Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Mart 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Devrimci Çingenelerin Sonuncusu
'Küçük' Gültepe direnişi!

Çingeneler, yeni yapılan apartmanlardan toplanan imzalarla gönderilmek istenseler de çöpten evlerini bırakmak istemiyorlar. Sona kalan sekiz ev ve çadırla kapatılmış iki araba (!) kanlarının son damlasına direnmeye karar veriyor

Öteki şehrin insanları - 3
Ece Temelkuran
FOTOĞRAFLAR: Yurttaş Tümer

"Din dersi alıyorum Şadi'den. O beni hacı yapacak, ben de onu devrimci." Solcu Çeribaşı Cemil Bey son yıkımdan kalan 8 teneke evin ve önceki gece toplanmış kâğıt, plastik yığınının arasından geçip "Tıh tıh! Kim o?" yazan evin kapısından girer girmez böyle söylüyor, çember sakallı Şadi Bey'i göstererek gözüyle. Şadi Bey, sitayişle elimi sıkıp yazılarımı okuduğunu söyleyen cüppeli, çok düzgün bir Türkçe konuşan, Gaziosman Paşa Mahallesi'nin muhafazakâr Müslüman çingenelerinden! Beraber geçiyoruz sokağın karşısındaki duvarda kırmızı sprey boyayla, Çingeneliğin neşeli efkârıyla yazılmış o sloganın önünden:
"Karaoğlan Romanlar seni unutmayacak!"
Şadi Bey o sırada bana Akit gazetesi aboneliğinden neden vazgeçtiğini anlatıyor:
"Bizim gibi yoksulları umursuyor gibi yapıyorlardı başlangıçta. Sonra anladım ki aslı yok."
Belki de Cemil Bey, Şadi Efendi'yi hakikaten "devrimci" yapıyor, zira iki mahalle Çingeneleri arasında biz gittikten sonra yapılacak müzakereler sonucunda bir ortak direniş planı örgütleniyor.
Resmi adı Sarıgöl ve fakat asıl adı Şen Mahalle olan, 1500 ev bulunan bölgenin yapılacak spastik çocuklar merkezi yüzünden yıkılacağını anlatıyor Şadi Bey:
"Hap, hırsızlık, esrar var diyorlar. Her hırsızlık yapılan mahalleyi kaldırsalar Türkiye'de ev kalmaz."

Hapın yeni merkezi
Ama yine de İstanbul'daki bütün taksi şoförlerinin "hapın-esrarın yeni merkezi" olarak gösterdikleri yerin Şen Mahalle olduğunu biliyor Şadi Bey ve fakat bunun üzerine insani bir matematik hesap yapıyor:
"Diyelim ki bazıları yapıyor. Ev başı beş kişi yaşıyor desen, 5000 insanı sen nasıl... Hem siz daha iyi bilirsiniz, cezanın kişiselliği ilkesi vardır."
Böyle tuhaf, neredeyse entelektüel bir muhabbet arasında işte, bahçesinde köpükten yapılmış "yılbaşı kaktüsü" duran çeribaşı Cemil Bey'in evinde, sobanın üzerinde gevşeye gevşeye kaynıyor patatesler. Hızlı bir haberleşmeyle kadınlı erkekli, dertli ve fakat aynı anda pek neşeli bir topluluk oluşuyor evin içinde. Duvarda büyük boy, camlı çerçeveli halde Yılmaz Güney, yanında yaldızlı Arapça harflerle bir ayet.
Ortada dolandırılan bir yeni bebek ve hikâyeyi bilmezseniz asla takip edemeyeceğiniz bir toplu sohbet. Bilhassa kadınların giderek seslerinin yükseldiği "aşırı demokratik" ortamda konuşulanları, sahada aynı anda on beş topla oynanan bir maç izliyor gibi dinliyor insan:

