Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Mart 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kütüp de haneye ihtiyaç duyar

Biz kütüphaneye "kütüp" derdik arkadaşlar arasında. "Nereye?" "Kütüp'e." Maksat kısaltma olsun. Sonra öğrendim, kütüp meğer kitabın çoğuluymuş, kitaplar...

tubakyol@yahoo.com


Kitaplar taştı. Normalde bir insanın başucunda bir-iki, bilemedin üç, haydi beş, diyelim 10 kitap durur. Bizimki 10'u da geçti. Ben görmezden geldim tabii. Halime hanım isyan etti: "Bunları koyacak yer yok. Kitaplık al."
Eskisinin yanına küçük bir ek durumu çözecekti. Ama işte nereden bulunacak eskisine uyumlu küçük bir ek. Böyle de estetik kaygı sahibi kimseleriz...
Bana kalsa, daha birkaç ay evde mavrası dönerdi. Neyse ki benim gibi yavaş birini dengelemek üzere doğanın bana bir armağanı olsa gerek, gayet tez canlı arkadaşlarım var. "Haydi haydi" diye iteledi biri. Kitapları boşalttık. Kitaplığı söktük. Böyle kısa cümlelere kanmayın, bayağı işti...
Aynı gün gidildi, kitaplık da alındı. Fakat ner'de öyle anında gelecek, yerleşecek... Gelmesi bir haftayı buldu. Kurulması mesele değildi de, ben ille de cam kapaklı olsun diye tutturup altı kapağı da sevgilime taktırmaya kalkışınca...
Sevgilisiz kalacaktım az kalsın. Sevgilim kitaplarını alıp gidince de yeni ve büyük ve fakat boş, üstelik de kapaksız, yani manasız bir kitaplıkla baş başa.
Neyse bitti.
Kitapları da tek tek yerleştirdim.
Sırtım, belim, kollarım, bacaklarım, parmaklarım... Topyekun ben ağrıyorum!
* * *
Bu arada başka bir arkadaşım geldi eve. Ben belim kopuyor diye sızlanınca, "Ne numaracısın ha" dedi, "Kitapları öbek öbek eline geldiği gibi koydun di mi?"
Hayır canım, itinayla ayırıp yerleştirdim.
"Muazzez Tahsin Berkand'ların yanında 'Anna Karenina' var. Haydi aşk-meşk, anladık diyelim. 'İnsanat Bahçesi' ile 'Karafatmanın Sarayı' ne alaka? İnsanat bahçesi, hayvanat bahçesine gönderme, karafatma da bir hayvan diye mi? Hihohha... (Böyle güldü hayvan!) Aynı rafta 'Temel Parçacıklar'ın işi ne? Bari şunu söyle, 'Kör Saatçi' (evrimle ilgili Tübitak Yayınları'ndan çıkmış bir kitap) ile 'Vampirle Görüşme' (Brad Pitt'li, Tom Cruise'lu filmin kitabı) niye yan yana?"
Ben bir şekil bağlıyorum, karışmasanıza...

Dünyanın kabuğunu kaşıyalım mı, taşıyalım mı?

Dünyanın eksik parçası varmış. Atlantik Okyanusu'nun 4 bin metre kadar dibinde yerkabuğunun bir kısmı eksikmiş. Bu beş yıldır da biliniyormuş.
Şimdi ben müsaadenizle gayet saçma bir bağlama yapacağım.
Virüsler bir hücreye girdiklerinde
o hücrenin mekanizmasını ele geçirirler ve hücreye kendilerini kopyalattırırlar. Sayıları yeterince artınca da hücreyi patlatırlar. Ama bütün virüsler ille de hücreyi patlatmaz. Bazıları da hücre zarının bir kısmını yanına alarak hücreyi terk eder.
Ben insanoğlunun dünyanın virüsü olduğu analojisini fazla ciddiye alıyorum galiba.
Gelecekte bir gün, dünya tam patlayacakken, insanların güvenli bir şekilde tahliyesi için atmosferin bir kısmını yanlarına almalarını sağlayacak bir teknolojinin geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Aman tamam, saçma şeylere inanıyorum; ne var?
Sanki sizin inandığınız her şey çok mu mantıklı?
Atmosfer konusunda yanılmış olabilirim. Ama dünyanın bir kısmı eksik olduğuna göre, belki de dünya patlamadan önce başka bir gezegene transfer için insanın yerkabuğundan bir parçayı yanına alması gerekiyordur. Hem "kabuk" ismen de daha uygun.
Ve belki yerkabuğunun bir kısmını yanına alıp da çoktan başka gezegene kapağı atanlar olmuştur.
Bu da mı komplo teorisi?
Bir diğer teorime göre de şu yerkabuğunun eksik olduğu yer dünyada hayatın başladığı yer olabilir. Çünkü virüsler bir hücreye girerken...

