
Bakan Şahin isterse...
Dopingle mücadele yasa tasarısı üç yıl tozlu raflarda bekledikten sonra tartışmaya açılmadan, uzman görüşleri alınmadan, adeta bir oldu bitti ile meclis komisyonunda kabul edilip genel kurula sevk edildi.
Ancak uygulama aşamasında ciddi sıkıntılar yaşanacağı kuşkusuz.
Yasanın teorik olarak Dünya Anti Doping Ajansı ve Avrupa Konseyi talimatlarıyla örtüşmesi gerekliliği bir yana, "Yönetim Kurulu'nun görev ve yetkileri" ile "TADA'nın gelirleri" başlıklı maddeleri, dikkat çekici.
TADA yönetiminin Gençlik ve Spor Genel Müdürü, TMOK Başkanı, Türkiye Paralimpik Komitesi Başkanı, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı'nın belirleyeceği akademik kariyeri bulunan bir hukukçu tarafından oluşması, buna karşın tıp alanında kariyer sahibi sadece bir tek üyeye yer verilmesi bile yasayı sorgulamak için yeterli gerekçe.
Genel müdürün, TMOK ve paralimpik komite başkanlarının böyle bir kurulda ne işi var?
Çoğunluğu konusunda uzman, akademik kariyere sahip tıp doktorlarından oluşması gereken TADA, bu şekliyle amacına nasıl hizmet edebilir?
Bir de kurulun gelirleriyle ilgili hükme bakın;
"Spor federasyonu başkanlıklarının bir yıl önceki bütçesinin yüzde biri..."
Ne var bunda demeyin.
TBMM komisyonunda "GSGM'ye bağlı özerk federasyonlar" kapsamına daha önce gündemde olmamasına karşın apar topar Futbol Federasyonu da eklenince, kafamızdaki "neden" sorusu yanıtını buldu!
Çünkü futbol dışındaki 50 özerk federasyondan aktarılacak para yıllık 500 bin YTL'yi geçmeyecek.
Ama geçen yılki bütçesi 130 milyon dolar olan Futbol federasyonu tek başına bu kurula 1.3 milyon dolar, yaklaşık 2 milyon YTL'lik kaynak yaratacak.
Doping kontrolleri için yılda yaklaşık 300 bin YTL harcayan futbol, yasayla bunun 6 katı bir para ödemek zorunda kalacak.
Akçeli konularda bir hayli titiz davranıldığı gözden kaçmayan tasarıda, dopingle mücadelenin en önemli unsuru olan eğitimin birkaç sözcük ile geçiştirilmesi de endişelerimizi güçlendiren diğer nokta.
Şimdi tek bir şans daha var.
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında devreye girerek TADA'nın sakat doğumunu engelleyebilir.
Aksi takdirde, bu da güdük bir yasa olarak diğerlerinin yanındaki yerini alır.
İtiraz ve çelişki
Beğenmedikleri bir sonuçtan sonra Fenerbahçeli yöneticilerin gündem değiştirmeye yönelik çabalarını kanıksadık.
Son örnek, Sivasspor maçının ardından yaşananlar.
Sezonun en keyifli, en tempolu mücadelesini alkışlamak yerine, kural hatası iddiasıyla sahadaki emek görmezden gelindi ve futbolculara haksızlık yapıldı.
Ancak ne ilginçtir ki o akşam kameraların karşısında talep edilen hükmen galibiyet ve gerekçesine ilişkin açıklama, ertesi gün MHK'ye yapılan başvuruda çok farklı bir içeriğe dönüştü.
Sevgili Şekip Mosturoğlu maçtan hemen sonra Futbol Müsabaka Talimatı'nın 25. maddesine dayanarak, "Kural hatası yapılmıştır, sonuç 3-0 lehimize tescil edilmelidir" derken MHK'ye gönderilen 5 sayfalık itiraz dilekçesinde sunulan gerekçeler ilginçti.
UEFA statüsü ve Fortis Türkiye Kupasındaki bir hükmün niçin Süper Lig'de uygulanmadığını sorgulayan Şekip Mosturoğlu haklıydı.