'Kovuş değil o fuhuş, fuhuş!'
"Polisin ağzının ortasına bir vurmuşum. Diyor ki bana, 'Bacım, hiç direnme! Tozerler gelecek cumbur diye kafana inecek evin.' Yıktırmam kardeşim!"
"Adam diyor ki, 'kovuş' yapılıyormuş burada. Biz kâğıt toplayan insanlarız çok affedersin."
"Kovuş değil o be! Fuhuş fuhuş!"
"Mehmet Bakkal da dedi, 'Dürdane direnme artık' dedi. Dedim ki gelsinler o zaman yakarım evi. Yaktım da o gün zaten, de mi Cemil Abi?"
"Cevahirlere sattılar ya buraları, adamlar sabah işe giderken görmek istemiyor tabii bizi."
"Belediye Başkanı, 'Ucuz araziye gidin, gecekondu yapın' diyor. Belediye Başkanı bir insana bunu der mi?"
"O bebek öldü ya o gün donarak, sonra böyle oldu bu iş."
"Diyor ki AKP'li başkan, 'Para sızdırmak için bebeği söylüyorlar'. Ben AİHM'ye dava açtım çok affedersin. Ben her zaman devrimci mücadelemi veriyorum. İsveç Konsolosluğu olsun, Bilgi Üniversitesi olsun, Avrupa Çingene Derneği olsun, hepsiyle irtibatımız var çok şükür."
"Gelsin, basını da çağıralım, özür dilesin, ben geri çekeceğim o davayı."
"Baştaki gibi direnseydik, işte o zaman böyle olmayacaktı."
"Daha önceleri ne biçimdik ama, hep birlikte çıkınca sokağa... De mi Cemil Abi?"
Cep telefonuna kaydedilmiş bir canlı yayın görüntüsü ve inanılmaz karmaşık bir gürültü eşliğinde hikâye giderek berraklaşıyor. Çöpten evlerini Çingeneler, yeni yapılan apartmanlardan durmadan toplanan imzalarla gönderilmek istenseler de şehrin görünmeyecekleri bir bölgesine bırakmak istemiyorlar. Kentsel dönüşüm planının "kibar" tablosunda bu fazla renkli resme bir yer bulunamıyor. Sona kalan sekiz ev ve çadırla kapatılmış iki araba (!) kanlarının son damlasına direnmeye karar veriyor. Açık televizyonda bir müzik kanalında "Kıyamet Serisi" adlı bir CD setinin reklamları dönüyor: Kader ve Tevve, Cennet Hayatı, Ahir Zaman Alametleri...

Karar: Direneceğiz!
O sırada mahallede son altı aydır çalışmaya başlayan Halkevleri'nin sorumlusu Recep Çoban, araya girip tek tek "faşistlerin" ismini vererek lafı kesen çeribaşı Cemil Bey'e rağmen esas hikâyeyi anlatıyor:
"Menderes zamanında Romanlara verildi bu bölge. Özal tapu tahsislerini verdi. Dolayısıyla belediye doğrudan yıkım yapamaz. Yer göstermek zorunda. Oysa insanlar yerlerinden edilmek yerine oldukları yerde kente uydurulmalı. Mesela SHP zamanında bu evler yeniden yapılmıştı."
Orta yaşlı Dürdane, örtüsünü şöyle bir devşirip yıkım karşıtı vaziyet alıp engellenemez bir biçimde giriyor lafa:
"İşte o zaman çok şahaneydi, de mi Cemil Abi? Süper ev yapmıştık kendimize."
Burada "süperden" kastın sadece işin içine betonun dahil olmuş olduğu.
Hikâye devam ediyor:
"Sonra AKP'li belediye geçen yıl yıkım tebligatı yaptı. Karşıdaki arazi Cevahir Holding'e satıldı, iş kuleleri yapılacak. İlk direnişte belediyeye 80 kişi gidildi, belediye geri adım attı. Temaslar sürerken bir sabah altıda yıkım ekibi geldi, çevik kuvvetle beraber. Mahalleye barikat kuruldu, polis giremedi. Gaz bombalarıyla mahalleyi boşaltmaya çalıştılar. İnsanlar evlerini vermemek için yaktılar."
Dürdane yine araya giriyor:
"O zaman bizim Süheyla'nın kızı delirdi işte. 11 yaşında şimdi, Bakırköy'de yatıyor. Ne ses duysa 'Yıkımcılar geliyor' diye saklanıyormuş masaların altına. Sıyırdı çocuk kafayı."

'Çingeneyiz diye çocuklarımız ölsün mü yani?'
Cemil Bey Dürdane'yi sakinleştirdikten sonra hikâyenin devamı şöyle:
"Bu kez tek tek ikna yoluna gitti belediye. Ufak tefek paralar verilerek buradaki çoğunluğu direnişten kopardı. Parayı alan ya harcadı ya da... Belediye Alibeyköy'de yapılan deprem konutlarını gösteriyor, ama bu insanlar kâğıt ve plastik toplayarak yaşıyorlar; apartman dairesinde yaşayamazlar. Kemerburgaz'da gösterilen çöplük bölgesinde hiç yaşayamazlar. Su, elektrik yok orada. Bu onları açlıktan ve oradaki çöplüğün yaydığı hastalıktan öldürmek anlamına gelir. Geriye kalanlar bu insanlar, 8-10 ev. 8-10 milyara ikna etmeye çalışıyorlar."
İşte o zaman çeribaşı Cemil sinirleniyor, yaşadığı hikâyeyi dinledikçe giderek daha da fazla:
"Yeni kuşak bozdu burayı. Faşizm, eroincilik ağır bastı. Parayı alan gitti. Hepimiz yoksuluz bu mahallede, nereye gidiyorsun? Ama en çok şu bebek olayı... Bebek donarak ölmüş, başkan diyor ki para sızdırıyorlar. Biz en çok ona bozulduk işte."
Dönüp dolaşıp laf, bir hafta önce bir sabah buz keserek ölmüş bebeğe geliyor. Neşe, öfke ve heyecanla konuşan yüzler saygıyla öne eğiliyor her seferinde; meşhur Roman neşesinden eser kalmıyor gözlerde:
"Çingeneyiz diye çocuklarımız mı ölsün yani?"
Sonra işte Cemil ile Şadi beyler olduğu halde çıkıyoruz dışarı ve elbette buz gibi soğukta işveli, şıpıdık, çamurlu kadın terlikleri. Ölen bebeğin annesini gösteriyorlar, en fazla 15 yaşında, yüzü acıdan zift. Bir kamyonun, bir leğenin, köpüklerin içinde elleri, hayatı yıkar gibi yıkıyor kamyonun içinden çıkan 18 kişinin içtiği çayın bardaklarını. Bacakları incecik, ihtiyar bir kadın çıkıyor en son. Gözlerinin etrafı akıl almaz siyah boyalı ve hepsinde yoksulluğun kara, eksik dişleri. Kâğıt toplayıcılarının başı Cemil Bey işte o sırada, son derece kıranta bir hareketle çıkarıyor iç cebinden kartvizitini, "Ziyaret edin" diyor, "Buyurun internet sitemizin adresi! Ayrıyetten radyomuzu da dinleyebilirsiniz."
www.cingeneyiz.com.tr
Ziyaret edin ve görün nasıl büyük bir nezaketle karşılıyorlar aslında şehrin dışına kovulmayı. Nasıl sessizce seviyorlar silinen bir direnişi yeniden ayaklandıran donarak ölmüş bir bebeği...

YARIN
Kürtlerin sürgün mahallesi: Tarlabaşı

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
'Çocuğum kitap okumuyor'
EVİNDE kütüphane bulunan ailelerden bile yakı...
Çetin ALTAN
Turşucu, manav ve çiçekçi vitrinleri; nutukçu kürsülerinden daha renkli
Makam sahipliği, meslek sahipliğine ağır bast...
Melih AŞIK
Ekşi'nin endişesi
Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi Çankaya sorunun...
Fikret BİLA
TÜSİAD'ın Ankara çıkarması
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve yön...
Hasan CEMAL
Tehlike ve uyarı!
Ekonomik kriz ister misiniz? Borsanın tepetak...
Güneri CIVAOĞLU
Protokol yolu
Cumhuriyet tarihinde Meclis'te yeterince oyu ...
Can Dündar
Bizim kadınlarımız
Bizim kuşak erkeklerinin genelde problemli b...
Hurşit GÜNEŞ
Cinsel eşitlik
Kadın hakları kavramıyla anlaşılması gereken,...
Doğan HEPER
Kim Çankaya'ya çıkamaz?
CUMHURBAŞKANLIĞI anayasal bir mevkidir.
Semih İDİZ
Ermeni tasarısı görüşümü revize ediyorum
"Bu kez kesin geçer" diye düşündüğüm, ABD Tem...
Sami KOHEN
Kamuoyu neden böyle?..
BBC'nin GlobeScan adlı araştırma kurumu aracı...
Hasan PULUR
Turancılık, Ziya Gökalp
GEÇEN gün biri "Türkçülük, ırkçılık, Turancıl...
Derya SAZAK
Kadın ve temsil
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kız çocu...
Meral TAMER
AB'nin oyuncağını elinden aldık
Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu, Tür...
Ece TEMELKURAN
'Küçük' Gültepe direnişi!
"Din dersi alıyorum Şadi'den. O beni hacı yap...
Yaman TÖRÜNER
Erzurum
1973 yılıydı. Merkez Bankası Müfettiş Yardımc...
Güngör URAS
Tekstilciler inşaatçı oldu (ve de oluyor)
Zorlu grubu Zincirlikuyu'da üzerinde Karayoll...
Serpil YILMAZ
Siyasetin arka bahçesi: Kadınlar
Bu yıl kutlanan Dünya Kadınlar Günü, 8 Mart e...
M. Ali BİRAND
Erdoğan'a önemli bir mesaj var...
TÜSİAD'ın geçen haftaki açıklaması son derece...

© 2006 Milliyet