Biri elmayı yedi ama...

İnsanın fosil kayıtlarından izlenebilen en uzak kökeni orman tabanında yaşayan yumuşakçalarla beslenen ufak bir primatmış. Bu küçük şey 70 milyon yıl kadar önce orman tabanını bırakıp ağaçlara sıçramış. Adı da komik biraz: Ağaçsivrifaresi.
Ağaçsivrifaresi 50 milyon yıl boyunca ağaçlarda yaşamış. Böylece bedeni irileşmiş, iskeleti dikilmeye başlamış, parmakları gelişmiş, gözleri de yanlardan öne doğru kaymış.
Bugün saçma bağlamalar günümdeyim.
Adem ile Havva yasak elmayı yedikleri için kovulmuşlardı ya cennetten hani.
Belki de işte bununla kastedilen, yumuşakçalarla beslenen o ufak ve mutlu primatçığın ağaca zıplayıp elma yemesidir.

manik depresif köşe

Adem'le Havva'nın elma yeme hadisesini Mac'lerdeki "elma y" tuşuna bağlayıverdim şu dakikada. "Elma y" son yapılan hareketi tekrar eder. Klavye kısayolu. "Redo" tuşu.
İnsanoğlu elmayı yiyerek "elma y" yaptı. Virüslerin hücreye kendini kopyalatıp durmaları gibi. Adem'le Havva elmayı yediğinden beri bir "elma y" halidir gidiyor.
Ben böyle manik manik hoplaya zıplaya bu mevzuyu daha uzatırım ama...
Kitap indir-bindir, çok yoruldum bu hafta.
Artık durayım, depresyona gireyim, di mi?

Rüya tabirleri kitabında "salaklık" maddesi var mı?

Tuğba Özay rüyasında Tayyip Erdoğan 'ı görmüş. Yeni Şafak'çılar sağ olsun, rüya tabirleri kitabına bakmışlar, bildirdiler: "Muradına erecek. Rüyasında başbakanı görmek o kişinin umduğu, beklediği bir amaca ulaşacağına işaret eder."
İlgiyle okudum zira ben de başbakanı rüyamda görmüştüm.
Rüyaların raf ömrü, son kullanma tarihi falan var mıdır? Ben başbakanlı rüyayı göreli yıl oldu, hâlâ ne bir murada ermek ne bir şey.
Kısmetse rüyamda ABD Başkanı'nı göreceğim, herhalde ancak öyle muradıma ereceğim deyip bu niyetle yatınca...
Hakikaten beynimin bağlantılarında bir gevşeklik olsa gerek. George W. Bush diye yatıp George Clooney ile uyandım.
Deniz kıyısında karşılaşıyoruz. "Aaa siz Corç Kluuni'siniz" diyorum. Daha iyi bir şey bulamıyorum, "Türkiye'ye gelin" diyorum.
Çok gülüyor.
Sonra masa örtüsü büyüklüğünde beyaz bir kumaşı kumsalda bir ağacın dalına asıp ellerini boyalara batıra çıkara boyuyor.
Ben de bu esnada "Üf bunu satsam amma para eder" diye düşünüyorum. "Üf ama satamam ki, çok ayıp olur" diye de düşünüyorum.
Uyandım.
O-bu değil de, kafama takıldı, neredeydik acaba diye...
Türkiye'de miydik acaba?
"Türkiye'ye gelin" dediğimde, niye o kadar çok güldü ki adam?
Kesin Türkiye'deydik.
Ne salağım!
Politik olsun, artistik olsun mühim kimseleri rüyada ağırlamak bir yana, şu rüya tabirleri kitabında "rüyada salaklık yapmak" diye bir madde de var mıdır acaba?


CUMARTESİ
O gerçekten de mavi gözlü bir dev
Bu yaz jean salopet moda
Parkalılar aramızda...
"Her kıyafet geçici ama kaftan kalıcı"
ne var, ne yok
En moda En yeni
Tavanızı önce deneyin sonra alın
Hastane hazırlıkları ne alemde?





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Menderes Özel
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet