Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Mart 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sıfırın altında yaşayanlar


Dün Milliyet'te yoksullukla ilgili bir yazı dizisi başladı:
"Öteki şehrin insanları"
İlk günün başlığının birinci sayfada "Sıfırın altında yaşayanlar" olmasına karar verdik.
İçeride, hiçbir şeyi olmayanların yaşadığı Hazine Mahallesi'ni anlatan yazının başlığı ise şöyleydi:
"Suyunda kurtlar, mezarsız çocuklar"
Bütün bunları yaparken zorlandık. "Çarpıcı" bir başlık arıyorduk, yazıyı "okutacak" bir şey. Gazetecilik jargonuyla söyleyecek olursak, "seksi" bir cümle. Memleketin zaten en çarpıcı olan gerçeğini herkesin görmesi ve üzerine konuşması gereken bir konuyu okunur, görünür kılmak için niçin bu kadar uğraştık?
Çünkü...

Hayat bayram olsa...
İnsanlar, gazetelerde ve televizyonlarda güzel insanlar görmek istiyor. Işıltılı, gülen insanlar... Tertemiz, pırıl pırıl şeyler görmek istiyor herkes. Neşeli şeyler duymak istiyorlar. Hep iyi şeylerden söz edilsin, öyle iç parçalayıcı konulara pek girilmesin istiyorlar.
Doğrusu ben de öyle istiyorum. Muhtemelen siz de öyle istiyorsunuz. Muhtemelen gazetenin yoksulluğun fotoğraflarının ve hikâyelerinin yer aldığı dizi sayfalarını geçmek eğilimindesiniz. Neden? Çünkü zaten zor bir hayatınız var, bir de böyle kötü şeyler okumak istemiyorsunuz. Olabilir. Belki kent yoksullarının "şehrin asalakları" olduğunu düşünenler var aranızda.
Hatta belki onların toptan şehirlerin dışına, bizim görmeyeceğimiz yerlere sürülmesinden tarafsınız. Ve hatta belki bu yoksulların, neo-liberal sistemin bir sonucu değil, sorunun kaynağı olduğunu düşünecek kadar tepetaklak bir mantıkla düşünüyorsunuz. Olabilir. Hatta siz belki şu soruları soruyorsunuz:
Niye köylerinde kalmadılar, niye bu kadar çok çocuk yapıyorlar, niye bu kadar pis görünüyor yaşadıkları mahalleler, niye evlerini bile boyamıyorlar?.. Belki sinirleniyorsunuz onlara. Ya da belki böyle düşünenler sevimsiz geliyor size, duyarsız geliyor. Ama böyle şeyleri birçok insan düşünüyor bu ülkede, bu basında.
Bu insanların "yok olmasını", "yok edilmesini" isteyenler bile var. Bir bölüm insan ise zaten konuyla ilgili hiçbir şey düşünmeden yoksulluğu ve yoksulları yok sayıyor. Yoksulluğu hiç bilmeyenler, görmeyenler, zengin olanlar, bu ülkenin azınlığı olmasına rağmen basına bakıldığında çoğunluk gibi görünüyor. Yoksul çoğunluk hep yok sayılıyor. Neden? Çünkü onlar tüketemedikleri için reklamların hedef kitlesi değil. Ve gazeteler reklam gelirleriyle ayakta duruyor.

Vara yok demek
Manas Destanı'nda, yüzyılların bilgisinden süzülüp gelen iki dize vardır. Çok severim:
"Vara yok deme/ Vara yok diyen yok olur"
Böyle dertli konular okumak istemeseniz bile, ideolojik olarak yoksulların yoksulluğu hak ettiğini düşünen tarafta olsanız bile, insanların zaten eşit olmaması gerektiğini düşünecek kadar sağda olsanız bile, yoksulluğu hiç değilse yanı başınızdaki bir gerçek olduğu için görmenizde yarar var.
Basının, biz okurlar için, tüketici olmayanların hikâyelerini de anlatması gerekiyor. Çünkü önümüzdeki yıllarda, artık bambaşka bir derinlik ve boyut kazanmış olan yoksulluk bu ülkedeki siyaseti de toplumsal dinamikleri de belirleyecek. Bugün de onlar belirliyor olup biteni.
Ogün Samast eğitimli, geleceği olan bir genç olsaydı Hrant'ı bu kadar kolay vurur muydu? İnsanlar bir kilo bulgura ihtiyaç duymasaydı sadakacı İslami organizasyonlara ve siyasetlere bu kadar bağlanır mıydı? Ekmek eşit dağıtılsa çalmak bu kadar yaygın olur muydu?
Yoksulluk, hiç yoksul olmasanız bile sizin de hayatınızı belirleyecek pek yakında. Bu yüzden işte orada ne olup bittiğini anlamak için çok geç kalmadan bakmalı varoşların içine, dibine...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Çankaya savaşları
TAYYİP Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmak istediğ...
Çetin ALTAN
'Ceset Gelin'
Hızlanan ve yaygınlaşan bir şeffaflaşma neden...
Melih AŞIK
Koruma ordusu...
Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğunda Koruma Müd...
Fikret BİLA
Baykal'dan iki yanıt
CHP lideri Deniz Baykal, son günlerde partisi...
Hasan CEMAL
Şiddete reklam yok!
Hiç kuşkusuz güzel bir slogan. Şiddet içeren,...
Güneri CIVAOĞLU
Çankaya'nın taşına bak
Özal ve Demirel, Çankaya'ya çıkma kararı alır...
Abbas GÜÇLÜ
Televizyon çocuklarımızı ne kadar etkiliyor?
Son intihar olayı, televizyonları yeniden hed...
Hurşit GÜNEŞ
Düzeltme mi, değişim mi?
Son iki haftadır uluslararası piyasalardaki d...
Nail GÜRELİ
AKP'nin değirmenine su taşıyanlar
Bunca zamandır uzak durduk, ama artık biz de ...
Sami KOHEN
Ortadoğu'da değişen dengeler
ORTADOĞU öteden beri siyasal dengelerin sürek...
Metin MÜNİR
Ne kadar az tekel, o kadar çok rakı
Geçen gün aldığım balığın temizlenmesini bekl...
Hasan PULUR
Fenerbahçe'ye yakışmayan...
HANİ insan bazen aynanın karşısına geçer, "Bu...
Meral TAMER
AKP iktidarında kadın istihdamı 8 puan geriledi
Avrupa Birliği'nin 1 Mayıs 2004 tarihli karar...
Ece TEMELKURAN
Sıfırın altında yaşayanlar
Dün Milliyet'te yoksullukla ilgili bir yazı d...
Osman ULAGAY
Fırtınalı denizde pusulasız yolculuk
Türkiye yakın tarihinin en derin ekonomik kri...
Güngör URAS
İstanbul sokaklarında yarım milyon işsiz dolaşıyor
Köyde kentte iş bulamayanlar, yaşamdan bunala...
M. Ali BİRAND
Soykırım savaşını kaybettik mi?
Ermeni Diasporası, her geçen gün biraz daha y...

© 2006 Milliyet