Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Mart 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Berlin'e hasta kelimelerimi iyileştirmek için gelmiştim"

İngiltere'de yayımlanan "Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap"ta dört Türk yazarın; Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Latife Tekin ve Türkiye'de az tanınan E. Sevgi Özdamar'ın eserleri vardı. Yıllar önce "hastalanan kelimelerini Brecht'le iyileştirmek" için Berlin'e gelen Özdamar artık kitapları hakkında doktora tezleri hazırlanan önemli bir yazar

ÇİĞDEM BAĞRIAÇIK

Söyleşi için tüm hazırlıklar tamam; ses kayıt aletleri, mikrofon, yedek piller, fotoğraf makineleri, objektifler. Çantalar gözden geçiriliyor. Bu kez yolculuk zorlu olacağa benziyor. Bir kelime ustasıyla buluşmaya gidiyoruz. Hava bir yağıyor bir açıyor. Berlin'i bir uçtan bir uca dolaşan iyi ruhlu otobüs, tüm dünya entelektüellerinin buluşma noktası sayılan, daha özgür bir havanın solunduğu, kuralların gece gündüz yıkıldığı, aynı zamanda Türk gettosu adıyla da nam salmış, "Küçük İstanbul" olarak bilinen Kruezberg'in arka sokaklarına ilerliyoruz.
Geride bir kilise, köşede kapısında Türkçe ve Arapça harflerle yazılmış bir kütüphane, pazardan dönen güneşli havaya karşı durmuş çocuklu güzel kadınların akşam sohbetleri, kanaldan az önce geçen bir geminin sesi, martıların çığlıklarına karışıyor. Bir an kendimi İstanbul'da hissediyorum. Giriş katının penceresinde camdan dışarıya bakmış bizi beklerken elinde gözlüğü ile "Merhaba" diyen sese doğru ilerliyorum.
Harika bir fotoğraf, 50'li yıllarını geride bıraksa da, insanı yüreklendiren bu ses sanki 30'larında çılgın bir kadına ait. Dimdik duruşu, yüzünden eksik etmediği gülüşü, yüksek sesle attığı kahkahalarıyla E. Sevgi Özdamar'ı tanımak için kalbim atıyor. Bu kadar yakınında olmama rağmen bugüne kadar yapılmamış bu röportajın eksikliğini nasıl olur da duymam diyorum kendi kendime.

"Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap"ta yer aldınız...
Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Latife Tekin; hepsi iyi arkadaşım. Maaile oynuyoruz. İsterim ki o listede Can Yücel, Ece Ayhan, Cemal Süreya, İsmet Özel, Ahmet Hamdi Tanpınar da olsun. Kitabın adı güzel, ayrıca Dostoyevski, James Joyce orada. Çok severim onları.

Almancayı zenginleştiren yazarlara verilen Ingeborg Bachman ödülünü 1991'de almış ve bu ödüle layık görülen ilk yabancı olmuştunuz. Eserlerinizin yazı dili Almanca mı?
Beş kitabımın, dört tiyatro oyunumun hepsi Almanca. Bir de Genco Erkal'a özel, gelip Berlin'de oynasın diye yazdığım "Hamlet Ahmet" adlı Türkçe bir oyun vardı. Ancak pasaport alamadığı için gelemedi Genco.

Niçin Almanca yazıyorsunuz?
Hiç düşünmedim hangi dilde yazacağımı. Günlük hayat Almancaydı. Bir Japon atasözü "Sadece seyahatin kendisi güzeldir, varmak değil" der. Yabancı dil bitmeyen bir seyahattir.

Nasıl hazırlanıyorsunuz yazıya?
Sabah çalışmayı severim. Öğleden sonralarını hiç sevmem. Yazımın mutlaka bir korsesi vardır, niçin yazdığımı çok önceden bilmem gerekir ve notlarım vardır. Ama esas yolculuk masada başlar.

"Hayalim Brecht'in bir öğrencisi ile çalışmaktı"
Kitaplarınız bugüne kadar 15 dile çevrildi. Sizi en çok sevindiren çeviri hangisi oldu?
Yunanca. Benim rüyalarımdan biri Türk-Yunan barışının gerçekleşmesi. Çünkü bu engellenmiş bir aşk hikayesidir. Türkiye AB'ye girerse benim için en güzel sınırsızlık Ege Denizi'ndeki sınırsızlık olacaktır. Yunanistan'da yaptığım okumalarımda, bu cümleyi söylediğimde gelip bana sarıldılar.

Berlin maceranız nasıl başladı?
1970'lerde çalıştığım tiyatro kapatıldı. O dönem her gün Brecht'in şiirlerini yüksek sesle okur, şarkılarını dinlerdim. İnsan kötü durumda olduğu zaman kendisine "Benim rüyam ne?" diye sormalı. Benim rüyam da Berlin'de Brecht'in tiyatrosunda, Brecht'in bir öğrencisi ile çalışmaktı. Sanki hastalanmış Türkçe kelimelerimi bir şairin sanatoryumuna götürmek istiyordum. Brecht büyük bir şair, onun kelimelerinin benim kelimelerimi iyileştireceğini düşündüm. Aldım hasta kelimelerimi trene bindim, Berlin'e geldim.

