|
 |
|
|
Benim için ne kadar değer yarattın?
Batı'da sadece ülkeler değil büyük halka açık şirketler de demokrasidir. Genel kurullar genel seçimleri andırır. İşler iyi gitmiyorsa hisse fiyatı düşer. Dağıtılan kâr azalırsa yönetim kurulu başkanı ve CEO'nun (genel müdürün) yerinde durması çok zordur. Hatta imkânsızdır.
Batı'da performans neredeyse tamamen hisse senedi veya dağıtılan kârla ölçülüyor. Hatta, tek başına hisse senedinin performansı kârdan bile önemlidir.
"Benim için ne kadar değer yarattın?" Hissedarların bundan başka sloganı yok gibi.
Ülkelerde siyasilerin kaderi ekonominin gidişatına bağlıdır. Deutsche Bank tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye'de iktisadi kriz yıllarında yapılan seçimlerde hükümetler hep iktidarı kaybetti.
Şirket yöneticilerinin işi bir anlamda politikacılarınkinden de zor. Genel seçimler dört veya beş yılda bir yapılır. Genel kurullar her yıl. Ayrıca her üç ayda bir de bilanço yayımlama zorunluğu var.
Ufaklar bile...
Batı Avrupa'da ve Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) ufak hisse bloklarına sahip kurumlar veya kişiler bile yönetim değişikliğine yol açacak kazan kaldırmaları başlatacak güce sahiptir.
"Ne kadar ufak?" diye soracak olursanız size dünyanın en büyük bankalarından biri olan ABN AMRO'yu (Hollanda) örnek vereceğim.
Londra merkezli Çocuk Yatırım Fonu'nun (TCI) ABN AMRO'da yüzde 1 hissesi var. Bu fon kısa bir süre önce banka yönetimine mektup yollayarak bankanın satılması dahil bazı konuları genel kurulun nisanda yapılacak genel gündeme almasını talep etti.
ABN AMRO global oyuncular arasına girmek için son yıllarda genişleme politikası uyguluyor. Halen Türkiye dahil 50 ülkede faaliyet içinde. Genişleme, paraların hissedarlar yerine banka satın alımlarına gitmesi anlamına geldiğinden, gittikçe daha az popüler bir strateji haline geldi.
Açıklık ve azınlık
Bundan dolayıdır ki Çocuk Yatırım Fonu'nun çıkışı başka hissedarları da memnun etti. Economist'in yazdığına göre, Citigroup ile bazı büyük İngiliz ve İspanyol bankaları ABN AMRO'ya alıcı gözüyle bakmaya başladı bile.
Bizde halka açık şirketler demokrasi değildir, çünkü Batılı anlamda halka açık değildir. Batı'da ailelerin işlem gören şirketlerde hisseleri çok azdır (eğer kalmışsa).
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda yüzde 100'ü veya yüzde 100'e yakın bölümü borsada işlem gören bir tek şirket yoktur. Halka açıklık oran yüzde 25 civarındadır. Geriye kalan hisseler ailelerin elindedir.
Azınlık haklarına saygı azdır ve yaygın değildir. Aynen siyasi arenada olduğu gibi.
Ülkelerin demokratikleşmesiyle şirketlerin demokratikleşmesi el ele gidiyor olabilir mi? Bilmek ilginç olurdu.
mmunir@milliyet.com.tr
|
|
|

|