Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Mart 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kim Çankaya'ya çıkamaz?


CUMHURBAŞKANLIĞI anayasal bir mevkidir.
Ama cumhurbaşkanlığının bir de manevi yanı var. Yani konsensüs, yani uzlaşma yanı.
Ülke insanlarının çoğunluğu tarafından istenme, saygı duyulma ve cumhurbaşkanı olarak kabul edilme durumu.
Onun partisine oy vermeseniz bile o kişiye saygı duymanız, o kişiyi cumhurbaşkanı olarak kabul etmeniz, görmek istemeniz mümkündür.
Bugüne kadar Türkiye'de hep böyle oldu. Öyle kişiler cumhurbaşkanı seçildi ki, 70 milyon Türkiye vatandaşı bu kişiyi cumhurbaşkanı olarak tanıdı, saydı...
Buna konsensüs denildi.
Yani uzlaşma.
Uzlaşma pazarlıkla olmaz, uzlaşma gönüllerde olur.
* * *
BUGÜN Tayyip Erdoğan üzerinde bu uzlaşma var mı?
Yok.
Niye yok?
Çünkü Tayyip Erdoğan ordu, yargı, üniversiteler ve Cumhurbaşkanlığı ile çatışma içinde.
Öyleyse Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz.
Şeklen seçim hukuki olabilir ama, onun seçimi gönüllere uygun değildir.
Bakın işverenlerin kuruluşu TÜSİAD'ın Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ne diyor:
"Cumhurbaşkanlığı seçimleri toplumsal uzlaşmayla gerçekleşmeli. Bu, toplumsal huzur için gereklidir."
Bu ne demek?
Meclis çoğunluğu burada şeklidir, ona bakılıp bir seçim meşru addedilebilir.
Bu doğrudur.
Ama bu toplumsal huzuru getirir mi?
Ülkeye "huzur" getirir mi?
Arzuhan Doğan Yalçındağ bunu gazetecilere dün de tekrar etti.
Üstelik AKP milletin yüzde 27'sinin, oy verenlerin yüzde 34'ünün oyuyla iktidardadır. Bu da düşünülmeli.
Sonra Tayyip Erdoğan daha gençtir, alacağı yol vardır, edineceği tecrübe çoktur.
Öyleyse, bu kez, bu kritik dönemde herkesi kavrayacak, 72 milyonun tecrübesine saygı duyabileceği, dışta sözü dinlenir bir kişinin cumhurbaşkanı olması Türkiye'nin lehine olacaktır.
Halkın ekseriyetinin cumhurbaşkanı olarak görmek istediği daha belli değil ama, kimi istemediği belli değil mi?

ÖLÜMSÜZ SÖZLER
Kenan Evren için:
"Resmi bitirdi, haritaya başladı."
"Kürdistan" diyen ABD Dışişleri Bakanı Rice için:
Dervişin fikri neyse zikri odur.
Milli Eğitim Bakanı öğrencilere sordu:
"Öğretmeninizi seviyor musunuz?"
Öğrenciler "Evet" diye bağırırken bir küçük öğrencinin sesi yükseldi:
"Hayır."

DTP istismar ediyor
Kürt kökenliler kaç milyon olursa olsun Türklerle kardeştir. Türkiye 72 milyon kişiden müteşekkildir.
DTP siyaset yapmak için Kürt kökenli vatandaşları alet etmek istiyor, o kadar.
Ezilen yalnız Kürt kökenliler mi? Hayır. Anadolu'nun birçok yöresinde ekonomik ve siyasi bakımdan ezilenler var.
İşte bu yüzden 4 Kürt kökenliden 3'ü oyunu DTP'ye vermiyor, yani onlar istismarın farkında.
DTP adeta Apo ile Barzani arasında gidip geliyor. Bakalım nereye kadar?

BEKLİYORUZ
Evren ne demek istedi?
Kendimize mesele çıkarıp sonra bu meseleyi çözmek için zaman harcıyoruz.
Evren'in sözleri de öyle.
Paşa emekli olduktan sonra sustu sustu, 90 yaşında konuştu, başımıza iş açtı.
Bakın onun Türkiye'yi 8'e bölen sözleri ülkeyi 8'e bölmedi ama 2'ye böldü.
Kimi onun önerileri için, "Kimse kızmasın Evren'e, düşünsün", kimi ise, "Kenan Evren'in zırvaları" diyor.
Belki de en iltifatkâr sözü Abdullah Öcalan sarf etti: "Evren askeri bir dehadır."
Şimdi Sayın Kenan Evren'e düşen bir görev var:
Bir basın toplantısı yapıp sözlerine açıklık getirmek. Çünkü sözleri kendi içinde tutarlı değil.
Evren de sözlerinin "yanlış anlaşıldığını" söyledi.
Bunu, yani açıklamasını bütün basının önünde yapmalı. Yani ne demek istedi, anlatmalı.
Bölge valiliğini mi savunuyor, İspanya'daki gibi bölgeli devleti mi savunuyor, federatif sistem taraftarı mı, eyaletler sistemini mi istiyor, illere ve onların idari parçalarına yeni şekil mi öneriyor, açıkça anlaşılsın.
"Topyekûn intihara teşebbüs ediyoruz" dememek için bunu beklemek 72 milyonun hakkı.

TV'YE DİKKAT
Daha çok çocuk ölür
Şanlıurfa'da TV'de gördüğü intihar sahnesini canlandırırken ölen ilkokul öğrencisi Hatice olayı unutulmamalı.
TBMM Şiddeti Önleme Komisyonu Başkanı Halide İncekara, "Dizi filmlerde gösterilen intihar ve benzeri sahnelerin durdurulmasını" istedi.
TV'yi taklidin ölüm sonucu vermesi yeni mi oluyor? Hayır.
Yıllardır bütün dünyada benzer acı olaylar tekrar ediyor. Ve buna kesin çare bulunamıyor. Neden?
Belki de bulunmak istenmiyor.
Reyting her şeyden önce geliyor da ondan.
İngiltere'de bir tarihte yatılı bir okulda, 13-16 yaş grubu arasında yapılan bir araştırma ilginç sonuçlar vermiş. Çocuklar iki gruba ayrılarak, birinci gruba 15 gün süreyle yalnızca komik ve sosyal programlar izlettirilmiş. İkinci gruba ise bol şiddet içeren filmler, programlar gösterilmiş. Yapılan testler sonucunda, birinci grupta hoşgörü, tartışma, iletişim ve gülme düzeyi; ikinci grupta ise sözel ve fiziksel saldırganlık düzeyinin yüksek olduğu saptanmış.
İngiltere'de 2.5 yaşındaki James Bulger'i, 11 yaşındaki iki çocuğun şiddet filmlerinin etkisinde kalarak öldürdüğü meydana çıktı.
Norveç'te de 5 yaşındaki Silje Mavie Redergard adında bir kız çocuğu öldürüldü. Silje'nin TV'den etkilenen 6 yaşındaki arkadaşları tarafından taşlandığı, dövüldüğü ve kar üstünde ölüme terk edildiği anlaşıldı.
Hukukçulara göre, 5 yaşındaki bir çocuk ekranlarda bu tür programları seyrederek 15 yaşına geldiğinde 18 bin cinsel taciz, saldırı, kavga ve işkence yolu öğrenmiş oluyor.
Unutmayalım, "Medya silahtır, bu silahın iyiye kullanılması lazım."

dheper@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
'Çocuğum kitap okumuyor'
EVİNDE kütüphane bulunan ailelerden bile yakı...
Çetin ALTAN
Turşucu, manav ve çiçekçi vitrinleri; nutukçu kürsülerinden daha renkli
Makam sahipliği, meslek sahipliğine ağır bast...
Melih AŞIK
Ekşi'nin endişesi
Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi Çankaya sorunun...
Fikret BİLA
TÜSİAD'ın Ankara çıkarması
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve yön...
Hasan CEMAL
Tehlike ve uyarı!
Ekonomik kriz ister misiniz? Borsanın tepetak...
Güneri CIVAOĞLU
Protokol yolu
Cumhuriyet tarihinde Meclis'te yeterince oyu ...
Can Dündar
Bizim kadınlarımız
Bizim kuşak erkeklerinin genelde problemli b...
Hurşit GÜNEŞ
Cinsel eşitlik
Kadın hakları kavramıyla anlaşılması gereken,...
Doğan HEPER
Kim Çankaya'ya çıkamaz?
CUMHURBAŞKANLIĞI anayasal bir mevkidir.
Semih İDİZ
Ermeni tasarısı görüşümü revize ediyorum
"Bu kez kesin geçer" diye düşündüğüm, ABD Tem...
Sami KOHEN
Kamuoyu neden böyle?..
BBC'nin GlobeScan adlı araştırma kurumu aracı...
Hasan PULUR
Turancılık, Ziya Gökalp
GEÇEN gün biri "Türkçülük, ırkçılık, Turancıl...
Derya SAZAK
Kadın ve temsil
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kız çocu...
Meral TAMER
AB'nin oyuncağını elinden aldık
Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu, Tür...
Ece TEMELKURAN
'Küçük' Gültepe direnişi!
"Din dersi alıyorum Şadi'den. O beni hacı yap...
Yaman TÖRÜNER
Erzurum
1973 yılıydı. Merkez Bankası Müfettiş Yardımc...
Güngör URAS
Tekstilciler inşaatçı oldu (ve de oluyor)
Zorlu grubu Zincirlikuyu'da üzerinde Karayoll...
Serpil YILMAZ
Siyasetin arka bahçesi: Kadınlar
Bu yıl kutlanan Dünya Kadınlar Günü, 8 Mart e...
M. Ali BİRAND
Erdoğan'a önemli bir mesaj var...
TÜSİAD'ın geçen haftaki açıklaması son derece...

© 2006 Milliyet