"Kurduğum ilk Almanca cümle bana mutluluk verdi"
İyileşti mi kelimeleriniz?
İsviçreli arkadaşlarım, Benno Besson'un Brecht'in en fantastik talebesi olduğunu bana söylemişlerdi. Besson'a "Sizden Brecht tiyatrosu öğrenmeye geldim" dedim. Kalın kaşları vardı, onları kaldırdı, bir süre yüzüme baktı, "Hoşgeldiniz" dedi. Daha kurduğum ilk Almanca cümle ile ben Alman dilinde o anda mutlu oldum. Bir dilde mutlu olmak çok önemli. Herkes buraya bir yıl için gelir. Ben de ikinci gelişimde Berliner Ensemble'yi bir yıl olarak planlamıştım. Ama Besson'la birlikte iki yıl o kadar iyi çalıştık ki...
Bana bir gün "Kaç yaşındasın?" dedi. "27" dedim. "Bir kültürden öbürüne gelebilirsin. Yarın Paris'e gidiyoruz, Brecht'in 'Kafkas Tebeşir Dairesi'ni Avignon Festivali için sahneleyeceğiz" dedi. Baktım ki bu düşünce beni rahat ettiriyor, bunun peşinde İstanbul, Berlin, Paris, Barselona başladı. Artık yol insanıydım.

Sabah 90 öpücük, akşam 90 öpücük

Neden tiyatrocu oldunuz?
Hayatta ne kadar zor şey varsa; ölüm, kıskançlık, aşk, hasret gibi, tiyatroda kolaydır. Tiyatroda ölürsün, sonra yüzündeki kanı siler, aynanın karşısında ağzına bir sigara alır, kantinde arkadaşlarınla matrak geçersin. Ertesi gece yine ölürsün. Oynarken kelimelerle ve figürünle çok yoğun ilişkidesin. Oyun bitti mi, kelimeleri de kostümün gibi gardıropta bırakır, ışığı kapatırsın. Yoğun duygular ve kelimelerle arana, ertesi geceye kadar bir mesafe koyarsın. Annem öldüğünde bir taksi ile öldüğü şehre giderken "Annem öldü ama ben oraya gidince bana kapıyı açacak" diye düşünmüştüm. Sanki ölümü bir tiyatro ölümüydü.

Tiyatroculuğunuzu Paris'te sürdürüyorsunuz. Yazarlık mı tiyatro mu daha ağır basıyor?
Tiyatroda daha kapıcının önünden geçerken oynamaya başlarsınız. Koridorlar bile sahnedir. Mesela Paris'te Fransız oyuncu arkadaşlarım beni her sabah ve akşam yanaklarımdan üç kere öper. 30 kişi, 90 kere sabah, 90 kere akşam öpülürsün.
Yazı yazdığın zaman bu öpücükler yoktur. Yazarken masaya kendini oturtabilmek çok önemli. Hem işçisindir hem işveren. Kendini sömürmen gerekir. Asosyal bir meslektir. Yalnızlaştırır ama yalnızlık da bir yaşam estetiğidir. Onun için yazarken dolaştığın dönemlerin ritmini korumaya çalışırsın. Kaybettiğin kişileri artık bulamayacağını bilirsin ama yazarken onları tekrar bulursun. Dünyanın ortak zenginliğine bir zenginlik katabilirsin.

Üniversite bitirmeden doktora yaptı

10 Ağustos 1946'da Türkiye'de doğdu. Henüz 18 yaşındayken Almanya'ya işçi olarak yazılıp tiyatrocu olmaya geldi. Kadınlar yurdunda yaşarken, bir yandan babasının o tarihte yolladığı 3 bin mark ile önce Goethe Enstitüsü'ne dil öğrenmeye ardından da bir tiyatro okuluna gitti. 1,5 yıl sonra annesinin hastalığı bahanesiyle İstanbul'a çağırıldığında kendisini Muhsin Ertuğrul, Beklan Algan, Nurettin Sevin, Ayla Algan, Haldun Taner, Melih Cevdet Anday'ın hoca olarak çalıştığı LCC Tiyatro Okulu'nda buldu. Ankara Birlik Tiyatrosu'nda da Semiha ve Zeliha Berksoy ile sahneye çıktı.
1971'de tiyatro kapatılınca İstanbul Reklam Ajansı'nda rejisörlük, Yeşilçam'da kamera asistanlığı yaptı. Sekiz yıllık bir aranın ardından tekrar Berlin'e
gitti. Brecht'in talebesi Besson'un oyuncusu ve asistanı olarak çalışırken hazırladığı kuklalar, kolajlar, desenler Sorbonne Üniversitesi tarafından değerlendirildi. Kendisine üniversite bitirmediği halde doktora yapma hakkı tanındı ve diploma verildi (1978).
1976'dan bu yana Paris, Berlin, Viyana'da tiyatro ve opera çalışmalarını sürdürdü. Bir yandan da beş kitap, dört oyun yazdı. Eserleri ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Yunanistan, Polonya, Türkiye ve Almanya'da da doktora konusu oldu.


PAZAR
"İmkanı olan zengin aileler bu modeli kopya edecek"
Badem tüm Akdeniz foklarının kaderini değiştirecek
"Berlin'e hasta kelimelerimi iyileştirmek için gelmiştim"
Bütün okulların müdürü kadın
Britney Spears'i delirten adam
23 muamması
"Kızların ilgisi azaldıkça yemeyi bıraktım"
Güzellik uğruna -120 derecede dondum!
Terbiyesiz kızın şarkıları
Edebi hayatlar dergisi
Tutulma mevsimi başlıyor
Aklım Lizbon'da kaldı
Göç ve sonuçları
Alternatif karizma testi
Mimar Sinan damgalı şehir
Okurlarımın peşinden
"Boğa Kanı"nın aslını tattık





Ahmet Turhan Altıner
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet