|
 |
|
|
Gazeteci listesi
Genelkurmay'a ait olduğu iddia edilen bir "gazeteciler listesi" tartışılıyor. Konuya Demirel ile gireyim... 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ilk saatleri... Gün boyu dönemin başbakanı Demirel'le telefonda konuşmuştuk.
Genelkurmay'a ait olduğu iddia edilen bir "gazeteciler listesi" tartışılıyor. Konuya Demirel ile gireyim... 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ilk saatleri... Gün boyu dönemin Başbakanı Demirel'le telefonda konuşmuştuk. Son kez konuşurken telefon hatları kesildi. Bakın neler söylüyordu:
"Müdahaleyi yapanlar için bir şey demem. Neden diye sorarsan cevabım şudur: Çünkü Türkiye'nin ve benim başka ordumuz yok. Onu yıpratacak tek kelimem olmaz. Vatan millet sağ olsun..."
Kendisini ikinci kez başbakanlıktan indiren asker için yüreğinde fırtınalar kopmasına karşın Demirel'in bu söylemi, "Asker ocağına karşı duyarlı olmamız gereğine" bir örnektir.
Herkes o duyarlılığı paylaşmalı.
Bu bağlamda listede benim adımın "sakıncalı olmayan gazeteciler" arasında yer alması -açıkça yazıyorum- gerçek duruşumu ortaya koyuyor.
40 yılı aşkın gazetecilik yaşamım boyunca askeri yıpratacak tavırlardan, ortalık sakinleştiğinde tatlı su kahramanlık gösterilerinden hep uzak durdum.
Ancak... Bu "özen", bir diğer büyük değer olan "demokrasiye duyarlılık" ve "demokrasiyi savunmak" ile çelişen "duruşlar" değildir.
Tam tersine... Onlar, Atatürk Türkiye'sinin bir bütünü oluşturan değerleri arasındadır.
ANDIÇ GAZETECİLER
Andıçlarla gazeteci mönüleri düzenlemek çok talihsiz bir uygulama.
Tıpkı bir mönü gibi; "istenmeyen tuzlular", gene de idare eder kategorisinden "ara sıcaklar" ve lezzetine doyum olmaz "tatlılar" diye gazeteci listeleri oluşturmak.
Gazeteci listeleri, demokrasinin adabına uymaz, mide bozar.
Genelkurmay etkinliklerine böyle listelerle gazeteci çağırmak, medya üzerinde bir tür "dolaylı baskı" anlamına da gelir. Sakıncalıdır.
Öte yandan bu listenin yapılması kadar, sızması da vahim.
Türkiye'nin güvenliğini üstlenen TSK'nın sırları böyle ortaya dökülüp saçılırsa, yarınlarda kozmik savunma sırlarının da korunamayacağı kuşkuları oluşur.
Sadece TSK mı?
Gerçi böyle listeler sızmış ya da sızdırılmış değil ama başka kurumlarda da "gazeteci sicilleri" tutulduğu hissediliyor. Sözgelişi...
Başbakan Erdoğan'ın özel uçağına gazeteci davetleri için gazetem Milliyet araştırmalar yapıp yayımlıyor. Bu da "sivil andıç mı?"
HAKSIZ REKABET
1980'li yıllardı.
Güneş gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni'ydim.
7. Cumhurbaşkanı Evren, o zaman Milliyet'in başyazarı olan Mehmet Barlas'la, onun evine gidecek kadar iyi dosttu.
Barlas'a sık sık konuşuyor ve o konuşmalar Milliyet'te manşet oluyordu.
Diğer gazetelerin yöneticileri, başyazarları bu olanaktan yoksundu.
Evren Paşa'nın basın danışmanı olan dostum Ali Baransel'e telefon açtım.
Ona, "Bu bir haksız rekabettir. Kamuoyu hizmeti yapmakla beraber sonuçta Milliyet ve diğer gazetelerin hepsi birer A. Ş. Yani ticari kuruluşlar.
Onlardan sadece birinin Çankaya kaynaklı haberlerle donatılması, diğerlerine karşı haksız rekabet oluyor. Cumhurbaşkanı tarafsızlık statüsüyle örtüşmüyor" dedim.
Birkaç saat sonra Baransel telefon açtı.
"Sayın Cumhurbaşkanım, 'Cıvaoğlu haklı' dedi. Seni arife günü akşamüstü 5'te Florya Köşkü'nde bekliyor" dedi.
Arife günü oradaydım.
Kenan Paşa, beni gayet iyi karşıladı ama "haksız rekabet" konusunu açmadı.
Ve Türkiye siyaset tarihinde büyük dönüşüm başlatacak bir açıklama yaptı:
"Demirel ve diğer yasaklıların siyasete dönmeleri ve seçilmeleri için referanduma gitmenin yolunu açacak Anayasa değişikliği yapılsın. Halkın çoğunluğu EVET derse, dönerler. Ben de söz veriyorum, bu referandum boyunca ne olumlu, ne olumsuz ağzımı açmayacağım. Tarafsız kalacağım."
Ertesi sabah, bu söylem gazetede sürmanşetti. Yer yerinden oynadı.
Demirel'in ve diğerlerinin siyasete dönüş yolu böyle açıldı.
Bu olayı aradan yıllar geçtikten sonra geride kalan yaz Ali Şen'in Bodrum'daki evinde 7. Cumhurbaşkanı Evren ve sevgili Mehmet Barlas'ın da bulunduğu masada konuştuk.
Mehmet'in yorumu "Ne demagoji yapmışsın" oldu.
Gülüştük.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|