süredir bu köşede dile getirmeye çalıştığım kaygıları daha net biçimde ifade edeceğim.
Bence geçen hafta yaşanan sarsıntı aslında arkadan gelebilecek daha büyük sarsıntıların habercisi, yani bir öncü sarsıntı. Küresel piyasalarda başlayıp bizim piyasalarda devam eden şenlik, bir depremle bitebilir. Depreme yol açabilecek koşulların nasıl oluştuğunu anlatmak için önce şenliği hazırlayan koşulları hatırlatmam gerekiyor.
Şenliğin koşulları
Dünya ekonomisi ve finans sistemi çok büyük bir dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşüm Çin ve Hindistan gibi ülkelerin dünya ekonomisindeki önemini artırdı ve küresel ekonominin hızlı büyümesini sağladı. Bu süreç yaşanırken:
Dünya ekonomisindeki hızlı büyüme başta petrol olmak üzere doğal kaynaklar üzerindeki talep baskısını artırdı ve fiyatların tırmanmasına yol açtı. Ucuz kitlesel emeğe dayanan Çin, muazzam bir tasarruf fazlası üretirken ve döviz rezervi biriktirirken, Rusya ve Körfez ülkeleri gibi petrol ve temel madde üreticisi ülkeler de küresel tasarruf ve likidite havuzunu beslemeye başladı. Japonya da sıfır faizli parayla bu havuzu besledi. Bu tasarruflar başta ABD olmak üzere büyük dış açık veren ülkelerin açıklarını finanse ederken her türlü mali enstrümana talep yarattı. Finansal piyasalar da türev enstrümanları yaratarak likidite bolluğunu daha da artırdı. Küresel likidite bolluğu, daha yüksek getiri elde etmek isteyen fonların giderek daha riskli yatırımlara yönelmesine yol açtı. Bolluk koşullarında oluşan fiyatlar riskleri doğru yansıtmadığı için riskli ülke ve firmalar da kolaylıkla ucuza borçlanma olanağı buldu. Şirket evlilikleri ve satın alma furyası da varlık (aktif) fiyatlarını tırmandırdı.
Türkiye de yararlandı
Türkiye'nin ve Türk bankalarıyla firmalarının da büyük ölçüde yararlandığı bu süreç 2006'da zirve noktasına vardı.
Küresel piyasadaki "junk bond"(yani riski yüksek tahvil) miktarı üç yılda üçe katlanarak 2006'da 354 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişti. Türkiye gibi "Yükselen Pazar" ülkeleri uluslararası tahvil piyasalarında 319 milyar dolarlık borçlanma yaptı.
Amerikalı yatırımcı kendi ülkesindeki hisse senedi fonlarına 22 milyar dolar yatırırken ABD dışındaki ülkelerdeki hisse fonlarına 147 milyar dolar yatırdı. Türkiye gibi ülkelere 185 milyar dolarlık doğrudan yatırım sermayesi aktı.
Şimdi gelinen noktada işte bu süreç sorgulanıyor ve bütün risk hesapları yeniden yapılıyor. Bunun küresel fon akışlarının yönünü değiştirerek büyük sarsıntılara yol açması da olası görünüyor. Konuyu yarın sürdüreceğim.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|