Haklıydı haklı olmasına ama bunun maçın tekrarı veya hükmen galibiyet gerektirmediğini o da biliyordu.
Fenerbahçe'nin başvurusu olsa olsa gelecek sezon talimatta unutulan bir hükmün uygulamaya konmasına yardımcı olabilirdi.
Belli ki Şekip Mosturoğlu da maç sonrasındaki söylemlerinin sağlam gerekçelere dayanmadığını anlamış, ama geri dönüşü olmayan yolda çözümü uygulamadaki bir eksikliği dile getirmekte bulmuştu.
Yani hedef ikinci kez şaşmıştı.
Nedeni belli olsa da çok insan Fenerbahçeli yöneticilerde alışkanlık haline gelen bu çıkışı yadırgadı.
Ancak benim endişem, başı sıkışınca diğer kulüplerin de futbolun sahada oynandığını ve sonucun sahada alınması gerçeğini unutmaya kalkması.
Buyrun buradan yakın
Lig A'da zirve mücadelesi şekillenmeye başladı.
Gençlerbirliği Oftaşspor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Malatyaspor hedefe en yakın üç takım.
Bana göre en şanslısı Gençlerbirliği Oftaşspor.
Yine bana göre, pırıl pırıl gençlerden oluşan bu ekip anasının ak sütü gibi hak ediyor ödülü.
Kırmızı-siyahlılar zoru başarır, süper ligdeki üç başkent temsilcisinden herhangi biri küme düşmezse, Ankara uzun bir aradan sonra en üst ligde dört takımla temsil edilecek.
Ve neredeyse yarım yüzyıldır üzeri örtülen bir ayıp bu vesile ile ortaya çıkacak.
Ülke başkentinin nasıl bir tesis fukarası olduğu, UEFA standartlarındaki (o da yarım yamalak) tek statta maçların hangi koşullarda oynanacağı tartışmaları başlayacak.
Yıllardır tek çivi çakılmayan, mevcut spor tesisleri makyajlanmaktan kabuk bağlayan Ankara için, gerçeklerle yüzleşme vakti gelecek.
19 Mayıs stadının zemini malum. Haftada iki maça bile tahammülü kalmayan emektar tesis iflas aşamasında.
Cebeci Stadı kriterlerin dışında.
Yenikent Stadı'nın yeni sahibi belli.
Kaba hesapla bir sezonda 70 karşılaşma.
Bunların 16'sı dört büyük takımla.
Peki nerede oynanacak bu maçlar?..
Hayali yatırımlarla ülkeyi tesis mezarlığına çeviren, lisanslı tek yüzücüsü bulunmayan kentte olimpik havuz temeli atan, devletin parasıyla seçim propagandası yapıp meclise girdikten sonra kulağının üzerine yatan siyasetçilere soruyorum.
Ortaya çıkan bu ayıbın sorumlusu kim?
Benim tanık olduğum son 25 yılda onca bakan, bilmem kaç genel müdür geldi geçti...
Belediyeler sporu angarya görüp politik yatırımlara öncelik verdi.
Yazık ki bir tanesinin bile aklına gelmedi yeni bir stat, Ankara'ya yakışır bir tesis yapmak.
Buyrun işte eseriniz, koskoca başkentiniz!
Kadına kadın demek
Kadın mahkum diyebiliyoruz.
Kadın milletvekili ya da kadın doktor da...
Kadın yönetici, kadın pilot, kadın gazeteci diye hitap edebiliyoruz.
Dünya Kadınlar gününü kutlayabiliyoruz.
Bunların hiç biri ne kulağımızı ne beynimizi rahatsız ediyor.
Ama kadın sporcu deyince bazılarının tüyleri diken diken oluyor.
"Kadın değil, bayan sporcu" diye düzeltiveriyorlar.
"Kadın milli takımı değil, bayan milli takımı" diye ısrar ediyorlar.
Ama bay sporcu, bay polis, bay vekil diye incelmiyorlar.
Valla anlamıyorum!
Yoksa onlar kadın sporcuya başka gözle mi bakıyorlar?
cersen@milliyet.com.tr

