Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Mart 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Erzurum


1973 yılıydı. Merkez Bankası Müfettiş Yardımcısı olarak, bankanın Erzurum Şubesi teftişine gönderildim. Tabii, bir üstat müfettişle birlikte. Gitmeden önce, Teftiş Kurulu Başkanımız Dündar Bey'e orada nerede kalabileceğimi sordum. Başkan'a "bıyıklı" derdik. Bıyıklı, "Otel Temelli'de kalırsın" dedi. Yıllar önce orada kalmıştı. Neyse ki şubede lojman vardı.
Anlatılana göre, bizden önceki dönemin Ziraat Bankası müfettişleri, geldikleri ilk gün yanlışlıkla Ziraat Bankası yerine Yapı Kredi Bankası'na gitmişler ve şubenin kasasına girip sayım yapmışlar. Yapı Kredi Şubesi yetkilileri, müfettişlerden çekindikleri için, hüviyet bile sormamışlar. Müfettişler sayımı bitirip şubeden çıkınca "leylek" amblemiyle karşılaşmışlar.
O zamanlar Erzurum bir erkek şehriydi. Üniversite oldukça yeni sayılırdı. Üniversite lokantalarında bayana rastlamak olağandı ama akşam üstleri Cumhuriyet Caddesi'nde yürürseniz, hiç bayanın olmadığı, tur atan bir erkek ordusuyla karşılaşırdınız.

Çuvallarda insanlar
Kadınlar, "ihram" denilen, çuval rengi ve her taraflarını kapatan çarşaflar içinde dolaşırlardı. Kadınlar sokaklarda yürümezler, gidecekleri yere koşar adım giderlerdi. İlk geldiğim günlerden biriydi. "Ortadoğu'nun ve Balkanlar'ın En Büyük Kitap Sarayı" tabelasının bulunduğu kitapçının yan sokağında, kaldırıma atılmış iki çuval gördüm. İçlerinde ne olduğunu anlamak için ayağımla dokundum. Çuvallar hareket edince, içlerinde insan olduğunu anladım.
O yıl ramazan ayı, yaza rastlamıştı. Ramazan boyunca, şehirde öğle yemeği yemek neredeyse olanaksızdı. Lokantalar, yemek vermediklerini göstermek için sandalyeleri masaların üzerine koyarlardı. Akşam açılan birkaç içkili yer, dışarıdan bakılırca görülemez biçimde tecrit edilmişti.
Oruç tutamıyorduk. Bu nedenle, Orduevi'nin lokantasından faydalanabilme olanaklarını araştırdık. Orduevi Müdürü olan subay, bize kart verebileceğini ancak saçlarımızı kısaltmamız gerektiğini söyledi. Orduevi'nde yemek yemek uğruna saçlarımı kısalttım. Bu kez de, Orduevi girişine bir tabela konulmuştu. Üzerinde, "Acayip favorili ve bıyıklı olanlar giremez" yazıyordu. Anlaşılan, tabela bizim için yazılmıştı. Favorileri de kısalttık.

Perma Sharp ile Mermerşahi...
Üstadım İlhan Bey'le birlikte gece 10'a kadar çalışır, yatmadan önce İstasyon çeşmesine kadar yürüyüp geri dönerdik. Üstat, bizden önceki bir müfettişin İstasyon Müdürü'nün kızına âşık olduğunu anlatmıştı. O da her gece İstasyon'a bu nedenle yürürmüş. Şubemiz Müdürü, bizi ailesiyle tanıştırırken, "Benim kız, benim oğlan, benim İstanbul'daki velet (bu oğlunu pek sevmiyordu anlaşılan), bizim! Hanım" demişti.
Şube Muhasebecisi "c" harflerini "z" olarak telaffuz ediyordu. Üstat, onun adını "Dereze" taktı. Muhasebe servisine giden çaylar götürülürken, bizim çalıştığımız odanın kapısının önünden geçilirdi. Dikkat ettim, her seferinde oraya 30 civarında çay gidiyordu. Oysa çalışan sayısı 4-5 kişiydi. Gördüm ki, çayları soğumasın diye ters çevirmişler ve adam başı 5-6 çay almışlardı. Erzurumlu çay içmeyi çok seviyordu.
Bir gün üstat, odacılardan birinden "Perma Sharp" marka bir jilet bıçağı almasını istedi. Odacı saatler sonra elinde bir bez parçasıyla geri geldi. Bu nedir deyince, "Mermerşahi" dedi. "Perma Sharp"ı bilmediği için "Mermerşahi" olarak anlamıştı.
Erzurum Müzesi, bir harikaydı. En çok dikkatimi çeken parça, uzaylı elbisesi giymiş yaklaşık 20 santim boyundaki, antik bir adam heykeli olmuştu.
Erzurumluların bir sözünü hep hatırlarım: "İstanbul neçi, Erzurum yayla".

ytoruner@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
'Çocuğum kitap okumuyor'
EVİNDE kütüphane bulunan ailelerden bile yakı...
Çetin ALTAN
Turşucu, manav ve çiçekçi vitrinleri; nutukçu kürsülerinden daha renkli
Makam sahipliği, meslek sahipliğine ağır bast...
Melih AŞIK
Ekşi'nin endişesi
Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi Çankaya sorunun...
Fikret BİLA
TÜSİAD'ın Ankara çıkarması
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve yön...
Hasan CEMAL
Tehlike ve uyarı!
Ekonomik kriz ister misiniz? Borsanın tepetak...
Güneri CIVAOĞLU
Protokol yolu
Cumhuriyet tarihinde Meclis'te yeterince oyu ...
Can Dündar
Bizim kadınlarımız
Bizim kuşak erkeklerinin genelde problemli b...
Hurşit GÜNEŞ
Cinsel eşitlik
Kadın hakları kavramıyla anlaşılması gereken,...
Doğan HEPER
Kim Çankaya'ya çıkamaz?
CUMHURBAŞKANLIĞI anayasal bir mevkidir.
Semih İDİZ
Ermeni tasarısı görüşümü revize ediyorum
"Bu kez kesin geçer" diye düşündüğüm, ABD Tem...
Sami KOHEN
Kamuoyu neden böyle?..
BBC'nin GlobeScan adlı araştırma kurumu aracı...
Hasan PULUR
Turancılık, Ziya Gökalp
GEÇEN gün biri "Türkçülük, ırkçılık, Turancıl...
Derya SAZAK
Kadın ve temsil
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kız çocu...
Meral TAMER
AB'nin oyuncağını elinden aldık
Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu, Tür...
Ece TEMELKURAN
'Küçük' Gültepe direnişi!
"Din dersi alıyorum Şadi'den. O beni hacı yap...
Yaman TÖRÜNER
Erzurum
1973 yılıydı. Merkez Bankası Müfettiş Yardımc...
Güngör URAS
Tekstilciler inşaatçı oldu (ve de oluyor)
Zorlu grubu Zincirlikuyu'da üzerinde Karayoll...
Serpil YILMAZ
Siyasetin arka bahçesi: Kadınlar
Bu yıl kutlanan Dünya Kadınlar Günü, 8 Mart e...
M. Ali BİRAND
Erdoğan'a önemli bir mesaj var...
TÜSİAD'ın geçen haftaki açıklaması son derece...

© 2006 Milliyet