Türkiye'nin AB'ye öfke ve eylemsizlik yılı
AB-Türkiye ilişkileri konulu Wilton Park Konferansı'nda Türk tarafı AB'ye 'reform sürecinin rölantiye alındığı' mesajını verdi
Kadri Gürsel - Wiston House/Sussex
Kıbrıs meselesi yolu tıkamışken, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin Avrupa'da isteksizlik ve muhalefet sürer; bazı hükümetler Türkiye'yi engellemek için politikalar üretirken... "Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerine yeni bir ivme kazandırılabilir mi?"
21* ülkeden gelen 64 araştırmacı, bilim adamı, hükümet yetkilisi, diplomat, teknokrat, gazeteci ve yazar geçen hafta sonu İngitere'nin Sussex bölgesinde bulunan Steyning kasabası yakınlarındaki, 16. yüzyıldan kalma Wiston House şatosunda toplanıp, üç gün boyunca bu konuyu tartıştılar. Bir "Wilton Park Konferansı"** organizasyonu olan bu toplantının çerçevesi, İngiliz ev sahipleri tarafından, yukarıdaki paragrafta tırnak içinde aktardığımız soruyla çizilmişti.
Çıkış arayışı
İngilizler Avrupa'da haklı olarak, "AB üyesi Türkiye fikrinin şampiyonları" olarak tanınıyor... AB'nin Aralık 2006 zirvesinde 8 başlıkta müzakere açmamaya karar vermesi sonucu Türkiye-AB ilişkilerinde beliren duraklamayı aşmak için, İngilizlerin en azından entelektüel planda bir arayış içine girdikleri görülüyor.Wiston House'a, Türklerin ve Avrupalıların, gelinen noktada birbirlerine kapalı kapılar ardında neler söyleyeceğini öğrenecek az sayıdaki kişi arasında yer almanın imtiyazını hissederek gittik.
"Kapalı kapılar ardında" diyoruz, çünkü Wilton Park'ta dile getirilen görüşler ancak sahibinin adı ve konumu belirtilmeden yazılabiliyor.
Madem istenmiyoruz...
Aralık 2006'da Kıbrıs sorunu yüzünden yaşanan "tren kazası"nın, Türklerde nasıl derin bir "öfke ve hayal kırıklığı"na neden olduğu, konferansta Türkler tarafından hemen her fırsatta o kadar çok vurgulandı ki, Türkleri biraz yakından tanıyan, ne kadar gururlu ve duygusal insanlar olduklarını bilen bir Avrupalının, duydukları karşısında ciddi biçimde kaygılanması gerekirdi.Başlangıçta bir Türk, "Müzakerelerin askıya alınması Türkiye'de o kadar büyük bir öfke yarattı ki, bir şey yaptığımızda, 'Bunu AB için yapıyoruz' dersek hemen reddediliyor. Türklerde istenmedikleri duygusu hakim oldu. Bunu değiştirmek için bizim Türkiye olarak yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok" diyerek, Avrupalılara hükümetin bu şartlarda reformları eski yüksek hızıyla sürdürmeyeceği mesajını verdi. Çünkü Türkler AB reformlarını eskisi gibi sahiplenemiyorlardı...
Bir başkası, bu hayal kırıklığının Türkiye'yi bölgesel konularda AB ile işbirliği yapmamaya itebileceğinden söz etti.
Suçluluk duygusu
Diğer bir Türk konuşmacının, "Son zamanlarda Avrupalılar bana hep, Türkiye'nin AB çıkarlarına zarar vermeksizin tutulabileceği en uzak noktanın neresi olduğunu anlamaya yönelik sorular soruyor" şeklindeki sözlerine Avrupalı katılımcılar müstehzi tebessümlerle tepki gösterdiler.Türklerin Kıbrıs konusundaki hayal kırıklığını yansıtan sözleri, Yunanlılar ve Rumlar haricindeki Avrupalılar tarafından ya geçiştirildi ya da onları savunmaya zorladı. Rum Kesimi'ni Kıbrıs'ta bir çözümden önce AB'ye almanın ne kadar vahim bir hata olduğunun, artık çok geç olsa da, çoğunluk tarafından anlaşıldığını ve bundan ötürü Avrupalıların suçluluk duygusu içinde oldukları izlenimini edindik.
