
Bizi bu havalar mahvetti
Futbolumuzdaki "kaosun" zirvesi Federasyon meselesi, çözüm için bir ipucu vermediğinden "iyi işleri" gündeme bile getirmiyor bazıları!Çünkü taraf olmaktan korkuyorlar.
Birincisi, bu memlekette doğru giden hangi işi söyleseniz adama "yalaka" rozeti takarlar.
Hem, yola çıkmış Ulusoy Federasyonu'nun yaptığı "faydalı" şeyleri dillendirip, yeni durumda yanlış pozisyonda kalmak da var!
Zaten felaket tellalı olmayanı okumuyorlar, dinlemiyorlar!
Olsun... Ben yazacağım, beğenen okusun.
"İyi işe" taraf olmaktan çekineceksem, bana da bu mesleğe de yazıklar olsun.
Kimsesiz çocuklar
Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarını kapsayan "Sevgi Çocukları futbol oynuyor" projesi, Siirt ve İstanbul Kartal merkezleriyle ilk adımlarını atıyor; biliyor musunuz?Hani sadece dayak ve tecavüz haberleriyle adını duyduğumuz Çocuk Esirgeme Kurumu. İşte o yurtlara halı saha yapıyor Federasyon. Siz ilgilenmeyin Haluk Ulusoy'un tasarrufu diye. Seneye Çocuk Esirgeme Kurumu takımlarının turnuvasından salya sümük döktürürsünüz.
Neyse, engelli futbol turnuvasını ucundan gördünüz. Erman Toroğlu, işin içine Genel Kurmay makamını da katan polemik çıkarmasaydı vakti zamanında; o da zordu ya.
Futbolcu gaziler
1. Ampute Futbol Şampiyonası Trabzon'da yapıldı... Çoğu gazi... Bu vatandaşlarımızın bulunması, teşvik edilmesi, kampı, forması, dış müsabakaları hangi emek ve paralara mal oldu bilinmese de vitrindeki güzellik mutlu etmeli hepimizi, değil mi?Kimse söyleyemiyor. Çünkü Ulusoy'un tasarrufu. Yarın Ulusoy giderse ve iktidar yeni bir başkanı görevlendirirse... Çekiniyorlar... İlişkileri güçleşir mi?
Bizi bu sisli puslu kaygan havalar mahvetti.
Yerli malı haftası
Bakalım futboldaki "yerli malı haftası" ne kadar sürecek?
"Skor yazarı olmamakla" övünen birçok üstat, maç sonuçlarına bakıp "yerli hoca"ları yeniden keşfetmiş olsa bile bizim cephedeki kalabalık, iyi bir netice.
96 ruhu ile birlikte, TC vatandaşı teknik direktörlerin zamanı geldiğini savunanlardan biri olarak, bu ilgi gözlerimi yaşartıyor benim.
Lakin yine endişeliyim.
Sezon başı "etiketli yabancı" şehvetinin hortlayacağı ihtimalinden değil...
Tam tersi.
Ya "A"dan "Z"ye uygulanırsa söylediklerimiz?
İster misiniz, büyük kulüplerimiz bizleri dinlesin ve komple yerli hocaları tercih etsin?..
Dilmen, Terim, Denizli
Fenerbahçe'ye Dilmen, Galatasaray'a Terim, Beşiktaş'a Denizli mesela.Ziya hoca, Samet hoca, Ertuğrul hoca, Aykut hoca, Güvenç hoca, Yılmaz hoca ve diğerleri hep birden süper lig takımlarının başında.
İşte o zaman yandık!
Bir nesil hocayı bir sezonda ıskartaya çıkarırız ve dönmeleri için on yıl daha bekleriz.
Çünkü içlerinden ancak bir tanesi yola devam edebilir... Şampiyon olan.
Yarısı, ilk yarının bitimini belki görebilir.
Sezon sonu hep beraber, dönmemek üzere Anadolu yollarına.
Böylesine adam harcama eksenli sistemsizlik sisteminde, aynı sezonda topyekun yerli hocalara görev vermek, bütün yumurtaları aynı sepete koyup kara kışta Ihlamur yokuşundan inmek gibi bir şeydir.
Yerli hoca talebimiz "doğru" ama sistem "eğri".
Alışmadık kafada şapka durmaz değil mi?
6 sıfır mı, 5 sıfır mı?
Galatasaray'da gündem; "iki Ersun Yanal arası bir Lippi teklifi".
Yanal ister zaten... Siz Lippi'yi getirin lütfen!
