|
Şiddete reklam yok!
Hiç kuşkusuz güzel bir slogan. Şiddet içeren, şiddete çağrı yapan, şiddeti özendiren televizyon dizilerine, filmlerine, hatta haber programlarına reklam yok!
Keşke...
Ne kadar hayırlı, uğurlu olurdu.
Bizim gibi şiddetten fazlasıyla çeken bir toplumda, şiddete açılan yolları kesebilmek için önemli bir mesafe kaydetmiş olurduk.
Biliyorum, kolay değil.
Güçlük, bu konuda ölçülerin yakalanmasıyla ilgili.
Çünkü ölçü kaçarsa, şiddet belasından kurtulayım derken, bu kez sansürcülük gibi yaratıcılığın, ifade özgürlüğünün belası olan bir başka illetin pençesine düşebiliriz.
Ancak, bir duyarlığın filizlenmeye başlaması gelecek açısından umut verici bir gelişmedir.
Reklamverenler Derneği Başkanı Hakan Uyanık, gerek şiddet içerikli televizyon dizilerine, gerekse haber programlarına reklam ambargosu uygulanabileceğinin işaretlerini verdi.
Reklamcılar Derneği üyesi Metin Aroyo, böyle bir ambargoya katıldığını belirterek, "Şiddet olmadan da yaratıcı olunur, ürün satılır" dedi.
Sabancı Grubu CEO'su Ahmet Dördüncü şu açıklamayı yaptı:
"Şiddet içerikli televizyon programlarının şirketler tarafından verilen reklamlar ile desteklenmemesi, topluma karşı sorumluluğu her zaman ön planda tutmuş olan grubumuz için benimsenecektir. Reklamlarımızın, şiddet içeren programlarda yayımlanmamasını temin edecek şekilde programlanması için gerekli yönlendirmeler yapılacaktır."
Ülker Grubu, Doğuş Otomotiv, Renault Mais, Hyundai Assan da, şiddet içeren televizyon dizileriyle filmlere reklam ambargosu uygulanabileceğine dönük destek mesajları verdiler.
Sevindirici bir durum.
Bunların tümü, ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu toplumsal barış ve hukuk konusunda umut verici bir duyarlığın su yüzüne vurmasıdır.
Şu da söylenebilir:
Sivil toplum uyanıyor!
Şiddet ve teröre açılan yolları asıl kesecek olan gelişme bir ülkede sivil toplumun güçlenmesidir. Toplumsal barışın kurulabilmesi ve demokrasinin ete kemiğe bürünmesi en sağlıklı biçimde bu yolla mümkün olabiliyor.
Devleti, kamu otoritesini işin içine fazla sokmadan, kendi kendimizi kontrol edebilmeliyiz. Bu konuda reklamverenlere, reklamcılara ve tabii medyaya büyük sorumluluk düşüyor.
Bir başka deyişle:
Reyting, tiraj ve kâr güdüsünün gözleri kör etmemesi lazım.
Çocuklarımız için, bizden sonraki kuşaklar için daha yaşanır bir devlet ve toplum düzeni kurabilmek için iş ve reklam dünyasıyla medyanın yapabileceği çok şey var.
Şimdiye kadar çok azı yapıldı. Bunun altını lütfen çizin.
Türkiye'de şiddet ve terör kol gezebiliyorsa, katiller vatansever muamelesi görebiliyorsa, hukuk-dışılık yüceltilebiliyorsa, hukuk devleti fikri ölümcül darbeler yemeye devam ediyorsa, reklamveren-medya-reklamcı üçgeninin de bunda sorumluluk payı vardır.
Bu gerçeği göz ardı etmeyelim.
Onun içindir ki, son zamanlarda reklamveren, reklamcı, medya cephesindeki kıpırdanmaları önemsiyor, devamını diliyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|