Bir Türk, "AB, 2004 referandumundan sonra verdiği söz ve taahhütleri üç yıldır yerine getirmedi. Yapıcı olduğumuz için cezalandırıldık" dedi. Ona cevap veren İngiliz, "Dönem Başkanı Almanya'nın (KKTC'yle) doğrudan ticaret üzerinde çalıştığını, AB'yi taahhütlerini yerine getirmemekle suçlamanın adil olmayacağını" söyledi.
Reform isteği yok
Herkesin üzerinde anlaştığı husus, Türkiye-AB ilişkilerinde oluşan hasarın kalıcılaşmaması için, Kıbrıs'taki tıkanıklığı açacak bir adımın şart olduğuydu. Türkler ise, 2007'nin Türkiye'de seçim yılı olması nedeniyle ilk adımı Ankara'nın atmayacağını Avrupalılara altını çizerek anlattılar.Ben bir Avrupalı olsaydım, Türklerin konuşmalarından, bu seçim yılını ve AB'yle yaşadıkları hayal kırıklığını bahane ederek, demokratik reformlar alanında da adım atmaya niyetli olmadıkları izlenimini edinirdim.
Ama Avrupalılar AB Komisyonu'nun reformları hızlandırması için Türkiye'ye baskı yapmayı sürdüreceğini belirttiler. Demokratik reformlar konusunda duyduğumuz en uç öneri Türkiye'nin mevcut anayasasını çöpe atarak, yeni baştan demokratik bir anayasa hazırlaması oldu.
İki şey dikkatimizi çekti... Birincisi, Kürt meselesinin Avrupalılar tarafından oturumlarda hiç gündeme getirilmemesiydi.
Türkiye'nin yeni değeri
İkincisi de, Türkiye'nin, doğal gazda Rusya dışındaki kaynaklara yönelmek isteyen Avrupa ile Asya ve Ortadoğu arasında bir enerji köprüsü olarak giderek artan stratejik öneminin vurgulanmasıydı. Avrupalılar Türkiye'nin enerji alanında AB ile işbirliğine yanaşmadığından yakındılar ve enerjiyi politik bir silah olarak kullandığı için AB'nin güvenini kaybetmiş bulunan Rusya ile haddinden fazla yakınlaştığı uyarısını yaptılar. Enerji alanında Avrupa'nın hayati ihtiyaçlarının karşılanması için sunduğu büyük potansiyel, Türkiye'nin AB nezdinde ağırlığını artıracak.Ezber sürüyor
Wiston House'a gelirken hissettiğim imtiyazlılık duygusundan, ayrılırken eser kalmamıştı. Şatoyu çevreleyen merada gördüğüm miskin koyunlar bana Türkiye-AB ilişkilerindeki durgunluğun zihinlere de sirayet ettiğini düşündürttü. İngilizler, ezber dinlemekten sıkılmış olmalılar ki, bu konferansı düzenleme gereğini duymuşlar. Bu konferansta ezberin dışına pek çıkılmamış olsa da, iyiniyetli çabalarından ötürü kendilerini tebrik etmek gerekiyor.* Türkiye, Norveç, İspanya, Birleşik Krallık, Fransa, İrlanda, Kıbrıs Rum Kesimi, KKTC, Letonya, Rusya, Danimarka, Yunanistan, Hollanda, Ermenistan, Litvanya, ABD, Bulgaristan, Almanya, Finlandiya, Belçika, Polonya.
** 1946'da "Avrupa'da refahın ve demokrasinin gelişimine katkıda bulunmak" için Winston Churchill'in inisiyatifiyle, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın bünyesinde, akademik bakımdan bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşu olarak kurulan "Wilton Park", her tür uluslararası sorunun serbestçe tartışıldığı bir platform oluşturmayı hedefliyor. Türkiye konulu toplantı, kuruluşun düzenlediği 825'inci konferanstı.
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