Getirin de dünyanın en iyi hocalarıyla bizim hocalar arasında hiçbir fark olmadığı iyice ortaya çıksın.
Neden mi?
Şayet Lippi, Ali Sami Yen'i görüp, kulübün mali durumunu öğrenip, emekliliğin eşiğindeki futbolculara karşın gelirse... Demek ki, gözümüzde büyüttüğümüz hocaların da gözü altı sıfırlı Euro çeklerinden başka bir şey görmüyormuş.
Bizimkiler hiç olmazsa beş sıfıra razı.
'Köpek' deyip geçme
Isparta'da düzenlenen halk koşusunda peşine takılan köpekten korkan milli atlet Mehmet Çağlayan, zaten önde götürdüğü yarışı açık ara birinci tamamlamış!
"Köpekler havladığı için atlar ölmez", "İki köpek kavga ederken üçüncü köpek kemiği kapıp kaçar" türünden tuhaf atasözleri yumurtlayan ve yeni atasözleri için sırasını bekleyen gelmiş geçmiş yabancı hocalara ithaf olunur.
Bu olaydan bir düstur çıkarsınlar...
Takımı yeteri kadar çalıştırıp motive edemiyorlarsa, kendilerini bir köpeğe kovalatsınlar.
Bir yönetici ve bir gazeteci
"Evet sayın okuyucular... Gün geçmiyor ki, yönetici tayfasından birileri abuklamasın"!..Reytingperest sunucu tiplemesiyle Şahan olsa böyle girerdi yazıya.
Konu hakikaten bir reyting hazinesi.
Hani şu Şansal Büyüka ile Erman Toroğlu'nun programına bağlanan Murat Özaydınlı meselesi.
Zaten izleyenleri üzmüş Fenerbahçe yöneticisinin tarzı. Bir de ben yorum yapıp üzmeyeyim.
Ama aklıma şu geldi:
Kulüp yöneticisi olmak aslında başkanlık veya Federasyon Başkanı olmak için adımlardan biri değil midir?
Futbol adamlığının tescili olarak kabul edilmez mi yöneticilik?
Peki bunca ünlü yönetici ve eski başkan bolluğunda neden Şansal Büyüka'ya teklif edilmektedir Federasyon Başkanı adaylığı?
O bir gazeteci. Televizyoncu... Mesleğinde çok başarılı da olsa, yüzlerce yönetici dururken neden Şansal Büyüka?..
Mesela bir kulüp yöneticisine gazetede sorumluluk verseler, çok alınırdım ben.
Veya Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanlığı'na aday gösterseler...
Ama bir gazeteciye götürülen başkan adaylığı teklifi makul görülebiliyor.
Sebebini Şansal Büyüka-Murat Özaydınlı diyalogunu dinleyenler çok iyi biliyor.
Bizim yöneticilerin var bir eksiği ya da fazlası.
Demek ki, yöneticilere de eğitim şart.
Fenerbahçe'nin 'iç' mihrakları
Fenerbahçe'nin Sivasspor maçına itirazı, "en Fenerbahçeli"nin bile içini ezdi.
Neden?..
Çünkü Şekip Mosturoğlu marifetiyle dile getirilen "kural hatası", tam anlamıyla bir "tatlı su kurnazlığıydı".
Kural "yanlış isim yazılınca maç tekrarlanır" diyorsa, o kurala da yazıklar olsun.
İkinci şık, gündemi değiştirmek ve yönetimi / hocayı istifaya davet eden tribün parçalarını "genel itaat"e eklemlemekse; yine de astarı yüzünden pahalıdır böyle çalımların.
Fenerbahçeliler'in, Fenerbahçe Yönetim Kurulu'na karşı yitirdiği güveni hesaplayın. Bir dahaki itirazın "ciddiye alınma katsayısı" düştü mü acaba?
Başkan Aziz Yıldırım, Antalya deplasmanından dönüşte yaşanan protestoları "Basının bir kısmı ile işbirlikçi dış mihraklara" dayandırdı ya...
O "dış mihraklar", "iç mihrakların" zaaflarıyla güç kazanıyor işte.
Çözüm, "ne olursa olsun yönetime arka çıkmak"tan önce bu tür kitlesel tapınmaların ne kadar istismara açık olduğunu tarih yazmaktadır- ne olursa olsun "makul ve mantıklı" olmasıdır yönetimin.
Tapınma bekleyenler, tapılacak durumda olmalı en azından.
eguven@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

