Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Mart 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Paris Hilton İsyanı


Bilhassa son on yıldır gazetelerin içinden çıkamadığı bir soru var: Magazin mi medya yumurtasından çıkıyor yoksa medya mı magazin yumurtasından?
Bizler, insanlar çok istediği için mi magazin yazıyoruz yoksa biz magazin yazdığımız için mi insanlar magazin okuyor?
Biz göğüs göbek gösterdiğimiz için mi insanlar göğüs göbek meraklısı hatta bağımlısı oldu? Yoksa göğüs göbek gösterdiğimiz için mi insanların artık başka şeylere bakası kalmadı?
Bu magazin-göğüs-bacak-gözetleme sarmalı öyle bir şey ki, "popüler kültür eleştirisi" adlı son derece ciddi bir iş bile popüler kültüre dahil edildi. Bundan üç yıl önce bir yazı yazarak bu endüstriye dahil olmamaya karar verdiğimi yazmıştım. Çünkü eleştiri adı altında artık eleştiri yapanların da popüler kültür şahsiyeti haline geldiğini, güya "laf geçirerek" ünlülerin ününden faydalandığını söylemiştim.

İzlenen ve gözetlenen...
Prof. Ünsal Oskay ile TV8'de bir programa katılmıştık ve sanırım BBG gibi bir yarışmanın katılımcılarından biri de oradaydı. Bir anda gördüm ki, Oskay ve ben o "izlenen", "gözetlenen" insanlarla aynı platformda konuşuyoruz. En sonunda da BBG evinden canlı telefon bağlantısı yapmak üzere aldığım davet noktayı koydu.
Baktım ki aslında bu eleştiri işi de magazin sarmalına eklenmeye neden oluyor, bıraktım. Oysa yıllardır yazdığım yazılar içinde itiraf etmeliyim ki belki sadece onlar en çok okunanlar değildi, ama "banko çok okunan" yazılar popüler kültür eleştirisi yazılarıydı. Bir yazar için o yazarı kesinlikle çok okunacaklar listesine alacak konuları reddetmek kolay bir şey değil. Ama böyle şeylere tamah etmek de insanı başka biri yapıyor nihayetinde, göze alınacak bir risk değil. O popüler kültür eleştirilerini belli bir ideolojik pencereden yazmak bile insanı kurtarmaz, insan kendini sonunda magazin kahramanları arasında buluverir. Koşarak kaçası gelir insanın. Bu, meselenin bir tarafı. Diğer tarafı medyanın magazine isyanı.

Hilton haberlerine ambargo
Geçen haftalarda Hülya Avşar haberi yapılmazsa memlekette ne tür kalkışmalar, ne tür isyanlar çıkabileceği üzerine matrak bir yazı yazmıştım. Dünyanın en büyük haber ajanslarından Associated Press'in de aklına aynı soru takılmış olmalı ki, geçen günlerde bir hafta boyunca sosyetik güzel olarak kariyer yapan Paris Hilton'la ilgili haberlere ambargo koydular.
Denemek istemişler, bakalım kimse soracak mı, merak edecek mi diye. Kimse ne sormuş ne ilgilenmiş. Gazeteciler ve okuyucular, "Ne oldu Paris kızımıza?" diye bir an endişelenmemiş. Ajans, nihayet yaptığı numarayı açıklamış ve böylece aslında ne basının ne de okuyucuların Paris Hilton'a ihtiyacı olmadığını göstermiş oldu. Şimdi mesela bir hafta Türkiye'de de bütün gazeteler birleşip magazin-göğüs-göbek-bacak-dikizleme haberi yapmasa ne olur? Böyle bir deney yapmak için sözleşebilecek, böyle bir ortak hareketi göze alacak genel yayın yönetmenleri var mı acaba? Hiç değilse beş gün bu tür haberler vermeyince tiraj ne olacak diye deney yapacak cesur yürekliler var mı?
Star gazetesinde Mehmet Altan geçen hafta bir yazı yazdı. Kendi gazetesinin internet sitesinde, Türkiye siyasi gündeminin en yoğun olduğu günde en çok okunan haberin "göğüs güzeli" başlıklı haber olduğunu yazarak bu duruma küçük isyan etti.
Haklı bir isyan. Hele bir gazeteyi biçimlendiren aklı başında yöneticiler için fena halde kahredici bir durum. Ama hâlâ bilemiyoruz Türkiye basını olarak, insanların magazine ihtiyacı mı var yoksa biz onu gösterdiğimiz için mi insanları buna bağımlı, meraklı kıldık?
Bunu öğrenmenin tek bir yolu var. Ya halkımız isyan edecek göğüs bakamadı diye ya da bu magazin sarmalından sonsuza kadar kurtulacağız. Denemeye değmez mi ey Türk basınının yöneticileri?

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Bir yanda yüz binlerce yazılı satır, bir yanda 40 katırla 40 satır
İzmir'in eski dava vekillerinden, ikisi de Be...
Melih AŞIK
Boğaz tüneli
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir To...
Fikret BİLA
Türk-Kürt ittifakı nasıl olacak?
Abdullah Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşm...
Hasan CEMAL
İrtica değil, faşizm!
Evet, tehlikenin farkındayım. Bugün Türkiye'n...
Güneri CIVAOĞLU
Telekulak
12 Eylül öncesi, telefonda konuşuyordum.
Abbas GÜÇLÜ
OKS değişecekmiş (2)
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in anadolu ...
Metin MÜNİR
Cinliğin batsın Metin Münir!
Bir zamanlar kendimi çok cin sanıyordum. Geçe...
Hasan PULUR
Her şeyin cevabı var!
EŞ dost, okur sorar:
Derya SAZAK
Sivil andıç
Genelkurmay'ın gazetecilerle ilgili 'andıç'ın...
Meral TAMER
Avrupa Parlamentosu'nda Kadınlar Günü (2)
Yurtdışı iş gezilerine çok seçerek, hatta kıl...
Ece TEMELKURAN
Paris Hilton İsyanı
Bilhassa son on yıldır gazetelerin içinden çı...
Osman ULAGAY
Yasaklarla, andıçlarla yürüyoruz aydınlığa
İnternette Google arama motoruna girip "sefil...
Güngör URAS
"Kim olduğunuz" değil, "kimin adamı olduğunuz" önemli
Bugünlerde gene insanlar "O bizden/ Bu bizden...
Serpil YILMAZ
Çubukçu'nun gerilim filmi gibi bakan olma anısı
Gece, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin ...

© 2006 Milliyet